16 Aralık 2017 Cumartesi

Korku - Stefan Zweig


Yazar: Stefan Zweig
Çevirmen : İlknur İgan
Yayınevi: İş Bankası Kültür Yayınları
Sayfa Sayısı : 80
İlk Baskı Yılı : 2015

KİTAP TANITIMI :
Rahat ve korunaklı bir yaşam süren saygın bir kadın, sekiz yıllık evliliğinden sıkılmış, burjuva dünyasının kozasından çıkarak kendini genç bir piyanistin kollarına atmıştır. Ancak bu gizli ilişkiden haberdar olan bir şantajcının ansızın zuhur etmesiyle, hayatında yeni farkına vardığı bütün güzellikleri yitirme tehlikesiyle karşı karşıya kalır ve kahredici bir korkunun pençesine düşer. Korku insanı bilinçdışına itilmiş utanç verici deneyimlerden, bastırılmış pişmanlıklardan özgürleştirebilecek güçte bir yapıt.

KİTAP YORUMUM:
Stefan Zweig'ın bir eserini daha okudum. Kitaplar  ince olmasına rağmen dolu dolu. Az ama öz. İnsana bir sürü şey hissettiriyor ve birçok şeyin farkına vardırıyor.

Dershanede teneffüslerde ve otobüste okuyarak Bitirdim. Zaten Zweig kitapları bence en güzel otobüste okunuyor. Kalabalık ve gürültülü o ortamdan soyutlanıp Zweig karakterlerinin hayatına dalıyorum. İnce olduğu için taşıması kolay. Hem de derslere yorulmuş beynimi, insanları Derince anlatan Zweig kitaplarına yöneltmek harika :D

Bu kitapta adından anlaşılacağı üzere korku duygusu ele alınmış.

Kocasını aldatan bir burjuva kadını var. Bir gün şantajcı onun yaptıklarını öğreniyor ve ondan para vermesini istiyor. Yoksa herkesin öğreneceği ile tehdit ediyor.

O andan sonra Irene hayatın anlamını, yaşamanın güzelliğini ve elindekilerin kıymetini anlıyor.

Kitabı çok beğendim.

Irene'nin içindeki korku ve gelgitli ruh halini Zweig harika yansıtmış. Bu adam kadınları gerçekten çok iyi anlamış ve aktarmış.

Irene ve kocası arasındaki diyalog kitapta en sevdiğim yer oldu.  45.sayfada başlayan o kısım.

Kitabın sonunu da beģendim. Tahmin ettiğim gibi çıktı ama olsun. Irene'in çocuklarına ve kocasına gerçekten önem vermeye başlaması ve onları kaybedecek olmak düşüncesiyle korkuya kapılmasını en iyi şekilde anlatmış Zweig. Her kitabında o adama daha da hayran oluyorum.

Korku duygusunun insana neler yaptıracağını öğrendim. Gerçekten güçlü bir duygu.

İnsan neden kaybedeceği şeyleri bildiği halde kendini tehlikeye atar?

Neden elindekiler yeterli gelmez ?
Neden insan hep daha fazlasını ister ?

Küçük ailemizle mutlu olmak her zaman daha güzeldir. Paran yok mu olmasın sevgin var. Sevgi varsa çaba var emek var. Mutluluk pahali değil ki. Küçücük şeylerle mutlu olabilir insan. Hayatındaki kisilere değer verip onlarla kısacık zaman geçirmek bile mutlu olmaktır.

Sahip olduğumuz şeylerin değerini, onları kaybetmeden anlayabilmek ümidiyle...

~Alıntılar ~

*“Korku cezadan çok daha beterdir, çünkü ceza bellidir, ağır da olsa, hafif de, hiç bir zaman belirsizliğin dehşeti kadar, o sonsuz geriliminin ürkünçlüğü kadar kötü değildir. “

*Geçmişte kalmış unutulmuş yaşantılar kendi suçu olamazdı.

*Zamanın çoktan sildiği bir hata için cezalandırılabilir miydi insan?

*Bugün suçsuz biri hüküm giydi.

*belki de insan... en büyük utancı... kendine en yakın hissettiklerine karşı  duyar.

*İnsanların yüzlerine baktı. Hepsi yabancı geliyordu, her şey ölü,  bir şekilde canlılığını yitirmiş görünüyordu. Hepsi bir bakıma çoktan uzaklaşmış , yitmişti, artık ona ait değildi.

~Amaril~

11 Aralık 2017 Pazartesi

Olağanüstü Bir Gece - Stefan Zweig


Hissiz bir adamın yaşamı tüm duygularıyla öğrenmeye çalışmasının hikayesi bu.
Yaşamın amacını, insanlara iyilik etmenin önemini kavratan bir hikaye.

Tek bir gecenin insana derin izler bırakabilmesini okuyoruz. Zweig yine kalemini konuşturmuş.

Sonunda Stefan Zweig'ın çok konuşulan bu kitabını okuyabildim.  Güzeldi.

Hayatta dikkat edilmeyen ama geleceğe yön veren ufak ayrıntıların, bir hayatı değiştirebileceğine, bir  insanı yaşama bağlayabileceğine tanık olacaksınız.

Yine dershanede başlayıp otobüste bitirdiğim bit kitap oldu.

Stefan Zweig'ı bu yüzden seviyorum işte. Dili anlaşılır ve sürükleyici. Bir çırpıda bitiyor. İnsana yönelik hikayeleri. İnsan psikolojisine ve ruhuna...

Kitabın kapağı da kitaba uyumlu olmuş. Van Gogh'un Yıldızlı Geceler tablosu.

Bu aralar İş Bankası Yayınları'na yönelmeye başladım ben.
İş Bankası Yayınları güzel basıyor kitapları. Beyaz zemin üzerine.  Kitabın yandan görünüşünde kitapla ilgili ufak semboller var ve bu çok hoş.    Yazım hatasına da rastlamadım. Çıkardıkları bu kitaplar için Yayınevine teşekkür ederim.

Not1: Bilgisayarım arızalandı. Telefondan gondermek zorundayım. Yazıda birçok detay eksik. İnşallah sonra düzeleceğim.

Not2: Bu aralar dershane, sınavlar ile boģuşuyorum. İyiyim ama yorgun geçiyor. Dua edin lütfen bu sene sonunda istediğim yeri kazanayım ve yazın bloguma gerekli ilgiyi Gösteriyim.
 İnşallah sizlerde iyisinizdir :)

Not3: Okuduğum ilk Stefan Zweig kitabı Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu idi. Onu ve ondan sonra okuduğum tüm Zweig kitaplarını da kısa zamanda yorumlarım inşallah.

~Amaril~

29 Ekim 2017 Pazar

ÇIRAK – TESS GERRITSEN



Yazar: Tess Gerritsen
Çevirmen: Cumhur Mısırlıoğlu
Yayınevi : Martı Yayınları
Sayfa Sayısı: 384
Baskı Yılı: 2015
Tür: Polisiye, Gerilim, Heyecan, Aksiyon, Romantizm

KİTAP TANITIMI:
Cerrah Geri Dönüyor... Ve Bu Kez Yalnız Değil...

Boston dedektifi Jane Rizzoli, Cerrahın elinden yeni kurtulmuş, kâbuslarının sona erdiğini düşünmeye başlamıştır ki, yeni ortaya çıkan bir seri katilin peşine düşmek zorunda kalır. Ancak bu yeni katilin yöntemlerinin Cerrahınkilere olan benzerliği ürkütücüdür. Davayla ilgili herkesten daha çok şey bilen gizemli bir FBI ajanının ortaya çıkışı Rizzoli'nin işini kolaylaştırmaktan çok daha da zorlaştıracaktır. Uzun yıllardır birlikte çalıştığı ortağının yardımı olmadan tek başına savaşmak zorunda olan dedektif, korkularıyla ve kâbuslarıyla yüzleşip Cerraha ve "çırağına" meydan okumaya hazırlanmaktadır.

Bu kitabın kapağını açmadan önce ışıkları yakmayı, dolapların içini kontrol etmeyi ve kapıları kilitlemeyi unutmayın.
-People-

Ustaca ve ürkütücü... Gerilimi ensenizde hissedeceksiniz.
-The Washington Post Book World-

Tam anlamıyla korkunç... Kitabı okuyacağım diye uykularımdan oldum ve uzun süre kendime gelemedim. Gerilim hiç bitmiyor, Gerritsen'in karakterleri bir neşter gibi derine iniyor.
-Beşinci Tüp'ün Yazarı Michael Palmer-

Gerritsen'in romanlarında bağımlılık yaratan bir şeyler var... Gözlerinizi sayfadan ayıramıyorsunuz; akıp gidiyor. Vakit gece yarısını geçip sabaha dönmesine, içinizin ürpermesine, tüylerinizin diken diken olmasına aldırmadan okuyorsunuz...
-Maine Sunday Telegram-

Kendinden emin bir cerrahın neşteri gibi keskin... Tess Gerritsen bütün ustalığıyla gerilim romanları arasındaki yerini sağlamlaştırıyor.
-Publısher's Weekly-

Gerritsen hayranlarını hayal kırıklığına uğratmayacak bir roman... Yeni okurların bu heyecanı keşfetmesi için iyi bir fırsat...
-Booklist-



KİTAP YORUMUM:

İki gün önce başlayıp dün gece saat 1 e kadar okuyup bitirdiğim kitabın yorumuyla sizlerleyim. Okumayı bırakamadım, sonunu çok merak ettim ve uykusuz gözlerle okumama değdi cidden çok beğendim :)

***Ayrıca Tüm Türkiye'nin ve Türk olduğunu hissedenlerin 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı Kutlu Olsun ! :)

Cerrah kitabını okuduydum. 9.sınıftayken. Ama o zamanlar Çırak'ı kütüphaneden veya arkadaşlarımdan bulamamıştım. Sonradan kendim aldım. Ama okumaya fırsat olmadıydı. İyi ki şimdi okudum. O kadar özlemişim ki Tess'in cümlelerini. Bana çok iyi geldi, stres yaşadığım bu dönemde.

Cerrah aklımdaydı. Ama yine de unuttuğum yerler olmuş. Onları da Çırak sayesinde hatırladım. Yani Tess önemli kısımları yine hatırlatmış. Kitap harikaydı.  Çok heyecanlı ve sürükleyiciydi.

Cerrah'ın yaptıklarını taklit eden bir adam çıkıyor ortaya. Ama sonra onun taklit değil kendi zevki için bunları yaptığı anlaşılıyor. Bu adam eş olan insanlara saldırıyor. Adamları öldürüp kadınları kaçırıyor. Tabi bunları hapiste haber izlerken Warren Hoyt da öğreniyor. Cerrah bir şekilde hapisten kaçıp Çırak'ı buluyor. Artık cani insanlar 2 kişi. Bundan en çok etkilenen Jane Rizzoli oluyor tabi ki.

Rizzoli 1 yıl önce yaşadıklarını unutmaya çalışırken bu son olan cinayetler onu tekrar mahvediyor. Ama polisten tek kadın olması dolayısıyla kendini güçlü tutmaya duygularını kontrol etmeye çalışıyor. Çünkü herkesin gözü onun üstünde. Herkes o düşsün diye beklerken Rizzoli tam tersi kalkıp savaşıyor.  Bu cinayetlerde Baş Dedektif o oluyor.

Rizzoli'nin yaşadığı korkular, güçlü kalmaya çalışması falan çok iyi anlatılmış. Ayrıca onun tek kadın polis olması ve sürekli erkeklerin küçümseyici bakışlarına katlanmak zorunda olması da güzel anlatılmış.

Bu kitapta Dr. Maura Isles ve Ajan Gabriel Dean aramıza katılıyor. İkisini de çok sevdim tabi ki :))

Rizzoli'nin Dean'e karşı olan davranışları konuşmaları çok güzeldi.

Tess kitapta kadınlara yapılan şiddeti kınadığını Rizzoli üzerinden aktarmış. Bu konu üzerinde çok durması hoşuma gitti.

Arada Cerrah'ın düşüncelerine de yer vermesi kitabı daha ürkütücü yapmış. Onun normal davranışları ama sapık zihniyeti...

Martı yayınlarının bu baskısında paragraf arası boşluk ilk başlarda yoktu. Yani Cerrah ve Rizzoli'nin paragraflar ardarda olduğu durumda anlaşılmıyordu hemen hangisine ait diye. Sonradan düzeldi gibi.

Korsak ve Rizzoli'nin dizideki gibi iyi olmasını isterdim. Ama değildi maalesef. Zaten dizide daha eğlenceli yapmak esas alındığı için birçok şey farklı
 Ama olsun ben her ikisini de beğeniyorum. Tabi ki en fazla kitap serisini =)

Kitap cidden güzeldi.  R&I okumayı çok özlemişim.

Kitabın sonu biraz tuhaf bitti.

Tess bu kitapta şiddete, insan davranışlarına, psikolojik ruh haline, kadınlara değinmiş. Yani şiddeti insanlar ne kadar kınasa da, herkes o şiddet anlatılırken istemeden ilgi duyar içinde bir yerlerde hoşuna gider. Şiddet bizim doğamızda var. Aslında insanlar şiddeti kötü olarak görse bile şiddetin özellikle kadınlara yapılan şiddetin ve tecavüzlerin özellikle erkeklerde hem dehşet hem de zevk uyandırmasına değinmiş Tess Gerrıtsen. Okuyunca ne demek istediğimi anlarsınız.

İşte İnsan bu kadar da aciz. İrademiz çok hafif. Kendimizi ne kadar kontrol edebiliyor gibi gözüksek de bu şiddet eğilimi gibi ilkel davranışlar içimizde yatıyor. En düzgün insanın bile hayallerinde şiddet olabilir. Hoyt gibi korkunç insanların günlük hayatta normal davranması ama beyinlerinde bir sürü dehşet hayal gezmesini anlatmak istemiş Tess.

İşte tam da bu yüzden Tess'i seviyorum. Bizi düşündürüyor. Sadece basit polisiye yazıp geçmiyor.  Derine iniyor. İnsan davranışlarının kökenine.  Ayrıca bunu hem tıbbi hem polis dilindeki ifadelerle açıklıyor.

Tess'in kitaplarında heyecan, korku, adli tıp, polisiye, gerilim, romantizm var. Her kitabında bunlara değiniyor ve ortaya harika eserler çıkıyor. 

Bence herkes okumalı ve düşünmeli Tess'i.

-Amaril-



7 Ekim 2017 Cumartesi

ATEŞİN ŞARKISI – TESS GERRITSEN

ateşin şarkısı ile ilgili görsel sonucu

Yazar: Tess Gerritsen
Orijinal adı: Playing With Fire
Çevirmen: Cumhur Mısırlıoğlu
Yayınevi : Martı Yayınları
Sayfa Sayısı: 304
Baskı Yılı: 2016

KİTABIN TANITIMI:

"Ona baktığınızda ne görüyorsunuz?" "Kızım o benim. Tabii ki her açıdan mükemmel olduğunu düşünüyorum. Fakat"... "Fakat?" Artık ondan korkuyorum.

Üç yaşındaki kızının saldırısına uğradığında Julia'nın hissettiği tam da budur. Genç kadın, dünyalar tatlısı kızı Lily'ye ne olduğunu anlayamaz, ama onu bu hale neyin getirdiğini biliyordur. Ya da bildiğini sanıyordur.

"Her şey o zaman değişti işte. Kâbus o zaman başladı. Incendio'yu ilk çaldığım zaman. Bu müzikle ilgili bir şey hayatımıza bulaştı ve kızımı, her gördüğümde kanımı donduran birine dönüştürdü."

Julia, bir antikacıda bulduğu Incendio adlı bestenin, kızı üzerindeki ürkütücü etkisinin sırrını çözmek zorundadır. Bu uğurda yalnızlığı göze alıp, yabancı bir şehrin karanlık geçmişine uzanan sokaklarında kaybolsa bile.

(Benim kameramdan)

KİTAP YORUMUM:

En sevdiğim yazarlardan biri olan Tess Gerritsen’ın farklı türdeki kitabıyla karşınızdayım :)  

Bu kitabı taa Ramazan’da okuyup bitirdiydim. Bir türlü yorumunu yazamadım. Oruç olduğum halde 1 günde bitirdim. Bir başladım, sonra bir baktım akşam ezanı okunuyor. Kitabı bitirmişim akşama kadar :)

Çok ilginç bir kitaptı. Evet Tess alışıldık konularından uzaklaşmış. Bana göre iyi bir kitaptı. Tess ne yazsa okurum diyenlerden olduğum için :) Tess’in anlamı benim için çok farklı. Polisiyeyi ve adli tıpı bana cidden sevdiren yazardır. Bu kitabında farklı kültür, geçmişin karanlık sırları, müzik var. Sonunda yine şaşırtıcı. Harika bir kitap bana göre. Ama Tess’in normal konularından uzak olduğunu bilerek başlayın hayal kırıklığına uğramazsınız :)

Her ne kadar Rizzoli & İsles serisini 9.sınıftan beri hala bitirememiş olsam da okumayı çok sevdiğim bir yazar. Kitaplarının hepsi elimde olmadığı için bitiremedim zaten serisini. Ama inşallah seneye yazın R&I nın tüm kitaplarını alıp okuyacağım :)
Kitaba gelelim bu kadar sohbet yeter ;)

Kemancı Julia, Roma’da eski bir sahafta daha önce hiç görmediği, duymadığı bir besteyi buluyor. Incendio. Çok hüzünlü başlayan ama sonra çılgınca hızlanan bir beste bu. O hüzünlü ses bir anda gerilim müziğine dönüşüyor. Onu çalarken çok farklı hissediyor. Bu besteyi çaldığı andan sonra 3 yaşındaki tatlı kızı bir anda değişiyor ve Julia’nın korktuğu birine dönüşüyor.

Julia eseri her çaldığında kızı kötü bir şey yapıyor. Julia herkese kızının değiştiğini söylese de kimse ona inanmıyor. Üstüne üstlük annesinin gerçek hikayesini öğreniyor. Annesi psikozdan dolayı akıl hastanesine yatan bir kadınmış. Ama halası onun hasta olmadığını, sadece tüm ilgi onun üzerinde olmadığı için sıkılıp çılgınlık yaptığını söylüyor. Hatta Julia’nın erkek kardeşini henüz 3 haftalıkken balkondan aşağı bilerek atmış. Julia da annesinin genlerinden bu dehşet verici özelliğinin minik kızına geçtiğini düşünüyor. Sonra da eserin izini araştırmak için evden ayrılıyor.

cremona italy keman ile ilgili görsel sonucu

Romanda diğer önemli karakter de Lorenzo. Julia’dan önce yaşayan bir kemancı. İkinci dünya savaşından önce Lorenzo bir kızla müzik yarışına hazırlanıyor. Lorenzo keman çalıyor. Laura da çello çalıyor. Savaş çıkana kadar sürekli çalışıyorlar. Kendi bestelerini oluşturuyorlar.  Laura çok cesur ve farklı biri. Lorenzo’nun beklediğinden daha değişik. Zamanla birbirlerini seviyorlar. Onların diyalogları çok hoştu.

Her şey güzel gidiyor ta ki Yahudi katliamı başlayana dek. Lorenzo ve ailesi Yahudi olduğu için onlar da toplama kampına götürülüyor. Lorenzo yanına sadece dedesinden kalan kemanı alabiliyor. Onun kemanını gören askerler onu kenara çekip müzik çalmasını istiyorlar. Lorenzo’nun iyi çaldığını görünce onu bir müzik orkestrasına dahil ediyorlar. Ama  bu normal bir grup değil. Amaçları çok kötü. Ailesini unutup hayatta kalması gerektiğini söylüyorlar Lorenzo’ya. Onun başka çaresi olmadığı için teklifi kabul ediyor. Hayatının en kötü günleri başlamış oluyor. Evet karın tokluğuna, öldürülmeden yaşıyor ama ailesinden ve sevdiği kızdan uzakta. Buna yaşamak denilirse tabi.

Julia da Venedik’e gidiyor. Bir arkadaşıyla bu eserin izini sürüyorlar. Müzelere bakıyorlar. Her ulaştıkları bilgi onları daha da şaşırtıyor. Silahlı adamlar onun araştırmasını engellemeye çalışıyor. Daha bir sürü aksiyon…

Lorenzo’nun hikayesi çok korkunç. Okuduğumda çok ürperdim. Tess Gerritsen iyi bir yere odaklanmış. Bu kitabın altından öyle bir konunun çıkacağını hiç tahmin etmemiştim.
Nazilerden iyice nefret etmeme sebep oldu. Ya her ne olursa olsun bir insana işkence edilemez. Bir insan canlı canlı yakılamaz! İnsanlık tarihinin utanılması gereken dönemlerinden biri. Bu romanda geçen Lorenzo’nun savaşta müzik çalması gerçekten de olmuş. Belki yapanların isimleri farklıydı ama amaç aynıydı. Onlar yanık kokusunu, çığlıkları dindirmek için hiç durmadan saatlerce günlerce müzik çaldılar. Incendio da işte Lorenzo’nun aşkının, özleminin, savaşın geriliminin bir ürünü…

Laura ise Lorenzo'ya babasıyla birlikte yardım etmeye çalışıyor. Tabiki ellerinden bir şey gelmiyor. Babası ve Laura'nın sonu da çok üzücüydü. 

ateşin şarkısı ile ilgili görsel sonucu

Mutlaka bu kitabı okuyun. Tarihin acı dolu günlerine tanık olun. Ben çok etkilendim. Ne zaman o satırları tekrar okusam veya hatırlasam ürpermeden duramıyorum.
Incendio’nun lanetli gibi görünmesi çok haklı bir şey. Çünkü cidden en iğrenç anlara tanıklık etmiş.

Julia’nın besteyi lanetlemesinin, kızından korkmasının nedenini sonda öğrenemk de mutlu etti. Bir an bunun sonu nereye bağlanacak diye tereddüt etmiştim. Ama tabi ki Tess kitabı havada bırakmadı ;)

Ayrıca kitabın sonunda Tess’in yararlandığı kaynaklar var. Kitabı yazmak için çok araştırdığı belli. Zaten her kitabında bilgisini konuşturuyor kadın. Her defasında ona hayran oluyorum ya :)))

Incendio ‘nun gerçek bestecisi kim bilmiyorum. Araştırabilirsiniz siz de :)

***Incendio’yu Tess Gerritsen’dan dinlemek için :



Incendio, Ateş demek.

Bir kitabın yorumu daha bitti. Bir sonrakinde görüşmek üzere. Bol kitaplı günler dilerim :)

 KİTAP ALINTILARI:

“Eski kitapların, dökülmeye yüz tutmuş sayfaların ve zamana yenik düşmüş deri ciltlerin kokusunu kapı aralığından bile alabiliyorum.”
***
"Lorenzo ?" dedi Carlo. "Ne yazıyorsun sen? O notalar ne öyle? " Bir vals, "dedi Lorenzo "Ölenler için."
***
“İnsan değerini ispat etti mi saygı her zaman peşinden gelirdi.” - (Sayfa 92)
***
“Kemanımdan çıkan hüzünlü ses, kırık kalpleri, kaybedilen aşkları, karanlık ormanları ve perili tepeleri anlatıyor sanki.” - (Sayfa 32)
***
"Dedem bunlara kendini bilmezlerin tantanası diyor."
"Sen o kendini bilmezlere dikkat et Lorenzo. Onlar en tehlikeli düşmanlar, çünkü onlar her yerdeler." -  (Sayfa 87)
***
“Yeni doğanlar henüz boş bir sayfa gibi olduğu için sonrasında neye dönüşeceğini bilemezsiniz. Sizi sevecekler mi, sevmeyecekler mi? Bunu görmek için büyümelerini beklemekten başka çareniz yok.” - (Sayfa 40 - Martı yayınları)
***
''Doğru olanı yaptığın için kimseden özür dileme...'' -  (Sayfa 101)
***
“Neden her şeyin en iyisine, bir numarasına bu kadar meraklıyız? Keşke müziği sırf zevk için çalabilseydik.”
***
“duymuyor musun? Bu müzikte öyle bir tutku, öyle bir acı var ki. Daha parçanın girişindeki ilk on altı mezürde bile hüznü ve özlemi hissedebiliyorsun. Sonra on yedinci mezürden itibaren tedirginleşmeye başlıyor. Notaların hızlanışını, müziğin tırmanışını duyuyorsun. Gözümde birbirine sırılsıklam aşık bir çiftin çaresizliğini canlandırabiliyorum.” Dönüp bana bakıyor.
 “Incendio. Bence bu aşk ateşi.”
“ ya da cehennem.”
***
“Nereye gittiğini göremiyorsan, varacağın yer neresi bilmiyorsan, geçen her saat sonsuzlukmuş gibi gelir.”
***
-AMARİL-




30 Eylül 2017 Cumartesi

FARKLI – ANDREAS STEINHÖFEL



Yazar: Andreas Steinhöfel
Çevirmen: Suzan Geridönmez
Yayınevi : Tudem Yayınları - Çocuk Edebiyatı Dizisi
Sayfa Sayısı: 224
Baskı Yılı: 2016

KİTAP TANITIMI:

"Kafamda sürekli bir ton düşünce dolaşıyor, buna bir de şu renkler, sesler ve tüm diğer şeyler ekleniyor. Bir şey yapmak beni rahatlatıyor."

Felix Winter, 11. doğum günü kutlaması hazırlıklarının yapıldığı gün geçirdiği bir kaza nedeniyle komaya girer. Felix'in girdiği koma, tıpkı on bir yıl önce ona gebe kalan annesinin hamileliği gibi tam 263 gün sürer. Kazadan sonra zaman ve dünya bir süreliğine dengesini yitirmiştir. Felix artık tamamen "farklı" bir çocuk olmuştur.

Ailesinin kendisine verdiği ismi dâhi reddeden Felix, bundan böyle "Farklı" olarak adlandırılmak ister. Yeni adıyla Farklı "Kırmızı müziğin tadını düşünüyorum." diye bir cümle kurabilen bir çocuktur artık. Tüm çevresi için tekinsiz bir yolculuk başlamak üzeredir. Unutmak ve hatırlamak kavramları, sadece Farklı için değil; çevresindeki herkes için bir hesaplaşma ve değişim sürecinin de tetikleyicisi olacaktır. Farklı'nın belleği adeta sıfırlanmıştır. Ancak Farklı'nın anılarına kavuşmaması için her şeyi yapmaya hazır olan biri vardır…

Edebiyatseverlerin ruhlarının bir köşesinde pusuya yatan "Farklı"yı uyandırmayı amaçlayan Steinhöfel, mucizelere hak ettiği değeri vermekten çekinmeyen her yaştan okurun kendinden bir şeyler bulabileceği, sorgulamalarla dolu bir gerçekle yüzleşme randevusuna çağırıyor kitapseverleri.

"Rico ve Oskar" kitaplarıyla tanıdığımız, Alman Gençlik Edebiyatı Ödülü, Erich Kästner Edebiyat Ödülü gibi sayısız ödülle onurlandırılan sıra dışı yazar Andreas Steinhöfel'den, benlik, kimlik, kişilik mücadelesi, özgürlükler ve iç hesaplaşmalar üzerine, fantazya unsurlarının gerçekçi bir kurguyla harmanlandığı başyapıt değeri taşıyan çarpıcı bir roman!
KİTAP YORUMUM:

Bugün sizlere kütüphaneden aldığım bu güzel kitabı anlatacağım :) Kütüphaneye yeni gelmişti, ilk alan ben oldum :) Görür görmez kapağı ve yazıları dikkatimi çekti.

Bu aralar okuduğum kitabı paylaşmak istedim. Bu kitabı kütüphaneden buldum aldım tabi hemen 😊😂 dışından çocuk kitabı gibi görünüyor ama bence değil. Daha çok başındayim. Begenecegimi umuyorum. Kitabı daha kimse okumamış ilk ben aldım :)) yepyeni yani. İsmi ve kapağı dikkatimi çekti gerçekten içeriği de farklı adı gibi :;)) Ayrıca bölüm başlarında resimler var. Resimli kitaplar çok hoşuma gidiyor bu da beğenmem için bir sebep tabi ki ☺😀😂😂
Şimdilik güzel gidiyor. Mutlu pazarlar ve bol Kitaplı günler ☺😄😄
.
.
#farkli #farklı #andreassteinhöfel #tudem #tudemyayınları #felixwinter #263gün #kaza #kitap #book #bookstagram #blog #blogger #kitaplariyikivar #okumakgüzeldir
(Benim kameramdan)

Çocuk kitabı gibi gözüküyor ama bence değil. Kitabın tasarımı güzel. Kalın cildi ve kapaktaki resim çok hoş. Özellikle bölüm başlarında verilen resimlere bayıldım. Zaten böyle ufak tefek resimler çok güzel oluyor bence :)

İç konuşmalara yer verilmesi, farklı bir üslubu, güzel cümleleri…

Adı gibi farklı bir kitap. 
(Benim kameramdan)

Felix Winter 12 yaşına girdiği gün trajikomik bir kaza geçiriyor. ve tam 263 gün sürecek bir komaya giriyor. Bu sayılar önemli. Anne karnında da 263 gün durmuş. 11 yaş bir asal sayı. 11 yaşına kadar annesi Melanie onun tüm hayatına karışıyor. Baskı kuruyor. Her şeyin kendi yönetiminde olmasını istiyor. Babasına bile hak vermiyor bu konuda. Melanie yi hiç sevmedim. Ne kendi kocasına ne de çocuğuna özgür irade bırakmıyor.

Felix 263 gün komada kalıp uyandıktan sonra artık çok farklı biri olmuştur. Eski hayatına dair tek bir şey hatırlamaz. Kendisine Farklı diye hitap edilmesini ister. İnsanlardaki sağlık problemlerini fark edebilmeye başlar. Seslerin tadını aldığını söyler. Her şeyin rengini belirler, renkelere göre sınıflandırır. 

O gri soğuk gözlerini uzun süre insanlara dikip bakar ve onlarda rahatsız olur. O anlarda ben de bir ürperdim yani. Şimdi ne diyecek diye merakla bekledim. Okumaya başlayınca farklı bir dünyaya giriyormuş gibi oldum. Böyle kitap beni içine çekti alıp siyah nehre sürükledi sanki :)
Felix’in bir anda değişmesine bir olay sebep olmuş. Bu olayı sonlara kadar öğrenemedik. Yazar bizim de çabalamamızı istemiş. Ancak beni rahatsız eden şu oldu. Onu değiştireni anladık ama onun eski haline dönmesinin sebebini öğrenemedik. Bence orası çok çabuk geçilmiş. Bir dayanağı yoktu yani.

Stack diye bir matematik öğretmeni var Felix’in. Felix değişince yani Farklı olunca onlar daha iyi anlaşıyorlar :) Bir de bu adamın huysuz topal bir tavuğu var. Önceden bir sürü tavuğu varmış. Ancak hepsi yangında ölmüş. Geri kalan da bu tavuk olmuş. Stack herkesten uzak yaşadığı için, bir süre sonra onu suçlamaya başlamışlar yangını sen çıkardın diye. O da iyice kendini yalnızlığa vermiş. Çok kötü bir durum. İnsanlar hiç bilmeden karşısındakini suçlayabiliyor. Ona iftira atıyor. Hiç onun ne yaşadığını anlamaya çalışmadan. Halbuki o tavuklar karısından kalan son hatıralardı Stack için.

Felix’in iki tane de yakın arkadaşı var. Birini hiç sevmedim. Diğeri iyi ama.

Siyah nehirdeki Deniz kızı ve yavrusunun hikayesi de ilginçti. İnsanlar - yine – kendi açgözlülükleri uğruna başka bir canlıyı öldürebiliyorlar. Her ne kadar gerçekte deniz kızları olmasa da herhangi başka bir canlıya zaten günümüzde bir sürü insan zarar veriyor öyle değil mi? Yazarın bu farkındalığı güzel olmuş.

Genel olarak güzeldi. Sürükleyiciydi. Elime her aldığımda hızlıca okudum. sonunu çok merak etmiştim. Ama bazı sorularım havada kaldı. Yine de çocuk edebiyatı için güzel bir kitap. Şans verebilirsiniz :)

KİTAP ALINTILARI:

"Ama yalnızlığın bedeli büyüktür. İnsanlar yalnız yaşayanlara farklı gözle bakar. fazla dikkat çekmediğin, kurallara uyduğun sürece seni rahat bırakırlar. Aman bir şeyler yolunda gitmeyiversin. O zaman hemen kapının önünde biterler ve senden veremeyeceğin yanıtlar isterler, hayatlarında ters giden ne varsa hepsinden seni sorumlu tutarlar. İnsanlar böyle davranma yatkın. Hele de onlardan uzakta yaşıyorsan. Hele de yalnız yaşıyorsan."
*
"Bir çocuk ağaçtan düşer. Babanın ilk tepkisi korku olur, bunu gizli bir sevinç izler. Adam şikayet etmez, suçlamada bulunmaz, sakinliğini korurama alkış da tutmaz. Bunun bir nedeni çocuk için duyulan derin ve samimi endişedir... ve bu tutumu kalkmanın ancak düşerek öğrenilebileceği bilgisinden beslenir."
*
"Dünyanın gürültüsüne daha fazla dayanamıyorum, kırmızı müziğe, insanların mutsuzluğuna, ağzımdaki şu çürümüş gri tada daha fazla dayanamıyorum."
*
"Asıl mesele bu değil mi? İşin özü. Bu daha hızlı, daha yüksek, daha ilerde olma hırsı. Bu herkesi geçme isteği.En iyi olmak, herkesi geçmek."
*
"Ama tekrar bir çocukla içli dışlı olmak insana çok iyi geliyor. Sizin ne kadar aydınlık yaydığınızı neredeyse unutmuşum. Gerçekten, bu doğru, siz geleceğin karşısına alev olarak çıkıyorsunuz. Umut ve değişime dair inançla dolusunuz. Ben bu ışığı kaybettim. Artık herhangi bir şeyin iyi ve doğru değişeceğine inanmıyorum. Ama içinizden bazıları bunu başarıyor. Bazıları o ışığı yetişkinken de içinde tutmayı, alevi korumayı biliyor. Bu yüzden bir çocuğun ölümü insana dayanılmaz geliyor. Çünkü o çocuk ölüme giderken kendisiyle birlikte geleceğe ait bir parça da götürüyor."



-AMARİL-
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...