2 Nisan 2018 Pazartesi

BLOG YAZARINI TANIMA MİMİ


Ä°lgili resim
               (Alıntı- benim gibi şu anda orda olmak isteyen var mı?)

Merhaba kitapseverler :)
Blog dünyasında samimiyetine güvendiğim, yazılarını severek okuduğum KAĞITTAN DÜNYAM beni  mime davet etmiş. Davete icabet etmek gerek :) kendisine tekrar çok teşekkür ediyorum.  Kişisel bir şey, yani klavye arkasındakileri tanımak için güzel bir mim olmuş.

1)  Nerelisin?
Karadeniz, Sinop. Türkiye’nin kuzeyindeki en uç şehir. Doğa sevgim genlerimden geliyor olabilir.

2)  Burcunuz?
Oğlak. Genel özelliklerini taşıyorum.

3)  Bloglarda en çok ilgini çeken nedir?
Kitap, dizi, filmle alakalı olan bloglar daha çok ilgimi çekiyor. Yazılarındaki samimiyet, blog teması, yorum yazanları umursayıp onlara tek tek cevap vermesi vb.

4)  En sevdiğin mevsim?
Ben her mevsimi severim. Kış çocuğu olduğum için ve kar yağınca bembeyaz görüntü için  kışı, doğa canlandığı için ilkbaharı, sıcağı çok sevdiğim için yazı, yaprakların dökülüp, etrafı dingin bir sessizlik ve huzurun kapladığı sonbaharı. Yani bir seçim yapamıyorum. Her birinin kendince güzelliği var. İyi ki 4 mevsim olan bir ülkede yaşıyorum.

5)  Yabancı dil biliyor musun?
İlkokul 4’ten beri İngilizce gördüm  grammer biraz var ama konuşma kısmı yok. Yeterince iyi öğretilmiyor pratik. Yabancı dizi izlerken basit cümleleri anlayabiliyorum ama o kadar sadece. Tam olarak öğrenmeyi isterim çünkü artık dünya dili o. Neden bilmiyorum ama yabancı dili genel olarak hiç sevmem. Hatta yabancı şarkı bile dinlemem. Sadece dizilerde duyduklarım yetiyor zaten :) bir de lisede çok çok az gördüğümüz Almanca var tabi.
Ana dilimiz Türkçe’yi seviyorum o ban yeter ama günümüz dünyasında yetersiz maalesef. O yüzden İngilizce’yi üniversiteye gidince iyice öğrenmeyi planlıyorum.
Türkçe kadar her anlamı karşılayabilen dil var mı ya?
Şiiri güzel, konuşma dili güzel, imgeleri, mecazları, atasöz ve deyimleri, tarizleri…

6)  Boş zamanlarını nasıl değerlendiriyorsun?
Kitap okuyarak. Yabancı dizi izleyerek. Geçen yıldan beri sınava hazırlık beni yorduğu için uyuyorum genellikle. Otobüslerde de ya müik dinlerim ya da kitap okurum.
Önceden gündüz çok hasta veya yorgun olmadıkça uyuyamazdım. Ama şimdi kütüphanede kafamı koyunca masaya uyuyabiliyorum tuhaf..

7)  En son hangi kitabı okudun?
Akdeniz- Panait İstrati
Dr. Jekyll ile Bay Hyde
Aynı anda birkaç kitap okurum.

8)  Hayatında pişman olduğun bir şey var mı?
İnsanlar acizdir ve illaki her insanın pişmanlığı vardır diye düşünüyorum.
Benim pişmanlıklarım ise bir şeyi tam zamanında yapmayıp kendimi zor duruma düşürmek. Zaten o yüzden mezuna kaldım. İşlerimi zamanında yapsam her şey düzelecek. Stresten hasta olmayacağım. Ailemle, kendimle daha çok vakit geçirebileceğim. Ama nedense olmuyor hep oyalanıyorum.

Sevdiklerimin kalbini kırmak. Genelde öfkem çok çabuk olur ve çabuk söner. Karadenizli olmanın getirileri mi bilmiyorum. Öfkelenince de hiç istemediğim şekilde sivri dilli olurum. Yani sinirlenince o ortamı terk etmeye çalışırım bu yüzden. Çünkü tartışmayı uzatınca hem sevdiklerimin kalbini kırarım hem de en çok üzülen ben olurum.

9)  Tuttuğun takım var mı?
Beşiktaş. Fanatik değilim.

10)           Çantandan eksik etmediğin şeylerden bazılarını yazabilir misin?
Mutlaka kitap. Su, su içmeyi de çok severim. Kulaklık. Klasik şeyler işte anahtar, para, ayna.

11)           En sevdiğin içecek?
Kahve ve çay. Önceden çayı sevmezdim fazla ama sonra şekersiz de içmeye başlayınca tadını aldım ve çay bir başka yaa

12)           Son olarak blogundan para kazandın mı?
Hayır. Gördüğünüz gibi reklam falan yok.
Zaten ben bu blogu yalnızlıktan açtım. Benim gibi kitap okuma delisi olan insanlarla bir şeyler paylaşabilmek için. 3 yıldır yaptığım en güzel şey, verdiğim en iyi karar bu blogu açmak. Bana çok şey kattı. Bir sürü güzel insanla karşılaştım. Hatta genelde insanlara güvenmediğim halde burada samimiyetine güvendiğim çok insan var.
Liseye geçtiğimden beri başarımı ve dostlarımı kaybettim. Son 4 yıldır pişmanlıklarım arttı, zor şeyler yaşadım. Hala toparlanmaya çalışıyorum. Etrafımda çok insan var evet çok çok arkadaşım var. Ama gerçekten güvendiğim insan o kadar az ki. Oturup her türlü şeyden rahatça  sohbet edeceğim insan az. Dünya böyle maalesef. 10.soınıfta bloğu açtığımda çevremde kitap sohbeti yapacağım insan azdı. Olanlar da uzun uzun anlatmamdan hoşlanmıyordu. Bende burayı açtım, iyi ki...


Sevdiğim bir mim oldu. Yine uzunca konuştum, sıktıysam affedin :)

Bu aralar konuşmak bile zor. Vakit dar. Ders çok. Yetişmiyor. O kadar sıkıntılı ki. Beni zorlayan durumlardan nefret ederim ve 2 yıldır bu durumdayım. Dualarınızı bekliyorum inşallah 2 ay sonra kurtulurum.

O kadar özledim ki vicdan azabı duymadan ve aklımda yapacak işlerim olmadan doyasıya okuyabilmeyi…

Özlediğim çok şey var. İnsan neden elindeyken değerini bilmiyor da kaybedince anlıyor?
Boş zamanın kıymeti, sevdiğimiz bizim için herkesten farklı olan bir insan…

Her neyse. Buraya dertlerimi yazıp sizi de üzmeyi istemezdim ama vaziyet bu bende. Sizleri samimi bulmasam dertleşmem ama seviyorum ya hayatımda beni üzen veya mutlu eden olayları buraya dökmeyi.

Kendinize iyi bakın. İnşallah yazın uzun uzun kitap ve dizi yorumlarıyla döneceğim. Bloğunu ziyaret etmek, yorumlar yapmak istediğim o kadar insan var ki. Geri dönüş yapamazsam kusura bakmayın lütfen.

Mimlediklerim hep mimi yapmış oluyor, çünkü ben geri kalıyorum. O yüzden bu seferlik etiket yapmıyorum. Eğer yapmayan varsa ve istiyorsa yapsın mutlaka bir zaman okurum. Yoruma yazarsınız yapanlar :)
 SEVGİYLE KALIN...
KİTAP ile ilgili görsel sonucu


 -Amaril-



19 Şubat 2018 Pazartesi

SİNEMA VE BEN (MİM)

SİNEMA ile ilgili görsel sonucu

1)  Sinemada izlediğin ilk film:
Kaçıncı sınıfım hatırlamıyorum 2 ya da 3 muhtemelen  ama ilkokuldayken babamgil kardeşimle beni Winx’in sinemasına götürmüştü. Hatta Winx Club Kayıp Kırallığın Sırrı filmiydi. Şimdi baktım da 2007’de çıkmış. Çok heyecanlandığımı ve sinemayı sevdiğimi hatırlıyorum. Hatta filmden sonra annemlere heyecanla filmi anlatıp durmuştum. :)
Küçücük bir çocuksun ve karşında dev bir ekranda en sevdiğin çizgi film oynuyor ahh harika bir andı. İlkler bir başka oluyor. Zaman çok çabuk geçmiş. İlk sinemaya 11 yıl önce gitmişim vay be :)

2)  Film en güzel .... de /da izlenir.
Sinema güzel ama evde televizyondan nete bağlanıp filmi açmak, mısırı, cipsi ve daha birçok şeyi özgürce yemek, kanepeye yayılarak oturmak, beğendiğim yerlerde sesli yorum yapmak, kahkahayla gülmek, karışanın olmaması tabi ki daha güzel bana göre. O yüzden ev diyorum :)

3)  Film izlerken olmazsa olmazın var mı, varsa neler?
Ben izlerken yorum yapmayı, fikirlerimi paylaşmayı seviyorum yaa. Zaten bu yüzden kardeşim benimle sinemaya gitmiyor artık :( ama napıyım o an konuşup heyecanımı belli etmek istiyorum yani suç mu?
Bir de mısır mutlaka olacak. Mısır kadar sevdiğim başka bir şey var mı? Maşallah her şekilde yeniyor. Harika nimet ;))

Gelelim çerezlik anket sorularına:
a)Tek başına mı kalabalık mı ?
Evde tek başıma. Sinemada kalabalık.

b) Mısır mı cips mi ?
Mısır vazgeçilmezim.

c) İki boyutlu mu, üç boyutlu mu ?
gözlüğüm olmasa 3 boyutlu derim. Ama gözlüğümün üzerinde  rahatsız ediyor o 3 boyutlu gözlük. O yüzden 2 boyut makul.

d) Avm sineması mı sokak sineması mı?
Genelde avm sinemasında izliyorum. Sokak sineması yani açık hava sineması mı? Öyleyse sokak sineması çok daha etkileyici olurdu isterim. Ama gitmedim hiç.

e) Filmden önce fragmanı izlemek mi yorumları okumak mı?
Genelde fragmanı izlerim. Ama bazen yorum da okurum. O an kafama ne eserse. Ama seri devamıysa direk giderim ya fragman ve yoruma gerek yok ;)

*** Beni mimlediği için  Ebrar’a  teşekkür ediyorum. Eğlenceli bir mim. Sinemayı çok severim.

Benim mimlediğim kişiler:

EĞER Kİ MİMLENMEDİYSENİZ MÜSAİT VAKİTTE YAPIN MERAKLA BEKLİYORUM :)

 -AMARİL-



12.ANKARA KİTAP FUARI


(o acelede bu fotoğrafı çekebildim )

Dün 12.Ankara Kitap Fuarına gittim arkadaşlarımla. O kadar özlemişim ki kitaplarla iç içe olmayı...

2 yıl sonra tekrar gittim kitap fuarına. Geçen yıl fırsat olmamıştı. Bu yıl nasip oldu şükür J işte o kadar içten istedim ki demek ki, hiç olmayacakken oldu işte gittim 😊 dershane ve diğer şeylerden hiç vaktim olmuyordu. Her yerde afişlerini görünce üzülmüştüm. Keşke gidecek vaktim ve arkadaşlarım olsa diye. çok şükür ikisi de denk geldi :).pazar günü öğleden sonra ders bitmiş oluyor. Arkadaşım teklif edince hayır diyemedim. Harika bir gündü. 2 yıldır görmediğim eski sınıf arkadaşımı da gördüm. Anılarım canlandı ;))

Ortam harika cidden. Çok kalabalıktı yine. Her yer insan ve kitap 😊 bu kadar kitapsever olduğunu bilmiyordum. Yılan kuyruğu gibi bir sıra vardı. Bir an gözüm korktu. Herhalde saatlerce bekleyeceğiz giremeyeceğiz diye :) ama sonra hızlı ilerledi ve girdik. Arkadaş giriş biletini de almış bizim için. Önce biraz sahafa baktık. Sonra çay içmek için oturduk. Bolca sohbet ettik J her şeyi özlemişim cidden. Sonra da sahafı güzelce gezdik. Zaten benim için sahaf kısmı önemliydi. Yani kısaca uzun zamandır hiç kitaplarla yakın olmadığım kadar yakındım. O ortamı, kitap kokularını, her yerde kitapları kapışan insan kalabalığını çok özlemişim. Ayrıca ilk kez kitap fuarına 2016 yılında gitmiştim. Okul götürmüştü. O gün benim için en önemli günlerden biri. Sevdiğim her arkadaşım vardı yanımda ve dolu dolu kitap :) daha ne olsun. İşte o güzel anıları da hatırladım. Çok iyiydi yaa.

👉7 kitap alabildim.
👉Mustafa Kutlu kitapları 19 tl Uzun hikaye 8idi. Beyhude Ömrüm 11 tl idi.
👉Kendine ait bir oda ~ Virginia Woolf 5 tl
👉Ermiş ~Halil Cibran 5 tl
👉Görünmez Adam ~ H.G.Wells 13 tl galiba.
👉Tutsak Güneş ~ Ayşe Kulin 10 tl
👉İncir Kuşları ~Sinan Akyüz 10 tl
👉Sahaftan sadece 2 kitap aldım onlar da Tutsak Güneş ve İncir Kuşları 
👉Toplam 62 tl ile Kitap fuarı alışverişi sonlandı.

*Kuzenim ve kendime de fotoğrafta gördüğünüz kitap ayracını aldım. üzerine isim yakılması çok hoşuma gidiyor ya çok otantik değil mi??

(bunlar aldıklarım. fotoğraf bana ait tabi ki.)

💫 Sahaf gezmek çok güzeldi. İmkanı olan cidden gidip görsün o ortamı. Doya doya gezdim. Kitap kitap kitap Allahım o kadar mutlu oldum kii. Uzun zamandır stres, sınav, ders, dershane bilmem ne ile geçiyordu ve bu bana çok iyi geldi. Kitapların bir kez daha benim için ne kadar önemli olduğunu anladım. Hayatımda en iyi yaptığım şey kitap okumak ve sevmek. İyi ki diyorum. İyi ki bazı insanlar beni bıktırmış ve ben de kitaplara sarılmışım. Kitaplar kadar iyi dost yok. Ayrıca iyi ki bu bloğu açmışım 10.sınıftayken…
Herkese bol kitaplı günler diliyorum. İmkanı olan gidip gezsin. Daha fazla kitap almamak için kendimi zor tuttum. 7 kitapla günü kapattım. İlk gittiğim fuarda daha fazla almıştım. Arkadaşlarımı da peşimden sürüklemiştim. Hatta ortaklaşa benim kitapları taşımıştık o derece  ;)))

ankara kitap fuarı ile ilgili görsel sonucu

Okuduğunuz için teşekkürler :)
Eylül Fuar & Organizasyona da çok teşekkür ederim. Ankara'da olan tek kitap fuarını gerçekleştirdikleri için...
Katılan tüm yayın evlerine ve sahaflara da minnettarım :)

-AMARİL-


29 Ocak 2018 Pazartesi

PİANO PİANO BACAKSIZ (EVİMİZİN İNSANLARI) – KEMAL DEMİREL

piano piano bacaksız alıntı ile ilgili görsel sonucu

Okurken düşündüğüm, her kelimesini hissettiğim sımsıcak bir kitaptı.
1930’lu yıllarda çocuk olan Kemal Demirel o zamanki dünyasını anlatmış. Kendi çocukluğunda iz bırakan iki adam: Senai Abisi ve Kerim Dayısı.

Bir evin içinde her odada ayrı aile kalan, o zamanları anlatıyor. Değişik insanları, yoksulluğu, çocukluğun saflığını…

İkisi de tüm hatalarına rağmen gerçekten yüreği güzel insanlardanmış. Dünyadaki tüm acımasızlığa ve yoksulluğa rağmen insan kalabilmişler.

Herkesin okumasını tavsiye ediyorum. Mutlaka bu iki güzel adamla tanışın. Eminim ,bana olduğu gibi, size çok şey katacaklar. Sizi çok düşündürecekler.

O eski zamanlarda yaşam çok başkaymış. İnsanlar daha samimi, daha masum, daha fedakar, daha cömertmiş. Sevgi varmış bir kere. Gerçek sevgiden bahsediyorum. Uğruna tüm sıkıntılara katlanılan, tüm acılara gülümseyerek bakılabilen sevgi. Emek verilen sevgi…

Şimdikiler gibi sosyal medyaya fotoğraflar atıp, orada burada gezerken, pahalı kıyafetler giyip, pahalı yemekler yerken bin çik siviyirim denilen sevgiler değil.!! Basite alınan, her şeye çıkar ve zevk gözüyle bakılan sevgililik değil.

Yıkık dökük evde yaşarken, kuru ekmek yerken, hatta bazen yiyecek bile bulamazken, parasızken, yırtık kıyafet giyerken yaşanılan o güzel sevgiden bahsediyorum. Senai Abi ve karısı Feriha ablanınki gibi bir sevgi. Ne de güzellermiş…

Merhaba uzun bir zaman sonra tekrardan ☺😊 bugün dershanem tatil ve bende uzun zaman önce okuduğum bu güzel kitabın yorumunu paylaşacağım blogta. Şu an yazıyorum 😀 gerçekten çok sevdiğim bir kitap. Gerçekten yaşanmış şeyler yani Kemal Demirel'in çocukluğu anlatılıyor. Kendisi çocukluğuna iz bırakan Senai Abisi ve Kerim Dayısı'nı anlatmış. Onlara mektuplar yazarak geçmişi yad etmiş ve bence çok samimiydi. Çok harika bir kitap benim yüreğime dokundu. Ama asıl yorumum için bloğa bekliyorum sizi. Çünkü bu kitaptan öğrendiğim, hatırladığım veya anlatmak istediklerimi anlatan o alıntıları paylaşacağım. 😄
Bu arada tesbih ve kolye annemin el emeklerinden... Çok beğeniyorum bunları yaa😄😂😊☺ .
#kitap #kitaplariyikivar #bookstagram #book #blogger #blog #pianopianobacaksız #evimizininsanları #kemaldemirel #pupayayınları #okumakgüzeldir #oku #eski #geçmiş #tesbih #kolye #kanavicekolye #elemegi #elemeği #anne
(İnstagrama koyduğum fotoğraf)
(Tesbih ve kolye annemin el emeği)
(böyle samimi bir kitabın yanına el emeği ürün yerleştirmek daha iyi oldu)

***Zaten önemli olan da yoksulluk içinde, elinde hiçbir şey yokken sevmek, umut etmek ve mutlu olabilmek değil mi?

Şimdi her türlü imkanımız var ama yine de şikayet ediyoruz. Yanımızda sevdiğimiz insanlar olduktan sonra ya kuru ekmek yemişsin ya kral sofrası fark eder mi?
Hayatımıza anlam katan da bana göre sevdiklerimizle yaşamayı bilmek. Her anı dolu dolu yaşayabilmek. Geçmişi ya da geleceği düşünmeden. Şimdiyi yaşamak.

Hayat kısa ve sevdiklerimizle yaşamak için daha neyi bekliyoruz? Sonra mezarı başında pişman olmayı mı? Neden sevdiklerimizden ayrıyız? Neden her şeye engel koyuyoruz? Ben onunla yoksulluğa, acıya bile varım dediğimiz insanlar neden hep uzağımızda, neden onlarla konuşmuyoruz? İnsan diyorum çok umursamaz…

Peki ya dolandırıcı olduğu halde, kendi gibi yoksul herkese para bulunca dağıtan ve insanların düşüncelerini önemsemeyen (yani kendine iyi veya kötü demeleri bakımından) Kerim Dayı nasıl bir adammış?

 Eskinin dolandırıcısı bile merhametli düşünceliymiş ya!

Eskiden kötü şeyler yapan insanlar bile yüreği temiz insanmış. İnsana insan olduğu için değer veren, insan olduğu için seven insanlarmış.

Oysa şimdi herkes sahte. Herkes birbirinin kuyusunu kazmaya çalışıyor. Gerçekten seven çok az. Herkes kendi çıkarını düşünüyor.

Dolandırıcı deyince insanlar hemen ön yargıyla bakar. Oysa adam kimsenin yapmayacağı şeyleri yapmış. Kendisi kaybetmek yoksul yaşamak pahasına bile olsa herkese yardım etmiş. Yüreği güzel, insan Kerim Dayı.

Gerçekten çok ilginç bir adammış ya Kerim dayı. Bazı absürt veya ironi davranışlarına otobüste okurken sesli gülmemeye çalışıp tebessüm ettiğim çok oldu :)

Öyle insanlar gerçekten yaşamışlar. Kerim Dayıya çok şaşırdım cidden. Ne tuhaf adammış. Herkese bakmayı sorumluluk edinmiş. Para kazandığı an çevresindekilere vermiş hep. Şimdi hangi insan yapıyor senin yaptığını Kerim dayı? Sırf insan olduğu için önemser ayırt etmeden yardım edermişsin.

Şimdiki insanlar öyle mi?

Çoğu insan açgözlü, bencil.! Her şey benim olsun diyorlar. Komşusunun durumundan bile haberdar değiller. Oysa kerim Dayı komşularını kendinden çok hatta onlardan çok düşünürmüş. Onları adeta bir baba gibi korumuş, para vermiş, açlıktan kurtarmış. Ne cömert adammış…

Mutlaka herkes okusun. Tatsın o eski zaman insanlarını. Tüm yoksulluğa rağmen huzuru, sevgiyi, cömertliği önemseyen o ev insanlarını görün. Yazarın samimi dili de çok güzeldi. Hissedin her bir kelimeyi…

***Kitabı okurken sık sık eskilere gittim ben de. Gecekonduda yaşadığımız o sıcak günlere. Evet bir zorluğu vardı elbette ama yine de sıcaktı her şey. Daha bir samimiydik. Anneannemle ve annemle sacda ekmek yapışlarımız, sobanın üzerinde kestane yapışlarımız, ekmeği sobada kızartıp üzerine tereyağı sürüşümüz, çamurda ve toprakta oynamalarımız, dedemin bahçeye bizim için kurduğu salıncakta sallanmamız, tüm ailenin bir arada olduğu Ramazan ve Kurban Bayramları, kurbanı keserken ailecek o günü  mutlaka birlikte geçirişimiz, kuzenlerimle geç saatlere kadar evcilik oynamamız, kardeşimle sabah erkenden kalkıp akşama kadar evcilik oynamamız ve çizgi film izlememiz, yaz akşamları komşularla dışarda oturuşumuz ve saklambaç oynamamız, kışın hep beraber kar yağdığında karla oynamamız, kalabalık ve samimi geçen düğünler, o deli dolu kahkaha ile geçen samimi sohbetlerimiz canlandı hep gözümde. Öyle özledim ki… Öyle güzelmiş ki her şey. Şimdi herkes uzak. Şimdi herkes soğuk. Şimdi Ankara insanları hep yalnız. Şimdi Ankara Yalnızlık Şehri oldu…

Daha güzel ve sevgi dolu bir dünya umuduyla… Allaha emanet olun.


İlgili resim
NOT: Piano piano, İtalyanca'da yavaş yavaş anlamına gelen bir tamlamadır.
NOT: Kitabın filmi de var. Bir gün mutlaka izleyeceğim. => Piano Piano Bacaksız, Tunç Başaran'ın yönetmenliğini yaptığı 1992 yapımı bir film.
-AMARİL-
*ALINTILAR*
“Yüreğimizle yaşadıklarımızı ortaya koymak, düşünerek yaşadıklarımızı ortaya koymaktan ne kadar da zormuş.” – s.9

“Bir akşam ben ders çalışırken babam sessizce yanıma gelip -ayak sesini hiç duymamıştım, iyice dalmışım- beni görünce çok şaşırdım. Yaşamım boyunca babamın beni bir kez daha öptüğünü anımsamıyorum. Bana: "Ders çalışmak çocuğa çok yakışıyor, insan adama benziyor," demişti. Annem de babam da, "Bu bataklığın içinde ne yapıp edip bu çocuğu okutalım," deyip çabaladılar. Gerçekten de ortaokula gittiğim günlerde, babam ceketini satarak karşıladı benim okul giderlerimi. Ben de onlardan kat kat çok sevgi ve saygı duyuyordum okula, okumaya. Ama hiçbir alanda hırsımın olmayışından, insanlarla yarışmak gibi isteklerim de yoktu. Bu yüzden pek çalışkan bir öğrenci olamadım. Dersleri ve öğretmenleri severdim, ama yine ders çalışırken kendime çok acırdım.” – s.41

“Oysa günümüzün insanlarının bir sorunu var: zamanı geçirmek. Sanki yaşamaya mahkum olmuşlar da bu cezalarını nasıl çekeceklerini baş sorun etmişler.”

“Her şeyin sevgi için var olacağı, sevgisiz hiçbir şeyin asla yaşayamayacağı bir dünya içinde var olmak ne mutluluktur...”

“Hangi yaşta olursak olalım kendimize sormalıyız: Neyi yaşamamız gerek, biz neyi yaşıyoruz? Önemli olan bu.”

“çok iyi bilirsin, bir insan ancak bir anı gerçekten yaşarsa, onu her anımsayışında da yaşar.”

“Ama ne kadar anlatırsam anlatayım asıl güzellikler anlatamadıklarım arasında kalacak. İnsan insanı sever, niçin sevdiğine ilişkin bazı şeyler de söyler. Ama gerçekte, sevgisini oluşturan şeyi söyleyememiştir yine de.”-s.93

"İnsanın yoksulu, üstelik çocuksa benim gibi, barıştan yanadır yani umuttan yana."

Uzayla aramız küçüldükçe insanla insan arasındaki boşluk büyüyor. İnsanlar bir araya geldiklerinde neredeyse yeşerten bir yaşama değiniriz diye korkarak sürdürüyorlar ilişkilerini. Başlıyorlar işlerden, yemeklerden söz etmeye, birbirlerine ilginç haberler iletmeye. İnsanların yaşayamadıkları anlar, yaşadıkları boşunalıklar, şu hava boşluğunda bir ağırlık olarak yoğunlaşan olsaydı, biz o ağırlığın altında kağıt gibi yamyassı olurduk. Bu hava içinde yeşertecek tek bir soluk almak bile olası değil. Sanki öyle bir güç oluştu ki bu havada, tüm insanlar birleşse de ona karşı gelemiyor artık. O gücün adı nesnelerden yanalık, insana karşı oluş. İnsanın insanlığı bırakıp, insan dışındaki her şey için uğraş veriyorlar. Bizler iyi yaşadık. Hemde ne koşullarda. Ama birbirimizi sevmekten korkmadık, yaşama teğet geçmedik. Tam göbeğindeydik yaşamın.”- s.84

“Kim çocukların avunmaya gereksinimi yok der de onları hafife alırsa yanılır.O minik yüreklerin salt oyunla avunabileceğini sanmak ne büyük bir yanılgı...”-s.85

 “Bana öyle geliyor ki, ortam ne olursa olsun,kendine saygı duyarak, insanı ve insan onurunu koruyarak yaşamak olası...”-s.62

“Bir bilsen Senai abi,günümüzde insan sorunlarını,aile sorunlarını,evliliklerini.Eşlerin arasında hoşgörünün yaşamadığını,nasıl güçsüz,nasıl dayanıksız olduklarını.Her gün binlerce yuva yıkılıyor çatır çatır.Hem de nerelerde? Büyük büyük binaların üst katlarında,uygarlığın tüm nimetleri arasında.”-s.66

“Mektuplarımda hep senin insan yanından,insana saygından,sevginden söz ediyorum.Ne o zaman,ne de bugün dünyanın pek umrunda olmadı bu kavramlar.Biçimsel ve akıcı bir düzen,sürüp gidiyor öteden beri.”-s.96

"Kerim Dayı ,eline para geçirdiğin zaman har vurup harman savurma , kendine bir iş kur, yeme paramı, " deyince, sen uzandığın yerden , Karadenizli ağzıyla, "Ben çeyif adamıyım, çeyif" diye yanıt verdin. Ama Kerim Dayı, sen bu sözleri söylerken yırtık pantolonun ağından için görünüyordu, ayağında donun yoktu. Söylediğim gibi, sen de başka bir masaldın Kerim Dayı.”-s.64

 “...Hepimiz zorlu geçen bir çalışma gününden sonra yorgun düşmüş, acıkmıştık. Dayımın parasız dönüşünden sonra umut bağladığımız Asiye'den de, dilenci Hatice Nine'den de bir ışık göremeyince, ailece koskoca yuvarlak tahta bir sofranın çevresinde yerlere oturduk; annem, dayım, halam, ben. Sofranın tam ortasına bir avuç tuzla, biraz karabiber karıştırıp koydular, birkaç soğanı yumruklayıp parçaladılar. Koskocaman ekmekler elle bölünerek paylaştırıldı, ortadaki tuz biber karışımına soğan baınlarak yenmeye başlandı. Lüks olarak da adam başına üç zeytin.Zeytini küçük dişlerimle üç-dört parçaya bölmeyi öğrenmiştim. Bu yemek önceleri biraç kez büyük bir iştahla yendi. Ama sık sık yinelemeye başlayınca, "Nedir, dayı, her akşa her akşam bunu yiyoruz," diye sızlandım. Adının 'çoban böreği' olduğunu öğrendiğim bu lezzetli yemeği, yarım yüzyıl sonra bile eski günlerin anısını yaşayıp yine aynı tadı alarak yediğim olmuştur.”

“Yaşamım boyunca, paylaşma ve yaşama uğruna, başta yürekleri olmak üzere neleri varsa ortaya koyan insannlar da gördüm. Bir bekleyiş, bir yaşam çoskusunun beklentisi, özlemi sürdü gitti, bu yalnız cömert yürekler için. Çünkü paylaşmak için, sevmek için bekleyen bu insanların karşısındakiler,tıpkı Nimet'in elindeki ekmek dilimi gibi gördüler yüreklerini ve koymadılar onu yaşama. Kendileri de katıksız kaldılar, katılamadılar yaşama. Çünkü onlar, paylaşılarak yaşamanın verebileceği zenginliklerin bilincinde değillerdi. Çoğunun da tutumu tıpkı Nimet'inki gibi oldu: 'Yaa, sen de benim ekmeğimi yiyeceksin ama...”

“Paylaşmak en çok yaşanan şeydi aramızda. Olanağı var mıydı hiç, birinin biraz parası olsun da,ötekinin aç uyumasına gönlü elversin! Acaba böylesine bir yoksulluk içinde bile böylesine güzel bir uyum ve güzel bir yaşam nası ve neden sürer giderdi, şimdi bile bilmiyorum.”

“Sahip çıkanımız yoktu, bizi savunacak, soru soracak kimsemiz de yoktu. İşimiz Allaha bile kalmıyordu.”-s.30

“Yaşam onu ne güçte bağımsız yaşarsak, o güçte bir derinlik çizer bize.”-s.31
“Pek çok şeyin yokluğu benden hiçbir şey alıp götürmedi. Varlığıysa renklendirip güzelleştirdi çocukluk dünyamı.”-s.39

“Evimizdeki dünya en geniş anlamıyla, yaşamını sürdürmeye çabalayan, didinen insanların dünyasıydı.”-s.55

“İnsan onurunun nasıl önemsendiğini altı yaşımda senden dinledim Senai abi. Nasıl öğrendim onu bilmiyorum. Seni izleyerek sanırım. Yıllar yılı düşündüm: insanlar neden senin ayrımında değillerdi? Sponra gördüm ki bugün de insanlar birlikte yaşadıkları insanların ayrımında değiller. “ –s.66

“Bundan sonra Senai abinin insanlar tarafından nasıl hatırlandığı anlatılıyor. Maalesef insanları hep kötü özellikleriyle hatırlıyoruz. Oysa ki her insanda iyilik vardır.”

“onun adını (Senai abi) barışın insanı koydum, seninkini de (Kerim Dayı) savaşın insanı koymak niyetindeyim. …. Gerçekte hangi söz bir yaşamın tam karşılığı olabılır ki !.. Senin savaşın yaşamak ve yaşatmak için sürdürdüğün savaştı. Nesneleri kapsayan bir savaş…. Sen tüm ev halkının umuduydun, her türlü gereksinmeleri için. Senai abiyse insanın, insanlığın simgesi gibiydi benim gözümde.”-s.71


16 Aralık 2017 Cumartesi

Korku - Stefan Zweig


Yazar: Stefan Zweig
Çevirmen : İlknur İgan
Yayınevi: İş Bankası Kültür Yayınları
Sayfa Sayısı : 80
İlk Baskı Yılı : 2015

KİTAP TANITIMI :
Rahat ve korunaklı bir yaşam süren saygın bir kadın, sekiz yıllık evliliğinden sıkılmış, burjuva dünyasının kozasından çıkarak kendini genç bir piyanistin kollarına atmıştır. Ancak bu gizli ilişkiden haberdar olan bir şantajcının ansızın zuhur etmesiyle, hayatında yeni farkına vardığı bütün güzellikleri yitirme tehlikesiyle karşı karşıya kalır ve kahredici bir korkunun pençesine düşer. Korku insanı bilinçdışına itilmiş utanç verici deneyimlerden, bastırılmış pişmanlıklardan özgürleştirebilecek güçte bir yapıt.

KİTAP YORUMUM:
Stefan Zweig'ın bir eserini daha okudum. Kitaplar  ince olmasına rağmen dolu dolu. Az ama öz. İnsana bir sürü şey hissettiriyor ve birçok şeyin farkına vardırıyor.

Dershanede teneffüslerde ve otobüste okuyarak Bitirdim. Zaten Zweig kitapları bence en güzel otobüste okunuyor. Kalabalık ve gürültülü o ortamdan soyutlanıp Zweig karakterlerinin hayatına dalıyorum. İnce olduğu için taşıması kolay. Hem de derslere yorulmuş beynimi, insanları Derince anlatan Zweig kitaplarına yöneltmek harika :D

Bu kitapta adından anlaşılacağı üzere korku duygusu ele alınmış.

Kocasını aldatan bir burjuva kadını var. Bir gün şantajcı onun yaptıklarını öğreniyor ve ondan para vermesini istiyor. Yoksa herkesin öğreneceği ile tehdit ediyor.

O andan sonra Irene hayatın anlamını, yaşamanın güzelliğini ve elindekilerin kıymetini anlıyor.

Kitabı çok beğendim.

Irene'nin içindeki korku ve gelgitli ruh halini Zweig harika yansıtmış. Bu adam kadınları gerçekten çok iyi anlamış ve aktarmış.

Irene ve kocası arasındaki diyalog kitapta en sevdiğim yer oldu.  45.sayfada başlayan o kısım.

Kitabın sonunu da beģendim. Tahmin ettiğim gibi çıktı ama olsun. Irene'in çocuklarına ve kocasına gerçekten önem vermeye başlaması ve onları kaybedecek olmak düşüncesiyle korkuya kapılmasını en iyi şekilde anlatmış Zweig. Her kitabında o adama daha da hayran oluyorum.

Korku duygusunun insana neler yaptıracağını öğrendim. Gerçekten güçlü bir duygu.

İnsan neden kaybedeceği şeyleri bildiği halde kendini tehlikeye atar?

Neden elindekiler yeterli gelmez ?
Neden insan hep daha fazlasını ister ?

Küçük ailemizle mutlu olmak her zaman daha güzeldir. Paran yok mu olmasın sevgin var. Sevgi varsa çaba var emek var. Mutluluk pahali değil ki. Küçücük şeylerle mutlu olabilir insan. Hayatındaki kisilere değer verip onlarla kısacık zaman geçirmek bile mutlu olmaktır.

Sahip olduğumuz şeylerin değerini, onları kaybetmeden anlayabilmek ümidiyle...

~Alıntılar ~

*“Korku cezadan çok daha beterdir, çünkü ceza bellidir, ağır da olsa, hafif de, hiç bir zaman belirsizliğin dehşeti kadar, o sonsuz geriliminin ürkünçlüğü kadar kötü değildir. “

*Geçmişte kalmış unutulmuş yaşantılar kendi suçu olamazdı.

*Zamanın çoktan sildiği bir hata için cezalandırılabilir miydi insan?

*Bugün suçsuz biri hüküm giydi.

*belki de insan... en büyük utancı... kendine en yakın hissettiklerine karşı  duyar.

*İnsanların yüzlerine baktı. Hepsi yabancı geliyordu, her şey ölü,  bir şekilde canlılığını yitirmiş görünüyordu. Hepsi bir bakıma çoktan uzaklaşmış , yitmişti, artık ona ait değildi.

~Amaril~

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...