6 Ağustos 2017 Pazar

KİTAP HIRSIZI – MARKUS ZUSAK

KİTAP HIRSIZI tanıtım ile ilgili görsel sonucu
Yazar: Markus Zusak
Çevirmen: Selim Yeniçeri
Yayınevi : Martı Yayınları
Sayfa Sayısı: 574
Baskı Yılı: 2012
Tür: Drama, Savaş
Karakterler: Liesel Meminger, Hans ve Rosa Hubermann, Rudy Steiner, Max Vandenburg

KİTAP TANITIMI:
Liesel Meminger’in, İkinci Dünya Savaşı sırasında Almanya’da henüz dokuz yaşındayken bir ailenin manevi kızı olur. Çok sevdiği ailesi ve evlerinde kalan sığınmacı Max sayesinde okumayı öğrenen ve çok seven Liesel kitaplarla derin bir  bağ kurar. Max ve cesur Liesel için çevrelerinde dünyada yaşanan tüm kötülüklerden uzaklaşmanın tek yolu, kitapların ve kelimelerin ikisine sunduğu hayal dünyasıdır. Fakat bodrum katında saklanan Yahudi Max, sürekli diken üstündedir…
KİTAP YORUMUM:

Yüreğe dokunan güzel bir kitaptı. Anlatım tarzı farklıydı, anlatan kişi ne baş karakter ne de ilahi bakıştı. Çok farklı ve orijinal biri anlatıyordu hikayeyi. Kitabın içindeki resimlere bayıldım. Onlar kitaba çok farklı bir hava katmıştı. Karakterleri güzeldi. Konu Nazi döneminde küçük bir kızın bir aileye evlatlık verilmesiyle değişen hayatını anlatıyordu. Ama konu bu kadar basit değildi. O aile evlerinde can borçları olduğu için bir yahudiyi saklamak zorundaydı…

Kitapta farklı olan diğer şeyse kimin öleceği önceden söyleniyordu. Ben bundan hoşlanmazdım ama bu kitapta böyle olması yerinde olmuş. Kitaba farklı bir hava katmış.

Bir de bazı yerlerde Liesel’in okuduğu kitaplardan alıntılar vardı bu da çok hoş olmuş.

Liesel Meminger nam-ı diğer Kitap Hırsızı. Babasını ve  annesini komünist diye esir almıştı Naziler. Kardeşi de yeni ailelerine götürülürken uzun tren yolculuğuna ve hastalığa dayanamayıp ölmüştü. Liesel yeni ailesine verildiğinde tüm hayatı değişti.




Babası Hans o yokluk zamanlarında olabilecek en iyi babaydı. Boyacıydı ve akordeon çalmayı çok seviyordu. Çok yardımsever ve naif bir insandı. Liesel'in en sevdiği insandı.

Annesi Rosa kötü görünmesine ve incitici davranışlarına rağmen Liesel’i gerçekten sevmişti. Zor zamanlarda idareyi hemen eline alıp her şeyi yerine koymakta ustaydı.

KİTAP HIRSIZI tanıtım ile ilgili görsel sonucu

Liesel’in komşu çocuğu Rudy vardı bir de. Limon saçları ve mavi gözleriyle Liesel’in tek arkadaşı ve aynı zamanda ona aşık bir çocuktu :) Rudy, Jesse Owens hayranıydı ve onun gibi dünyanın en hızlı adamı olmak için çabalıyordu. Hatta bir gün kendisini baştan ayağa siyaha boyayarak koşmuştu. O zamanlarda zenci olmak ve zencilere özenmek suç kabul ediliyordu bildiğiniz gibi. Hala da bazı önyargılı insanlar var. Halbuki hepimiz insanız.  Neyse Rudy bu davranışından sonra herkesin diline düştü. Çok çılgın ve gözü pek birisi. Babasıyla neden zenci olmanın suç olduğu konuşmasını yapmaları güzeldi. Bazı şeyler kötü insanlar tarafından şiddetle kabul edilince güzel insanların sözleri bir anlam ifade etmiyordu. Adam çocuğuna bunu açıklayamadı doğal olarak.

KİTAP HIRSIZI tanıtım ile ilgili görsel sonucu

Liesel ve Rudy beraber koşu yarışları yaptılar, meyve çaldılar, diğer çocuklara birlikte kafa tuttular. Ayrıca Rudy Liesel’in zenginlere çamaşırları toplayıp vermesine yardım etti. Annesi Rosa para kazanabilmek için başkalarının çamaşırlarını yıkıyordu ve Liesel’e veriyordu teslim etme görevini.

Rudy çok sevdiğim bir karakterdi. Özellikle nehre düşmüş Liesel’in kitabını almak için buz gibi havayı ve suyu düşünmeden direk dalmıştı. Sonrada her zamanki gibi Liesel’den bir öpücük istemişti :) Çocuklar 12-13 yaşlarında falan o zamanlarda ya da daha küçük.


İlgili resim

Liesel ilk geldiği zamanlarda okuma ve yazma bilmiyordu bu yüzden çocuklar onunla dalga geçmişlerdi o da bir çocuğu dövmüştü ;) Hans çok iyi okuma bilmemesine rağmen kabuslarından dolayı gece uyuyamayan kızına okuma ve yazmayı öğretti. Bodrumda duvarlara alfabeyi ve yeni öğrendiği kelimeleri yazarak çalıştılar. Hans’ın bu fikrini çok beğendim. Belki kağıt yoktu ama istemedikleri kadar boya vardı. Duvarlar dolduğunda baştan boyayıp tertemiz bir sayfa gibi yapabiliyorlardı :) Böylece Liesel okuma ve yazmayı öğrendi…

KİTAP HIRSIZI tanıtım ile ilgili görsel sonucu

Liesel kardeşi öldüğünde onu gömenlerin düşürdüğü bir kitabı çalmıştı. Mezar kazıcının el kitabı. Sonra da Nazilerin yaktığı kitapların yanında fazla yanmamış bir kitabı çalmıştı. Daha sonralarda da belediye başkanının karısından kitaplar ödünç almıştı :) Belediye başkanın karısı Ilsa benim çok sevdiğim ve etkilendiğim birisiydi. Liesel’in kitapların yakıldığı gece kitap çalışını görmüştü ve onun istediği zaman kendi büyük kütüphanesinde kitap okuyabileceğini söylemişti. Ilsa’nın çok duygusal bir kadın olması ve Liesel’de kendi kayıp oğlundan bir şeyler bulması beni etkilemişti baya.

Daha sonra Max adlı bir Yahudi Liesel’lerin evine sığındı. Hans’ın o adamın babasına can borcu vardı ve bu yüzden kabul etti, ona baktılar. Rosa bile bir şey demedi ve hasta olan o yabancıyı iyileştirmek için elinden gelen her şeyi yaptı.

KİTAP HIRSIZI film ile ilgili görsel sonucu

Liesel ve Max’ın arasındaki dostluk çok güzeldi. Max’in Liesel’e bugün hava nasıldı kendi kelimelerinle anlat diye sorması ve Liesel’in anlatış şekli çok hoştu.

Max Liesel’e hediye yapmıştı. Kitaptaki resimli bölümler onun yaptığı kitaptandı ve çok hoşuma gitti.

Rudy ve Liesel savaşa rağmen eğlenceli ve güzel bir çocukluk geçirdiler.
Ama sonra bomba saldırıları başladı… Alarm çalınca sığınaklara gidip bekliyorlardı. Hans insanları sakinleştirmek için akordeon çalmıştı. Bazen de Liesel onlara kitap okuyordu. Herkesin sığınaklara girdiği bir gecede Max dışarı çıktı. Hasret kaldığı gökyüzüne ve yıldızlara baktı doya doya :)

Biri kitap hırsızıydı. Diğeri gökyüzünü çalmıştı.

Kitapta bir sürü şey oluyordu, sonlara doğru zaten kitap karanlıklaşmaya başladı. Bombalar, ölen aileler, toplama kampına götürülen Yahudiler…

Mutlaka herkesin okumasını istiyorum. Herkesin kendinden bir şeyler bulacağı bir kitaptı. İnsanlıkla ilgili güzel dersler veriyordu.

KİTAP HIRSIZI film ile ilgili görsel sonucu

Naziler, Stalin, İsrail ve diğer katliamcılar. Dünyada küçük bedenlerine sığacak yer bulamayıp milyonlarca insanı öldüren (katleden) katiller. Toplama kamplarında insanları ölmekten beter edenler. İnsanları kobay olarak kullanıp üstlerinde deney yapanlar…

Aslında benim kızdığım bir şey var. Herkes toplu katliam deyince Nazileri anlıyor ama günümüzde bunu yapan İsrail ! Zamanında katliam yapılan toplum Yahudiler ken, şimdi aynı şeyi müslümanlara yapıyorlar. Savaşın ve ölümün iyi hiçbir şey getirmediğini en iyi kendileri bilirken hem de...

Kimse Filistin’i düşünmüyor. Kimse onlar için gözyaşı dökmüyor. Kimse onlara dua etmiyor. Kimse onlara yardım eli uzatmıyor. Aslında herkes farkında. O küçücük toprak parçasında her gün Müslümanlar ölüyor, işkence görüyor, esir ediliyor. Ailelerine, namuslarına, vatanlarına kast ediliyor. Ama tüm dünya susuyor! Yıllardır pes etmeden direniyor imanlarının verdiği güçle Filistinliler.

Affet bizi Filistinli çocuk, hepimiz bildiğimiz halde sustuk, hepimiz düşmanların istediği gibi sizi unuttuk, hepimiz haberlerde veya gazetede sizin adınızı okuyunca üstünde çok durmayıp geçtik… İnşallah bir gün kurtulursunuz, haberlere çıkıp bağırır ve tüm Müslümanlara hesap sorarsınız. Biz her gün ölürken siz rahat evlerinizde oturup keyfinize bakıyordunuz dersiniz. Halbuki peygamberimiz Müslümanlar bir bütündür, nerede birinin canı yansa diğeri de hissetmelidir, İnsan vücudu gibi en ufak bir yerimiz kanasa tüm canımız ordaymış gibi acı çekmelidir diye buyurmamış mıydı? Şimdi biz o yarayı temizleyip korumak yerine direk koparmayı tercih ediyoruz. Sanki onlar yok gibi, hepsini unutuyoruz… Filistin, Suriye, Irak, Arakan  ve daha birçok ülke savaşta, hepsi dibimizde. İnşallah Türkiye’ye bir şey olmaz, çünkü olursa bizi de kimse kurtarmayacak. Hepimiz kendi başımızın çaresine bakmak zorunda kalacağız. Tüm dünya bilecek ama yine de unutup susacak! Zaten onların istediği de bu.

Hepimiz insanız. Herkes içten aynı. Aynı organlar, aynı kırmızı kan. Bu neyin öfkesi, neyin ırkçılığı? Başka bir dine aitse ne olmuş, deri rengi beyaz değil de siyahsa ne olmuş? Neyine batıyor bunlar? İnsanlara akıl ve irade verilmiş. Farklı seçimler yapsınlar diye. Hepimiz aynı şeyi seçseydik veya tek bir insanın düşüncesiyle hareket etseydik otomatik olarak. O zaman hayvan ve makinelerden ne farkımız kalırdı?
Çok etkilendiğim, ağladığım bir kitaptı. Okumam uzun sürdü. Baya elimde süründü. Çünkü ağır geldi. O dönemde yaşananları okumak ağır geldi. Okuduktan sonra ve okurken çok düşündüm. Zaten sindire sindire okunması gerekiyor. Markus Zusak dünyaya çok önemli dersler vermiş bu kitapta. Ama yine de hırs ve açgözlü olanlar kendi egolarını aşıp yüreğiyle bakmazsa bir anlamı olmayacak. Bugün tüm dünyada en güçlü ve el altından tüm kötüleri destekleyenin kim olduklarını biliyoruz. Ama kimse onlara bir şey demiyor. Korkuyoruz çünkü. Çünkü bize dokunmayan yılan bin yaşasın diyoruz. Ama dokunuyor en çok bize Türklere ve Müslümanlara… Vatanımıza, dinimize, milletimize zarar vermek istiyorlar. Tüm dünyanın gözü bizim üzerimizde. En ufak bir boşluğumuzda saldıracaklar. Şimdi gizliden saldırıyorlar.

KİTAP HIRSIZI max ile ilgili görsel sonucu

Bütün kitap çok anlamlı sözlerle doluydu.

Filmini izledim iki gün önce. Gayet başarılı bir filmdi. Bazı detaylarda ufak değişiklikler yapılmış ama önemli değil. Kitabı çok iyi yansıtmışlar. Sonunda gösterilen yeri de beğendim. Kitapta fazla canlandıramamıştım. Liesel’in sonunu. Çok güzel aktarılmış. Önce kitabı okuyun ama  :)



*ALINTILAR*
*
Görünüşe bakılırsa Ilsa Hermann o gün Liesel Meminger'e sadece bir defter vermemişti. Aynı zamanda bodrumda zaman geçirmesi için bir neden de vermişti; önce babasıyla, sonra Max'le en sevdiği yer. Ona kendi kelimelerini yazmak için bir neden vermiş, aynı zamanda onu hayata döndüren şey olduğunu hatırlatmıştı. –S.548
*
''Kendini cezalandırma,'' dediğini duyuyordu kadının ama ceza ve acı olacak, yanında mutluluk da gelecekti. Yazmak buydu. –S.548
*
Kelimeler. Neden var olmak zorundaydılar ki? Onlar olmasa bunların hiçbiri yaşanmazdı. Kelimeler olmadan Führer bir hiçti. Topallayan esirler, teselli ihtiyacı veya bize kendimize daha iyi hissettirecek kelime oyunları olmazdı. –S.544
*
Nedendir bilinmez, ölen insanlar cevabını bildikleri sorular sorarlar. Belki de ölümleri böyle başlıyor.-S.491
*
Savaş elbette ki ölüm demekti ama bir zamanlar yakınınızda yaşayıp nefes alan biri olunca, kişinin ayaklarının altında yer sallanıyor gibi oluyordu. –S.489
*
Evet, Führer dünyaya kelimelerle hükmetmeye karar vermişti. ''Asla silaha sarılmayacağım,'' dedi. ''Buna gerek kalmayacak.'' Ancak acelesi yoktu. En azından hakkını verelim. Hiçte aptal bir adam değildi. İlk saldırı planı, vatanın olabildiğince büyük bölümüne kelimeleri yaymaktı. –S.466
*
Birinin söyledikleri ile gerçekte olanlar genellikle iki farklı şeydir. –S.447
*
İnsan, mutluluğu çalabilir miydi? Yoksa bu da aşağılık bir içsel insan hilesi miydi?-S.387
*
Ölümün en iyi dostunun savaş olduğunu söylerler, bu konuda size farklı bir bakış açısı sunayım. Bana göre savaş, sizden imkânsızı başarmanızı bekleyen yeni patronunuz gibidir. Omzunuzun tepesinde durup sürekli aynı şeyi tekrarlar. ''Bitir, bitir.'' Dolayısıyla daha çok çalışırsınız. İşi bitirirsiniz. Ama patronunuz size teşekkür etmez ve daha fazlasını ister. –S.323
*
Ve sonra.
Ölüm var.
Hepsinin arasında ilerliyor.-S.323
*
Ailendeki biriyle ilgili sızlanman, eleştiride bulunman normaldi ama başka birinin bunu yapmasına asla izin vermezdin. Böyle zamanlarda aileni destekler ve sadakatini gösterirdin. –s.306
*
Çoğu acı hikayesinde olduğu gibi, her şey derin bir mutlulukla başlamıştı. –s.93
*
Liesel kelimeleri okuyamayan bir kitap hırsızıydı.
Ama inanın bana, kelimeler yoldaydı ve geldiklerinde, Liesel onlara bulut gibi ellerle tutunup, yağmur gibi sularını sıkacaktı. – s.88
*
İnsanların hayatlarında dönüm noktaları vardır. Sanırım özellikle de çocukken. –s.67
*
Kalbinin derinliklerinde bir yerde bir kaşıntı vardı, fakat kaşımamaya dikkat ediyordu. Ortaya çıkabilecek şeylerden korkuyordu. –s.64
*
“Bugün gökyüzü yumuşak Max. Bulutlar çok yumuşak ve üzgün.. ve .. ve çok soğuk Max, çok soğuk..” –Liesel
*
“Sadece renkleri fark etmekle kalmayan, aynı zamanda onlarla ilgili konuşan bir adamı sevmemek zordur.”
*
Rudy dünyayı bozguna uğratmak için kendini baştan aşağı siyaha boyayan bir deliydi. –s.88
*
Sözlükte bulunmayan bir tanım:
Gitmemek: Sık sık çocuklar tarafından fark edilen bir güven ve sevgi eylemi.
*
Baba diye fısıldadı Liesel. Gözlerim yok.
Babası Liesel’in saçlarını okşadı. Kız tuzağa düşmüştü. “Öyle bir gülümsemeyle” dedi Hans Hubermann “gözlere ihtiyacın yok zaten.”
*
Küçük ve hüzünlü bir umut:
Kimse Himmel Sokağı!nı bombalamak istemiyordu. Kimse adını cennetten almış bir yeri bombalamak istemezdi, değil mi? Değil mi?
*
Kitabı hala sımsıkı tutuyordu. Hayatını kurtaran kelimelere umutsuzca tutunmuştu.
*
“Bu çok güzel bir gün.” Dedi Max, paramparça bir sesle. Ölmek için harika bir gün. Bu şekilde ölmek için harika bir gün.
*
Kitap Hırsızı son cümle:
Kelimelerden hem nefret ettim hem de onları sevdim ve umarım onları doğru yazmışımdır.
*
Çoğu zaman bir sürü yerdeyimdir ve 1943 yılında nerdeyse her yerdeydim. –s.563
*
Kitap hırsızına güzellik ve zalimlik hakkında söylemek istediğim birçok şey vardı ama o şeyler hakkında ona zaten bilmediği ne söyleyebilirdim ki?
*
Anlatıcıdan son bir not:

İnsanlar benim lanetim.
***

-AMARİL-

12 Temmuz 2017 Çarşamba

KARANLIK ZİHİNLER - ALEXANDRA BRACKEN

KARANLIK ZİHİNLER ile ilgili görsel sonucu

Yazar: Alexandra Bracken
Yayınevi : Parodi Yayınları
Çevirmen: Handan Sağlanmak
Editör : Hilal Gültekin
Sayfa Sayısı: 576
Baskı Yılı: 2014
Tür: Distopya, Fantastik


KİTAP TANITIM:

Adım Ruby.
Hepinizden farklıyım.
Aklınızın derinliklerinde gezinebilir,
anılarınızı hiç yaşamamışsınız gibi silebilirim.
Henüz on yaşındayken Thurmond'daki bu rehabilitasyon kampına gönderildim. Hem de kendi ailem tarafından...
Burada her adımımız izleniyor, nefes alış verişlerimiz bile.
Yalnız değilim.
Maviler... Yeşiller... Turuncular...
Sarılar ve Kırmızılar...
Karanlık Zihinler...
Ve yaşamak için saklanmak zorunda kalanlar
Ve kaçanlar...

"Bu kitap, distopya okuyucuları için bir baş ucu kitabı olacaktır."
- School Library Journal-

"Bir solukta okuyacağınız KARANLIK ZİHİNLER'in sürükleyici anlatımı, kalbinizi durduracak bir finalle son buluyor. Öyle ki bu mükemmel üçlemenin ikinci kitabının çıkmasını her şeyden çok isteyeceksiniz."
- Publishers Weekly-



KİTAP YORUMUM:

Merhaba millet :))

Bu güzel distopya ramazandayken bitti. Sahura kadar bitiririm deyip gözüm ağrımasına rağmen okudum. Sınav döneminde istediğim kadar okuyamadim bitirdiklerim de ince kitaplardi ve kalın bir kitabı bitirmenin verdiği mutluluk harika bu hissi özlemişim ;) kitaba gelirsek...

Kız karakterimiz Ruby ve ben onu sevdim. Başta çok ürkek biriyken sonlara doğru ne kadar güçlü ve kendine güvenen biri olduğunu yani geliştiğini görüyoruz.

IAAN hastalığı belli yaşın altındaki çocukları ya öldürüyor ya da özel güçler kazandırıyor. Çok kısa zamanda milyonlarca çocuk ölüyor. Ölmeyenler devlet tarafından Kırmızı Turuncu Sarı Mavi ve Yeşil olarak kodlanıyor. Onları korkunç kamplara yerleştirip tutsak ediyorlar. Devlet güce sahip çocuklardan korkuyor. Onlara türlü işkence ve deneyler yapıyorlar. Ruby o esaret altında tam 6 yıl yaşıyor. Tabi yaşamak denirse... Bir gün hiç beklemediği şekilde oradan çıkarılıyor ve macerası başlıyor. Ruby bir Turuncu yani insanların zihnin girip onların anılarını görebiliyor hatta onları yönlendirebiliyor ve hatta anılarını silebiliyor ! Ama kendisini korumak için onu kodlayacak kişinin aklına giriyor ve bir yeşil olduğunu söylüyor böylece o kadar sene hayatta kalıyor. Çünkü devlet Kırmızı ve Turunculari çok tehlikeli bulduğu için onları ayrı tutuyor.
KARANLIK ZİHİNLER ile ilgili görsel sonucu

Ayrıca devlet bu özel güçlü çocuklari genel olarak Yunan alfabesindeki PSİ harfi ile adlandırıyor. Kitabın kapağındaki harf.

Ruby kaçarken bir gruba rastliyor. Liam, Chubs ve küçük Zu. Çok eğlenceli ve değişik bir grup. Birbirlerini korumak için her türlü şeyi yapacak kadar fedakâr hepsi. Onlar da özel güçlere sahipler tabi ki. Kamptan kaçıyorlar ve sürekli saklanarak yaşıyorlar. Ama bir efsane var Kaçak Çocuk efsanesi. Duyduklarını göre bu kişi özel çocukları devletten gizlice ailelerine ulaştırıyor ve isterlerse orda güvenli bir şekilde yaşamalarını sağlıyor. Bu grup Kaçak Çocuk a ulaşmaya çalışıyor ve onlara Ruby de katılıyor. Çünkü Kaçak Çocuk bir Turuncu. Ve Ruby yeteneklerini kontrol etmeyi öğrenmek istiyor. Her neyse kitap çok sürükleyici daha fazla şey söylersem spoi olur. Zaten çoğu kişi mutlaka bu kitabı biliyordur. Baya guzel bir distopya serisi çünkü. Diğer kitaplarını ne zaman okurum bilemiyorum. Ama Sonu acayipti. Aslında beklediğim şeyi yaptı Ruby ama yine de şaşırdım.

The Darkest Minds by compoundbreadd

Chubs okumayı seven zeki bir çocuk. Ayrıca çok eğlenceli birisi. İlk başlarda haklı olarak Ruby den şüpheleniyor ve kötü davranıyor ama sonlara doğru cidden kardeş gibi oluyorlar. İkisi de birbirlerine güveniyor. Bu güzel bir durumdu. :) Chubs Yeşil galiba.

Zu tatlı bir kız. Konuşamıyor yaşadığı bazı şeyler yüzünden. Ama ona rağmen hayat enerjisi fazla. Pembe çantası ve defteriyle bütünleşti benim kafamda. Onu çok sevdim. Kitaba sevimlilik katmış. Zu Sarı.

Liam grubun başı gibi bir şey. Betty (arabanın ismi) yi o sürüyor. Sevdikleri için fedakarlıktan kaçınmayan bir. O Mavi. Ya Liam i sevdim ama bilemiyorum pek fazla değil nedense. Aslında bu kaçak çocuk u tanıyınca başladı. Liam her ne kadar çok iyi olsa da onun gölgesinde kalmış gibi hissettim. Bakalım ilerleyen kitaplarda ne olacak ? 

Kaçak Çocuk hiç beklemediğim biri çıktı. Çok güçlü bir Turuncu. Onunla olan çocuklar ona güveniyor ve kampta onun dediklerini yapıyor. Ruby ye karşı da iyiydi ama sonradan her şey karıştı. Olay hiç beklemediğim yerlere geldi. Ne diyeceğimi bilemiyorum. Her şey karıştı gerçekten...
hellhounds-and-goldink:  The darkest minds fanart with my fav gold ink

Yani sonuç olarak distopya okumak isteyenler elinden bırakmak istemeyecekleri bir kitap arıyorlarsa bu onlara göre :)

Kitapta kime güveneceğimi şaşırdım. Her grupta kötü şeyler var nerdeyse. En iyisi Ruby ve diğerlerinin birbirlerini bırakmamalarıydı. Ama bu biraz zor.

Renklere gelirsek ;

Kırmızı: Ateş oluşturma
Turuncu: Zihin kontrol etme
Sarı: Elektriği kontrol edebilme
Mavi: Telekinezi (canlı veya cansızlari hareket ettirme)
Yeşil: Üstün Zeka

KARANLIK ZİHİNLER PARODİ ile ilgili görsel sonucu

Bence oluşturulan dünya güzel. Ama çok tehlikeli. Bir yanda devlet bir yanda Çocuk Birliği bir yanda ayrı ayrı grup çocuklar derken ortam karışık...

Ruby nin zihin kontrol etmeyi istememesi çok doğaldı. Başkasının zihnine girmek güzel gözükse bile korkunç bir şey. Oraya girince en özel anıları görüyorsun. Hatta yanlışlıkla o anıları yok ediyorsun. Onun anılarinda kaybolmak var bir de bu dehşet verici. Her ne olursa olsun bazı şeyler özel kalmalı. İnsan en güvendiği kişiye bile kendini tamamen açmamalı. Çünkü zamanin ne göstereceği belli değil Hele şu zamanda kimseye güven olmuyor herkes sırtından vurmakla meşgul. Bir insanin zihnimize girebileceğini bilmek iğrenç olurdu. Çünkü en hassas yanlarımızı bulurdu ve savunmasız kalırdık... İyi ki böyle şeyler yok. Özel güçler iyi görünebilir ama gerçekten korkutucu.

İlginç bir şeyler okumak isteyenler bu seriye başlasın. Ruby yeni bir şeyler öğrenirken onunla birlikte ben de sorguladım. Acaba yapması mi daha iyi yoksa yapmaması mi? Ama o dünyada hayatta kalması için güçleri gerekli.
Kaliteli bir distopya olmuş. Kendini okutturuyor. Heyecanlı, sürükleyici, biraz duygusal.
Bugün bir tane daha kitap yorumu ekleyeceğim. Bu aralar aktif olmayı istiyorum. Bitirdiğim ve yorumlanması gereken çok kitap var takipte kalın :))


-Amaril-



SINAV SENEM HAKKINDA DÜŞÜNDÜKLERİM



Merhabalar :)

Bu zamana kadar ismimi söylemedim burda. Ben Hilal. Birazdan okuyacaklarınız benim özelim. Yani en azından bir kısmı ;) İsmimi söyledim çünkü dediklerime güvenin ve aynı hataları yapmayın. Çok uzun bir yazı olacak isteyen okur isteyen okumaz. Sonuna kadar okuyan olursa tebrik ediyorum şimdiden ;))

Bugün size zor geçen sınav senemden, tecrübelerimden ve bundan sonra ne yapmak istediğimden bahsedeceğim.

Sene başında neredeyse hiçbir şey bilmiyordum. Ankara’nın en iyi okullarından birinde okudum. ama geriye dönüp bakınca bana pek bir şey katmamış mutsuzluk, yorgunluk, ait olmama hissi dışında. Yaz tatilinde konulara başlamadım. Gerçekten çok zor lise dönemi geçirmiştim. Hayatıma dair en önemli şeyi öğrendiğim zamanlardı ve bu beni istemeden yaraladı. Belki herkesin başına gelebilecek şeyler diye düşündünüz biliyorum ama değil bence.
11. Sınıfta onu öğrendim ve psikolojik olarak zor bir yıldı. Bu bilgiden liseye başladığımda şüpheleniyordum. Yani aslında bir tarafım hep biliyordu ve tek başlına kabullenmeye çalışmıştı. Ama bir tarafım hep şüpheliydi. En sonunda öğrendim annem söyleyince. 11.sınıf hem çok zordu hem de lisedeki en iyi senemdi :) her türlü duyguyu yaşamıştım. Bu yüzden yaz tatilinde kafa dinlemek istedim ve hiç çalışmadım. Ama şimdi pişmanım. Ha yine olsa yine o zaman çalışmam çünkü gerçekten yıpranmıştım. Zamana ihtiyacım vardı. Ama ösym bunu dikkate almıyor. Sanki herkes aynı maddi ve manevi koşuldaymış gibi değerlendiriyor.

12.sınıfa başladığımda çok korkuyordum. Ders ve çalışma konusunda bilgim çok azdı. Dershanemde şansıma sadece en iyi 2 sınıfı önemseyen gerisini boş veren bir dershaneydi. Aslında kurumsal ve iyi olduğunu bildiğim için gittim. Ama çok kötü oldu. Ben baştan 7.sınıftaydım ama rehberlik en kötüsüydü. Ne doğru düzgün çalışma programı ne motivasyon ne mesleğe yönlendirme hiçbir şey vermedi bize. Şu an onların yüzünden dershane sınıfımdaki herkes mezuna kaldı. Çünkü biz nasıl çalışmamız gerektiğini bilmiyorduk. Sbs gibi değildi. 4 seneyi bir seneye sığdırmamız gerekiyordu. Hepimiz çabaladık ama yeterli değildi işte…

Şimdiyse biliyorum. Nasıl çalışmam gerektiğini, gerçekçi hedefimi, istediklerimi. Ne kadar zor olsa da yeniden deneyeceğim ama bu sefer emin adımlarla. Sıralamam kötü sayılmaz orta. Ama ben hep Hacettepe istedim, onun için tabi ki yeterli değil. Bu yüzden mutlu olacağım bir üniversite için bir yıl daha çalışmam gerekiyor.

5 yaşımdan beri hep doktor olmayı istedim. Çocukluk hayalim. Ama bu sene fark ettim ki fazla stres beni mahvediyor. Zaten kolay bir hayat yaşamadım. Hep çabalamam gerekti. Doktor olmak için de tüm hayatımı feda etmem gerek. Yani ailemle sevdiklerimle yeterli vakit geçiremeyeceğim, çok sevdiğim kitaplarımı okuyamayacağım. Doktorluk çok kutsal bir meslek hala da seviyorum. İnsanlara faydalı olmak çok güzel ama ben bunu yapamam. O yüzden insanlara faydalı olacağım hatta daha da kişisel ve uzun süreçte yanlarında olacağım bir meslek arayışına koyuldum. Sonra FİZİK TEDAVİ VE REHABİLİTASYON da karar kıldım. Kısaca FTR. Ftr tıpa göre biraz daha rahat. Ama hemen hemen aynı dersleri görüyorlarmış. Ama ftr 4 yıllık. Ayrıca özel ve devlet bir sürü alanda çalışma imkanı var. İş sıkıntısı çekmem inşallah. Yani en sonunda bu benim gerçekçi hedefim oldu. Ama keşke en başında böyle başlasaydım. Çünkü bi ara amaçsızlığa yakalanmıştım. Bu da çalışma isteğini düşürüyor. Ama bu sene tekrar hazırlanırken Hacettepe FTR yi istediğimi bilerek çalışacağım. 12. Sınıfa geçecekler size tavsiyem gerçekçi hedefinizi belirleyin ve asla umutsuzluğa kapılmayın.


12.sınıfta alay eder gibi tüm sorunlar üst üste geliyor. Fiziksel değil ama psikolojik olarak çok yıpranılacak bir sene. En yakınındaki insanlar bile seni anlamıyor. Zamanla bu psikolojik benimki gibi fiziksele de dönüşebiliyor. Kışın dizlerim çok ağrıdı mesela. Ayrıca çene eklemlerimin kaymış olması geçen seneden beri düzelmedi tam tersi şu an artmış durumda. Bu da çok ağrı ve acı yaptı. Dediğim gibi sakın kendinizi sağlığınıza zarar verecek kadar yormayın. Bunları yeni başlayacaklara göz korkutmak için değil nelerle karşılaşabileceklerini bilsinler diye yazıyorum. Her türlü ihtimali kabul edin ve bu yola çıkın. kendinize güvenin öncelikle. çünkü ben kendime güvenmedim ve şimdi başarısız oldum. Evet istesem ankara dışında bir sürü üniversite kazanacak puanım var ama benim istediğim kesin. Ha olurda Hacettepe olmasa bile ftr de kararlıyım. Zamanla istekler değişebiliyor. Bu elbette olacak. Ama gerçekçi düşünmeye dikkat edin.

Ailem mezuna kalma isteğime anlayışla cevap verdi. Benim gibi onlar da bu sene yoruldular. Sonuç çıkınca benim gibi onlar da hayal kırıklığına uğradılar. Ama babam saolsun tekrar dershane arayalım dedi. Düzgün bir yer olursa giderim yoksa evde kendim hazırlanırım. Mezuna kaldım diye çevremdekiler bir sürü laf söyleyecek biliyorum ama mutsuz olacağım tercihi yapamam. Zaten lisede istemediğim bir yere gittim 4 sene memnun olmadım. Üniversite böyle olsun istemiyorum.

Sınav senesinde sizi gereksiz eleştiren faydası dokunmayan herkese kulak tıkayın. Önünüze bakın. Hedefinize odaklanın. Ailenizle arkadaşlarınızla zaman geçiremeyeceğiniz, sevdiğiniz dizi ve kitaplara zaman ayıramayacağınız çok dolu bir sene olacak. Ama eğer ki planlı biriyseniz ders çalışmanın yanında bunları da yapabilirsiniz. Ama ben öyle olmadım maalesef.

Bunları söylüyorum çünkü benim çok ağzım yandı. Arkadaşlarım ve çevrem benim nasıl manyakça kitap okuduğumu bildikleri için hep artık kitap okuma ders çalış dediler. Ben de onlara uydum ama zararlı çıkan ben oldum. Çünkü ilk zamanlarda dizi yok kitap yok sürekli ders falan alışamadım ben bi kaç ay. Zaten zaman geçti. Ama şimdi kesinlikle öyle yapmayacağım. Her şeyin dengesini kuracağım. Herkes en iyi kendini bilir. Başkasının yap yapma dediklerine değil ben ne yaparsam daha iyi oluruma göre karar verin. Bu sene kitap da okuyacağım, ailemle zaman da geçireceğim, çok daralınca film dizi de izleyeceğim ama hepsini dengesini ayarlayarak yapacağım. Bir daha kimsenin lafına hemen güvenmeyeceğim. Bırak kim ne derse desin sen mutlu olduktan sonra önemi yok. Hayal kırıklığını dibine kadar yaşadığım bir yıldı.
Etrafımda bir sürü insan vardı ama yalnızdım. Bu lise yıllarım boyunca hiç peşimi bırakmamıştı. Şimdi de öyle oldu. Çünkü ben insanlardan daha farklı düşünüyoruım böyle olunca beni anlayan da olmuyor.

Ailelere gelirsek sınav senesinde çocuğunuza baskı kurmayın, rahat bırakın, deneme sonucun nasıl diye ilk sormayın. Önce nasılsın yavrum yorgun musun geç yemeğini ye falan gibi şeyler söyleyin. Benim ailem çok şükür hiç baskı kurmadılar. Gayet iyi davrandılar. Ama dediğim gibi bu sene yalnızsınız. Kimse sizi anlamayacak bu aileniz bile olsa. O yüzden birilerine laf anlatmak vaktinizi alıyorsa veya sizi üzüyorsa bırakın gidin. Ama aileler istisna tabi ki ;) onlarla zaten az görüşeceksiniz en azından konuştuğunuzda kısa bir bilgilendirme yapın.

Sınavın en kötü yanı bu toplumda sizin değerinizin sınavla ölçülmesi. Aslında böyle değil ama bir inanış var ve bunu yıkmak çok zor. Sanki sizin kaliteniz bir malmış gibi ölçülüyor. İyi bir üniversiteye yerleştiyse bu çocuk iyi deniyor. Kötüyse küçümseniyor. Ama kimse sizin ne yapıp yapamayacağınıza karışamaz. Ne olmak istiyorsanız çabalayın ve olun. Kimsenin sizi ezmesine müsaade etmeyin.

Senelerdir sınav sınav sınav diye bizi bıktırdılar. Yaşamamıza gençliğimizin tadını çıkarmamıza izin vermediler. Sınav diye öğreteceğinize önce insan olmayı öğretin. Sevgili saygılı hoşgörülü adaletli sorumluluk sahibi olmayı öğretin. Zaten çocuk kendisi ders çalışmak ister.

Keşke böyle olmasaydı, yarış atı gibi kullanılmasaydık. Keşke başarılı, başarısız, zeki, mal falan diye ayrıştırılmasaydık. İyi bir insan veya kötü olsa bile iyi olmak için çabalıyor denilseydi. Ama maalesef böyle değil dünya. Bu kapitalist sistemde ayakta kalabilmek, kimseye muhtaç olmamak için bu sınavda en iyisini yapmalıyız…

Buraya yazdıklarım hem size hem kendime tavsiyem. Yaptığım hataları tekrar yapmayım diye öğütlerim. Öğrendiğim şeyler. Falan filan. Buraya kadar okuduysanız gerçekten tebrik ediyorum. Umarım birilerine faydalı olurum. Hem çalışmaya başlar azimle devam eder hem de kendine güvenir inşallah onlar.

Eğer ki aklınıza takılan sormak istediğiniz bir şey olursa yoruma veya gmail adresime yazıp sorabilirsiniz. elimden geldiğince yardımcı olurum.



-AMARİL-


7 Haziran 2017 Çarşamba

Animasyon Tanıtım// The Boss Baby


Vizyon Tarihi: 31 Mart 2017
Yapımı : 2017 - ABD
Tür : Animasyon ,  Komedi
Süre: 97 Dak.
Yönetmen : Tom McGrath
Seslendirenler : Steve Buscemi ,  Alec Baldwin ,  Lisa Kudrow ,  Jimmy Kimmel ,  Miles Christopher Bakshi
Senaryo : Michael McCullers
Yapımcı : Denise Nolan Cascino


ANİMASYON ÖZETİ:
7 yaşındaki Tim Templeton, anne ve babasıyla birlikte çok mutlu bir hayat sürerken güzel günlerin sonu, bir erkek kardeşinin olduğunu öğrenmesiyle gelir. Ancak kardeşi hiç de diğer bebekler gibi değildir, büyük insanlar gibi konuşan, takım elbise giyip bond çanta taşıyan bu bebeğin amacı, Puppy Şirketi'nin başkanının kurduğu komployu boşa çıkarmak, dünyadaki sevgi dengesinin bozulmasını önlemektir. Tim, bebeğin bir an önce gidebilmesi için işbirliği yapmaya karar verir.
Patron Bebek : Fotograf

Merhaba uzun zamandır yoktum buralarda. Birkaç gün önce izlediğim harika animasyonu sizlerle paylaşmak istedim. Animasyon pek fazla izlemem ama o gün bu animasyondan küçük bir kesit gördüm ve izlemek istedim. Kardeşimle izledik ve harikaydı bence :)


Çok güzel bir temayı işlemişler. "Herkese yetecek kadar sevgi vardır. "


Patron gibi giyinen, büyük adam gibi konuşan, oyun oynamak değil de iş yapmayı seven bir bebek düşünün :) Güzel düşündünüz mü? Çok garip değil mi? Bunu fark eden anne baba değil de bu bebeğin abisi 7 yaşındaki Tom :) Bebek eve geldiğinden beri onu sevmeyen ve bu özellikleri fark edince iyice ona gıcık olan Tom zamanla ona ısınıp sevecek mi? Bebekler neden patronluk taslıyor? Bu bebeklerin amacı ne? ve daha fazlası bu animasyonda ;)) 

Bebeğin Tim e son kısımda olan sözleri harikaydı. Çok samimi, sevimli bir animasyondu yaa herkes izlemeli. Özellikle kardeşi olacak küçük çocuklara izletilmeli :))

Çoğunlukla gülümseyerek izledim. Hatta hiç beklemezdim bunu ama sonunda çok duygulanıp biraz Ağlamış olabilirim. Yani sonuçta bir animasyon denilip geçilmemeli. Çok güzel duygular hissettirdi bana ;)


Farklı ama güzel bir konusu vardı , Tim hayal gücü çok geniş olan bir çocuktu. Onun hayallerini ve oyuncaklarla kendine kurduğu o dünyayı izlemek çok güzeldi. Bebek ve Tim in yaşadığı maceralar, birbirlerinden hiç hoşlanmazken sonradan birbirlerine muhtaç olmalarıyla beraber sevmeye başlamaları harikaydı ;))


Kardeşlik duygusunu, kıskançlığı, anne babanın yeni doğan bebeğe olan ilgisini güzel aktarmışlar.


Büyük adam gibi konuşan, patron gibi giyinen bir bebeğin ve tüm ilgi üzerinde olan çocukluğunu yaşayan hayal gücü geniş ama sonradan bir kardeş gelmesi üzerine o ilginin alakanın azalmasıyla üzülen bir çocuğun hikayesi bu. Gerçekten çok seveceksiniz ;))

Bebek gerçekten bebek olduğu zamanlarda çok sevimliydi. Tom da onu o durumdayken yalnız bırakmayıp kucağında taşıyordu ve bu bence çok güzeldi. Beraber bisiklete binip bakıcı (?) dan kaçmaları en eğlenceli kısımlardı. Birbirlerine yardım etmeleri falan inanılmaz hoştu. Son kısımda ikisi de istediği şeyi elde etmişken yine de içlerinde eksiklik duygusu olması ve birbirlerini özlemeleri ve yaptıkları o şey çok duygusaldı :) 

Ya izlemeniz lazım anlatamam çok tatlı bir animasyondu :) Aslında çocuklardan çok yetişkinlere hitap ediyordu. Yani konusu basit değil çok zekice kurgulanmış. 

İnşallah bir daha ki postta görüşürüz. Sınav bitince kitap yorumuna devam edeceğim. Sınavla alakalı da bir yazı yazarım. Büyük ihtimal mezuna kalacağım. Çünkü istediğim yer çok yüksek ve ben bu sene yeterince emek verdiğimi düşünmüyorum. Ama bu sefer gündüz ders akşam kitap okuma olarak devam edeceğim. Kitaplardan ayrı kalınca moralim bozuluyor :)

*Bende izleme isteği uyandıran o tatlı video:

*Son olarak fragman adresi vereceğim bir bakın:


-Amaril-



12 Mayıs 2017 Cuma

HAYVAN SEVGİSİ VE İNSANLIK NAMINA BİR KAÇ SÖZ...


Bugün çok kötü bir şey oldu. Sözde iyi niyetli bir yaklaşımla bir hayvanın hayatını kararttilar...

Kütüphaneye ders çalışmaya gittik arkadaşımla. Ben oraya hiç gitmediydim daha önce. Baya guzeldi ferahtı. Hatta içerde iki kedi vardı bir anne bir de yavrusu. Kedilerden pek hoşlanmam.  Ama o ortam ve kediler özleşmişti sanki. Bu çok hoşuma gitti. Ne  güzel dedim içimden hayvansever insanlar demek ki. Sonra bizim ayrilmamiza yakın çok kötü bir şey oldu. Ben arkadaşımla dışarda konuşurken olmuş bu ben fark etmemistim. Sonra içeri girerken anne kediyi fark ettim. Çok Üzgündu sanki, her yere gidip mirildaniyordu. Sanki ağlar gibiydi sanki duyun sesimi der gibiydi...

Diğer arkadaşıma sordum ne oldu diye çünkü o da ağlar gibiydi biraz. Kedinin yavrusunu götürdüler dedi. Algilayamadim önce, geri getirirler demi dedim Hayır dedi. Bi tane genç kız almış götürmüş. Öylece annesinden ayırmış. İnanamadım. Kütüphane görevlileri de izin vermiş buna. Çok sinirlendim, üzüldüm. O kedi bir anne sonuçta her yerde yavrusunu arıyordu. Yaşlı olan Kütüphaneciye gittim söyledim. Nasıl böyle bir şey yaparsınız onu yavrusundan nasıl ayırdınız?? Adam bana bu yaptıkları iğrenç şeyi savunuyor bir de. Biz onlara bakamayiz , bir gün sokakta araba altında kalır diye. Şaka gibi ya. Kendilerini iyilik yaptı sanıyorlar. Daha sonra bi sürü şey söyledim. Bagiracaktim ama sakın kalmaya çalıştım insanlar ders çalışıyor diye. Sonra durmadım daha fazla arkadaşım da gitmişti zaten. Sonra başka bir kadın geldi konuşalım dedi. Öğrendim ki diğer 2 yavrusunu da birilerine vermişler. Sanki bir eşya gibi. Adam da kendini haklı çıkarmak için napalım kız çok ısrar etti diyor. Gelde sinirlenme!
O hayvanların ağzı var dili yok diye, kendilerini savunamazlar diye bunu yapmaya hakları yok!!
Genç bi kız almış ya, sen kim oluyorsun daha kenine bile bakamiyorsun daha annesinden  süt içen bir kediyi sırf beğendin diye nasıl sahiplenirsin? Bu nasıl hayvanseverlik?  Bu vicdansizlik be!

İnanamıyorum insanlar ne kadar aç gözlü ? nasıl bu hale geldik? Her beğendiğin sevdiğin şeyi sahiplenmek  zorunda misin? Kütüphaneye geldiğinde zaman seversin yani. Eğer ki o kız bu yazımi okursa gidip yavruyu annesine kavustursun. Ya kütüphanede bıraksın ya da hem anneye hem yavruya baksın ! Gerçekten çok sinirlendim. O kedinin Mahsun bakışları çok içime dokundu. İnsanlar çok duyarsız. O kadar bencillesmisler ki inisan olduklarını bile unutmuslar. Seninde yavrunu zorla elinden alsalar ne hissederdin? Hayvanların da insanlarında kendi yavrusu kiymetlidir. Bir gün bunu anlarsak her şey iyi olacak. Doğanın ve hayvanların değerini bilmemiz lazım. Onları korumamız lazım. Onlara sahip çıkacaksak  sevdiklerinden ayırmadan çıkalım.

Sevmek bu mudur ya? İnsanlar bunu sadece hayvanlara değil insanlara da yapıyorlar. Zorla sahip olmaya çalışıyorlar. Uzaktan sevmek en güzeli değil midir? Bakmaya bile Kıyamamaktir sevmek. Sevdiğiniz bir şeye/kişiye  sahip olmaya değil onu anlamaya çalışın. Neyse konuyu dağıtmadan devam edeyim.

Anlamıyorum o hayvanların bedelini vebalini nasıl ödeyecekler? Bu dünyada olmasa da o konusamayan hayvanlar o zarar verdiğimiz güzelim Doğa ahirette konusacaklar!

Lütfen bu şekilde davranmayın. Bir sürü sahipsiz kimsesiz hayvan var barınaklarda onları alın çok istiyorsaniz.

İnsanlar çok değişti gerçekten. Önceden daha samimiydik birbirimize Güvenirdik ağaçlara çiçeklere kuşlara kedi ve Köpeklere çok değer verirdik. Şimdiyse bir hevesle hayvanlar alınıp sonra sokağa atılıyor. Boyle yapan Tanidiklarinizi uyarın onlari biraz olsun gerçek hayvan sevgisine ve insanlığa davet ediyorum...

-Amaril-
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...