ASLINDA HER KİTAP FARKLI BİR DİYARA YOLCULUKTUR...

9 Haziran 2019 Pazar

CESUR YENİ DÜNYA - ALDOUS HUXLEY


Kitabın Orjinal Adı : Brave New World
Yazar : Aldous Huxley
İlk Basım: 1932
Yayınevi: İthaki
Çevirmen : Ümit Tosun
Editör : Alican Saygı Ortanca
Tür : Bilimkurgu, Distopya, Ütopya
Sayfa Sayısı : 349

KİTAP TANITIMI:   
“Cesur Yeni Dünya” bizi “Ford’dan sonra 632 yılına” götürür. Bu dünyanın cesur insanları kapısında “Cemaat, Özdeşlik, İstikrar” yazan Londra Merkez Kuluçka ve Şartlandırma Merkezi’nde üretilirler. Kadınların döllenmesi yasak ve ayıp olduğu için, “annelik’ ve ‘babalık’ pornografik birer kavram olarak görülür Toplumsal istikrarın temel güvencesi olan şartlandırma hipnopedya -uykuda eğitim- ile sağlanır. Hipnopedya sayesinde herkes mutludur; herkes çalışır ve herkes eğlenir. “Herkes herkes içindir.”
KİTAP YORUMUM:
Hiç düşündünüz mü? Gelecekte bizi neler bekliyor? Teknoloji hep ilerleyecek mi? İnsanlar neler başaracak? Mutluluğun sırrı bulunacak mı?
Huxley, 1932 yılında müthiş bir hayal gücüyle bunları düşünüp kurgulamış. İnanılmaz bir distopya/ütopya yapmış. Kimilerine göre müthiş güzellikte bir dünya çünkü hep mutlu insanlar. Kimilerine göre kötü bir dünya çünkü mutsuz olma hakkımızı elimizden alan bir dünya. Okuduktan sonra siz ne düşünürsünüz bilemem ama ben böyle bir dünyada yaşamak istemezdim. Her şey güllük gülistanlık olamaz yani.
Mutsuzluk olmadan mutluluğun, hastalık olmadan sağlığın, yoksulluk olmadan zenginliğin, aşk acısı olmadan aşkın, tutku olmadan sevişmenin değeri bilinemez.
Romanın ismi (Brave New World), Shakespeare’in Fırtına isimli eserindeki bir sahneden alınmış ve Shakespeare zamanında “brave” kelimesi “güzel” anlamına geliyormuş. Zaten Vahşi de Shakespeare’i çok okuyan birisi. Onun sözlerini sıkça söylüyor.
Bu öyle bir dünya ki insanlar artık doğum yapmıyor. Bebekler şişelerde yetiştiriliyor. Alfa epsilon gibi sınıflandırmalar var. Alfalar en üst sınıf ve onlara iyi besinler veriliyor beyin gelişimi için. Epsilonlardan da beyin gelişimi esirgeniyor. Fiziksel gelişmelerini sağlıyorlar. Çünkü onlar kol gücü gerektiren işleri yapıyor.
Çocuklar doğduklarından itibaren hipnopedya ve şartlandırma ile büyüyorlar. Böylece hepsi kendi statüsünden mutlu oluyor daha fazlasını istemiyor. Hepsi kendi işiyle meşgul oluyor.
1913 senesinde “Model T” isimli arabayı  üretip ilk kez yürüyen bant sistemini getiren kişi Henry Ford. Yazarımız da ondan ilham alıp bu dünyada Tanrı olarak kabul gören Ford karakterini oluşturmuş. İnsanlar Ford aşkına falan gibi deyimler oluşturmuş.
Huxley, Amerika’yı ziyaretinde o dünyadaki inanılmaz tüketim çılgınlığından, uyuşturucu kullanımlarından, delicesine eğlenmelerden o kadar etkilenmiş ki böyle bir kitap aklına gelmiş. Günümüzde bile bu kitabın hala bize benzerlikleri var. İnsanlar hep aynı.
Kitabın yazıldığı dönemde doğum kontrol hapları bile yokmuş düşünün. Üstelik teknoloji de hiç gelişmiş değildi. Bu adam harika bir hayal gücüyle düşünüp yazmış kitabı. 
Bir de soma denen bir şey var. İnsanlar mutsuzluğa düşünce ondan içiyorlar. Mutluluk uyuşturucusu gibi bir şey. İnsanları harika hissettiriyor ve dünya yansa umurlarında olmuyor.
Aile yapısı asla yok. Hatta anne ve baba kelimeleri müstehcen sayılıyor. İsteyen istediği ile cinsel ilişkiye girebiliyor, çünkü herkes herkes içindir deniliyor. Bu tip şeyler küçük yaştan itibaren serbest sayılıyor ancak anne baba aile kelimelerini duyunca utanıyor insanlar. Tek bir kişiyle uzun süre birlikte olmak da kötü sayılıyor. Evlilik kavramı yok yani. Çok değişik bir düzen olmuş. İnsanların bakış açısı acayipti.
Ayrıca eski şeyler kullanılmıyor. Eğer eskidiyse onlar atılıp yenisi alınıyor. “Atıp kurtulmak onarmaktan iyidir.” Hep böyle diyorlar.
Hastalıkların çaresi bulunmuş. Herkes artık genç ve sağlıklı. 60 yaşlarına kadar muhteşem fizikle yaşayıp hiç kırışmadan tak diye ölüp gidiyorlar.
Ölüm onlara göre doğal. Çocukları ölüm görmeye götürdükten sonra pasta gibi şeyler yedirip onları ölüme alıştırıyorlar. Böylece kimse birisi öldüğünde üzülmüyor.

Karakterlerimiz: Batı Avrupa Dünya Denetçisi Mustafa Mond, bu dünyadan pek de memnun olmayan Bernard Marx, güzeller güzeli Lenina Crowne, Helmholtz Watson, Vahşi John.
Bernard, ilk başlarda herkesten ayrı yalnız yaşayan ve bu dünyanın kurallarına uymaktan hoşlanmayan biriydi. Sonradan bir ara ünlü oldu ve değişti. Ama en sonunda yine özüne döndü.
Lenina’yı pek sevmedim. Sadece kadınların o dünyadan bir objeden farksız olmadığını anlatmak için ve bu dünyadaki insanların salt kafa yapısını anlamamız için konulmuş bir karakter bence. Tam anlamıyla o dünyaya ait, düşünmeyen, yiyip içip keyfine bakan ve daralınca soma kullanan birisi.
Vahşi John, Ayrıbölge denilen insanların eskisi gibi yaşadığı bir bölgede doğmuştu. Hristiyandı ve kitaplar okuyordu, sevgiye, evliliğe değer veriyordu. Bir şekilde bu tarafa geçince gördükleri karşısında dehşete düştü. İnsanlar ne acayiplerdi. “Hey Cesur Yeni Dünya ki, içinde böyle insanlar var” oraya gitmeden daha bu sözünü söylemişti Shakespeare’in. Sonrada bunu tekrarladı hep. İyi bir şeyler bekliyordu. Artık ayrıbölgedeki gibi yalnız kalmayacaktı. Ama oraya gidince gördükleriyle Bir kez daha yalnızlığa mahkum oldu.
Mustafa Mond, çok ilginç adamdı. Kuralları o belirliyordu. İnsanlara eski şeyleri o yasaklıyordu. İnsanların anlamayacağını düşündüğü için onlara kapasiteleri kadar şeyler veriyordu. Kendisi bilim adamı olmasına rağmen Denetçi olmayı seçmişti. Bilimi, sahteliğe tercih etmişti. Başkalarının mutluluğunu, kendi mutluluğuna tercih etmişti.

Vahşi ve Mustafa Mond’un sonlara doğru olan konuşmalarını çok sevdim. Ufuk açacak bir konuşmaydı. Özellikle şu satırlar muhteşem:
“Biz sevmeyiz,” dedi Denetçi. “Biz her şeyi keyifli yapmayı yeğleriz.”
“Ben keyif aramıyorum. Tanrı’yı istiyorum, şiir istiyorum, gerçek tehlike istiyorum, özgürlük istiyorum, iyilik istiyorum. Günah istiyorum.”
“Aslında,” dedi Mustafa Mond, “siz mutsuz olma hakkını istiyorsunuz.”
“Öyle olsun,” dedi Vahşi meydan okurcasına, “Mutsuz olma hakkını istiyorum.”
“Eklemek gerekirse, ihtiyarlama, çirkinleşme ve iktidarsız kalma hakkını da istiyorsunuz; frengi ve kansere yakalanma haklarını, açlıktan nefesi kokma hakkını, sefil olma hakkını, sürekli yarın ne olacak korkusu içinde yaşama hakkını, tifoya yakalanma hakkını ve her türden ağza alınmaz acıyla işkence çekerek yaşama hakkını da istiyorsunuz.”
Uzun bir sessizlik oldu.
Sonunda Vahşi, “Hepsini istiyorum,” dedi.
Mustafa Mond omuzlarını silkti. “Hepsi sizin olsun,” dedi.
Kitap gerçekten harika. İnsanı düşünceye sevk ediyor. İlk okuduğumda pek fazla şey anlayamadım. Sonra tüm sayfaları yeniden gözden geçirip okudum . Üstünde düşünüldüğünde inanılmaz şeyler anlattığını fark ediyorsunuz. İmkansız bir gelecek gibi duruyor ama bizim dünyamızla uyuşuyor. Uyuşturucular, tüketim çılgınlığı, eğlenmek için yaşamak, acılardan kaçmak, aileyi önemsemeyen gençlik, teknolojinin günden güne ilerlemesi…
Burada vaat edilen korkunç bir gerçeklik. Huxley, böyle bir dünya istemiyordu. Amerika’yı ziyaretinden sonra bunları fark etti ve insanlık bu yöne doğru gitmesin diye uğraştı belki de. Ama gelecek dur durak bilmeden geliyor. Teknoloji ürkütücü bir hızla gelişiyor.
Teknoloji insanlık yararına kullanılsa yine iyi. Ama insanlar her şeyin kötüsünü yapmakta usta. Sadece iyiliğe götürecek bir teknoloji imkansız. Her şeyin bir zararı var.
Şartlandırılmış bir dünyada yaşanılan mutluluk gerçek midir sizce?
Özgür müyüz sahi?
Bence kitaptaki dünyada da bu dünyada da özgür değiliz. Çünkü istediklerimizi yapamıyoruz. İstemediklerimizi yapmak zorunda kalıyoruz. Herkesin isteği farklı ama gerçekleştiren kişi çok az. Ya para yetmiyor ya zaman yetmiyor. Üstelik her hareketimiz izleniyor. Ya da sosyal medyada biz buna izin veriyoruz.
Mesela bazıları dünyayı dolaşmak ister ama geleceğini kurtarmak için okulunu okumak zorundadır. Okul biter sonra iş güç evlilik telaşı başlar, geziye para yetmez.
İş bulmak ister bazıları ama iş bulunamaz.
Bazıları gençliğini yaşamak ister ama toplumun ahlak kuralları buna izin vermez.
Bazıları doğurduğu çocuğu gönlünce büyütmek ister ama ailesi her şeye karışır…
Sizce özgür müyüz? Bence değiliz.
Yapmak istediklerimizi ya yapamıyoruz ya da yapsak bile mutluluk kursağımızda kalıyor. Yapmak istemediklerimiz önümüzde dağ olmuş zaten.
Yine de kitaptaki dünyadansa şimdiki dünyayı tercih ederim. Çünkü aile kavramı çok önemli benim için. Çünkü mutsuz olmayı da isterim. Çünkü ağlamayı gülmeye tercih ettiğim zamanları da yaşamak isterim.
 Mutluluğa şartlandırılmayı değil de o mutluluğa kendim arayıp bularak sahip çıkmayı isterim. Başkalarının hakkımda karar verip geleceğimi belirlemesindense kendim çalışıp o geleceği elime almak isterim.
Siz ne diyorsunuz? Şartlandırılmış mutluluğu mu yoksa Vahşi’nin dediği gibi mutsuz olma hakkını mı istersiniz?
Herkesin belli bir yaştan sonra okuması gereken bir kitap. Doğru zamanda okumak önemli. 20li yaşlardan sonra okunsa daha iyi anlaşılır sanırım.

*ALINTILAR*
Ne sebeple olursa olsun hatanızın üzerine kara kara düşünmeyin. Temizlenmenin yolu çamurda yuvarlanmak değildir.
***
“Mutluluk ve erdemin sırrıdır; yapmak zorunda olduğun şeyi sevmek. Tüm şartlandırmaların amacı budur: İnsanlar, kaçınılmaz toplumsal yazgılarını sevdirmek.”
***
“Bütün haçların üstleri kesildi ve T’ye dönüştüler.”
***
“Sen gerçekten hasta görünüyorsun,
Mideni bozan bir şey mi yedin?”
Başıyla doğruladı. “Uygarlık yedim.”
“Ne?”
“Zehirledi beni uygarlık, kirlendim. Sonra da,” diyerek daha alçak bir sesle ekledi, “İçimdeki kötülüğü yedim.”
***
Eğer farklıysan, yalnızlığa mahkûmsun.
***
“Başlamak için en uygun zamanı beklersen hiç başlamayabilirsin; şimdi başla, şu anda bulunduğun yerden, elindekilerle başla.”
***
İnsan mutluluk konusunu düşünmek zorunda olmasa, yaşam ne kadar eğlenceli olurdu.
***
-Kızgın bir sesle konuşan Vahşi, ” Eğer Tanrı’ yı biliyorsanız niye onlara anlatmıyorsunuz?” diye sordu. “Tanrı hakkındaki bu kitapları niye vermiyorsunuz insanlara?”
+”Onlara Othello’ yu neden vermiyorsak, bunları da aynı nedenle vermiyoruz; eskiler de ondan, yüzlerce yıl öncesinin Tanrısını anlatıyorlar. Şimdinin Tanrısını değil.”
-“Ama Tanrı değişmez ki.”
+”İnsanlar değişir ama.”
***
Gözyaşları içeren bir şeye ihtiyacınız var sizin ,” dedi Vahşi,
“değişmek için. Burada hiçbir şeyin bedeli yeterince ödenmiyor.”
***
Ama başka şekilde mutlu olmak istemez miydin, Lenina? Başkaları gibi değil kendi istediğin gibi.
***
Gerçekten etkili totaliter devlet, siyasi patronların ve onların yönetici ordularının tüm güçleri, kendisinde toplayan hükümetinin, kölelerden oluşan nüfusu, köleler köleliklerini sevdikleri için zor kullanmaksızın kontrol ettikleri devlettir.
***
“İşlerini zekice yapacaklarsa genel bir fikirleri olmak zorundaydı, ancak toplumun iyi ve mutlu üyeleri olacaklarsa ne kadar az bilirlerse o kadar iyi olurdu.”
***
Dini duygular biz yaşlandıkça gelişme eğilimi gösterirler, çünkü ihtiraslarımız ateşini yitirdikçe, hayal güçlerimiz ve duygularımız köreldikçe aklımız daha rahat işler hale gelir, bir zamanlar aklımızı çelen imgeler, arzular ve heveslerden arındıkça Tanrı, gizlendiği bulutların arkasından görünür…
***
Eğer doğru kullanırsan sözcükler X ışınlarına dönüşebilirler, herşeyi delip geçerler. Okursun delinirsin.
***
“Kendim olmayı yeğlerim.” dedi.” suratsızda olsa kendim olayım. ne kadar neşeliyse de başka biri olmak istemem!
***
Eski, berbat günlerde, yaşlılar hayattan elini eteğini çeker, emekli olur, kendini dine verir, zamanlarını okumaya ve düşünmeye ayırırlardı -düşünmeye!
***
“Birey hissederse, toplum sendeler.” dedi Lenina.
“Niye biraz sendelemesin ki?”
***
”Mutsuzluğu, burada yaşadığın sahte, yalancı mutluluğa yeğlerim.”
***
Namus demek Tutku demektir, namusluluk demek sinirsel gerginlik demektir. Tutku ve sinirsel gerginlik ise istikrarsızlık demektir. İstikrarsızlık ise medeniyetin sonu demektir. Bolca tensel günah olmadan kalıcı bir uygarlık kuramazsınız.
***
Kendi önemini teslim ettiği sürece, düzen iyiydi. Fakat, başarı kendisini uzlaştırdıysa da, yine de düzeni eleştirme ayrıcalığından vazgeçmeyi reddediyordu. Çünkü eleştiri eylemi, kendi önem hissini pekiştiriyor, daha güçlü hissettiriyordu. Dahası, eleştirilecek şeyler olduğuna gönülden inanıyordu.
***
Özgür ve insan olmak istemiyor musunuz? İnsanlık ve özgürlüğün ne olduğunu anlamıyor musunuz?
***
Burada eski şeyler işimize yaramaz.
Muhteşem olsalar bile mi?
Özellikle de muhteşemseler. Güzellik çekicidir ve biz insanlarımızın eski şeylere kapılmalarını istemeyiz.

1 Haziran 2019 Cumartesi

LEVANA – MARİSSA MEYER (AY GÜNLÜĞÜ SERİSİ # 3.5)



Yazar: Marissa Meyer

Çevirmen: Beril T. Uğur
Yayınevi: Artemis Yayınları
Sayfa Sayısı : 216
İlk Baskı Yılı : 2016
Tür: Bilimkurgu, Distopya, Fantastik, Aşk. Dram

KİTAP TANITIMI:

Ayna, ayna, söyle bana benden güzeli var mı dünya'da? Ya da Ay'da...
İki gezegen arasında aşklarını ne kadar sürdürebilirlerdi kİ?Daha doğrusu, bir gezegen ve Ay arasında. Ya da her neyse.
Saf kötülüğün bir adı var. Aldatıcı maskelerin ardında gizleniyor ve gücü eline geçirmek için "büyü"sünü kullanıyor. Peki ama Kraliçe Levana kim? Yolu Cinder, Scarlet ve Cress'le kesişmeden yıllar önce, Levana'nın çok farklı bir hikâyesi vardı. Daha önce hiç anlatılmamış bir hikâye... Şimdiye kadar.
New York Times çoksatarı yazar Marissa Meyer, Levana'da büyüleyici kötü karakterinin geçmişini anlatıyor. Aşk ve savaş, ihanet ve ölüm üzerine unutulmaz bir hikâye. Üstelik "Ay Günlüğü" serisinin heyecan dolu final kitabı Winter'ın giriş bölümleri de sizi bekliyor.

***CİNDER YORUMU İÇİN BURAYA
***SCARLET YORUMU İÇİN BURAYA
***CRESS YORUMU İÇİN BURAYA TIKLAYIN :)

KİTAP YORUMUM:


Merhaba :)

Levana ismi çok güzel, niyeyse hoşuma gidiyor :)

Cress’ten sonra Levana’yı okudum. Levana’nın hikayesi çok hüzünlüymüş, tahmin etmemiştim hiç. Hem çok hüzünlü hem de sonlara doğru acımasız.

Levana’nın aynalardan nefret etmesinin sebebini burada öğreniyoruz ve hiç çıkarmadığı o alyansın sebebini de öğreniyoruz. Levana yalnız ve kötü bir çocukluk geçirmiş. Ablasından nefret ediyor. 

Aileleri hiç mutlu değil. Ablası yani Channary (Cinder’in annesi) gerçekten çok iğrenç bir kişilik. Tek umursadığı güzelliği ve erkeklerin ilgisi. Üstelik Levana'ya yaptıkları çok kötü. 
Anne babaları ölünce başlıyor kitap. Channary tahta geçiyor Kraliçe oluyor ancak ülke yönetiminden zerre anlamıyor. 

Levana ise liderliğe yatkın biri ve ülkesinin nasıl daha iyi olması gerektiğini biliyor. Bu meseleleri düşünüyor ve bizim ilk kitaplarda okuduğumuz o korkunç planları bu dönemde ortaya çıkıyor. Yani Ay ülkesinin iyiliği için bir sürü Dünyalıyı ve kabuğu ölüme terk ediyor.

Levana her şeye sahip olmak istiyor. Ülkesi için Dünya'ya, kendisi için aşık olduğu adama, güzellik için de en iyi sihirlere...

Channary öldükten sonra Prenses Selene daha bebek olduğu için Levana tahta geçiyor. Selene büyüyene kadar geçici Kraliçe olacak. Selene’ye olanları da tam olarak öğreniyoruz bu kitapta.


Selene ve Winter birlikte büyüyor birkaç yıl. Jacin'den de bahsediyor kitap. Jacin ile Winter'ın küçükken ne kadar yakın olduklarından.

Levana’nın hüzünlü hikayesi, ablasının çocukken ona yaptığı o kötü şey ve ömrü boyuca aynalara küsmesinin sebebi ile alakalı. Ayrıca diğer hüzünlü kısmı da yıllarca çaresiz bir aşkla sevdiği adam. Kraliyet muhafızı Evret. 

Evret ve onun hikayesi gerçekten çok duygusaldı. Evret’i çocukluğundan beri seviyor ve hiçbir zaman onun dikkatini çekemiyor. Anne babasının  cenazesinde Evret’in evli olduğunu öğreniyor. Üstelik o kadın hamile. Evret’in karısına nasıl büyük bir sevgiyle baktığını görünce kahroluyor. O kadının yerinde olmayı deli gibi istiyor.

Güzelliğe neden bu kadar takıntılı olduğunu öğreniyoruz. Hem kendisinden güzel olan ablası hem de aşık olduğu adamın sevdiği güzeller güzeli kadın yüzünden. sihrini kullanmadan güzel olan o kadını seven Evret yüzünden daha da takıntılı oluyor.  

Yıllar geçiyor aradan ve Levana istediklerine bir bir kavuşuyor. İstediklerine kavuşuyor ancak hiç hayal ettiği gibi olmuyor.  Evret ile de evleniyor ayrıntıları okuyunca öğrenirsiniz. Bunlar spoiler olabilir belki ama asıl masaldan alındığı için temeli böyle zaten. Temelinde Levana o adamla evli ama adam kızını kendisinden daha çok seviyor ya. O kızı da Pamuk prenses. Yani bizim roman serimizde  o kız Prenses Winter.

Levana evlendiği halde kocası onu hiçbir zaman sevmiyor. Eski karısına aşık ve kızını herkesten çok önemsiyor. Levana da yıllarca onu kıskanmaya devam ediyor. Uzaktan seviyor. Yakınında olduğu halde bir o kadar uzaklar birbirlerine…

İşte bütün  bunlar Levana’yı acımasız bir kadın yapıyor. Zaten bozuk bir psikolojiye sahipti, hayatı boyunca sevilmemişti ve sevdiği adam da yanında olduğu halde onu sevmedi.

Sevgi çok garip bir şey. Birisini sevmek hem çok güzel hem de can yakıcı. Birisini sevince bir süre sonra senin sevgin yetmiyor ve o kişinin de seni gerçek anlamda görmesini ve sevmesini istiyorsun. Çünkü insanın temeli bu. İnsan sevmeden duramaz ve sevilmek ister.

Yalnız kalmak bizi bunalıma sokar. Birisini sevince dünyalar bizim olmuş gibi mutlu oluruz ama o kişi bizi sevmeyince o dünyalar başımıza yıkılır. Sevgimizden vazgeçmemiz gerekir bir süre sonra. Çünkü o sevgi bizi tüketmeye başlar ve buna dur demezsek biz yok oluruz. Levana da bunu en acımasız bir biçimde yaptı işte. Gerçekten şok oldum.


Kitabın başındaki hiç sevgi görmemiş, hep dışlanmış çocuğun; kitabın sonunda böylesine acımasız bir kraliçeye dönüşümünü okumak etkileyiciydi.

Aynalardan korkan bir kadın, hiç sevilmemiş bir çocuk, hiç sevilmeyen bir eş, kötü bir üvey anne, üvey kızını  ve ölmüş bir kadını kıskanan bir eş, ülkesinin iyiliği için milyonları feda eden acımasız bir kraliçe, hain planları için hiçbir şeyi esirgemeyen biri… İşte o kişi Kraliçe Levana.

Kitabı çok sevdim. Yazar iyi ki yazmış. Kötü karakterlerin hikayesini okumak ve onları o hale getiren olayları, o psikolojilerini incelemek her zaman ilgimi çeker. Derinlikli karakterleri severim. Ayrıca kötü karakterleri okumanın empatimi geliştirdiğine inanıyorum. Sonuçta dünyada kimse iyilik meleği değil :)


Levana, sevdi hem de çok sevdi. Ama yanlış sevdi. Bencilce sevdi. Evret’in hisettiklerini hiç umursamadı. Kendine bir sihir yaptı ve o sihre kendisi de inandı. Yaptığı yalana kandı. Yıllarca umut etti bir gün ben de sevilirim diye ama bencil ve sinir bozucu olduğundan Evret onu sevmedi. Evret’in ölmüş karısına duyduğu aşk ve sadakat beni çok etkiledi. İkisi de yıllarca sadakatle hiç vazgeçmeden başkasını sevdiler. Yalanlarla kurulmuş bir evliliğin de mutlu olması beklenemezdi zaten. 


Sonuç olarak, Levana kötü birisi. İçinde hep her şeye sahip olma hırsı vardı ve yaşadıkları da bunu körükledi. Yine de acıdım ben ona. Yani ne ailesi sevdi onu nede yıllarca onu sevmesini çaresizce beklediği o adam.
Sevgisizlik insanı ne hale getirir onu gördük kitapta. 
Bu kadar kötü şartlarda yetişmeseydi daha iyi biri olabilirdi belki. Çünkü yaşadığımız çevrenin bizim karakterimize çok etki yaptığını düşünüyorum. Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda??

Bu seri gerçekten güzel. Fantastik ve masalımsı bir dünya ama çıkarılacak çok ders var :) Bu kitabı da okuyun, pişman olmazsınız. Ara kitap ama bence olmazsa olmazlardan biri.
Çok merak ederek çevirdim sayfaları. Bazen üzüldüm bazen acıdım. Bazen yüreğime oturdu. Bazen öfkelendim. Sonu da hiç beklemediğim şekilde bitti. Daha iyisi yazılamazmış yani. 

NOT: FOTOĞRAFLAR ALINTIDIR.

ALINTILAR


“Ayna, ayna,
Söyle bana,
En güzel kim bu dünyada?”

***

''Seni seviyorum.''
''Hayır.Sen o kelimenin ne demek olduğunu bile bilmiyorsun.Keşke anlamanı sağlayabilseydim.''

***

“İşte gerçek aşk dedikleri bu ya zaten.Çatışan duygular, kontrolsüz bir tutku. Onu gördüğünde kalbin çarpar,kasılır kalırsın. Ondan mı, yoksa onunla mı kaçmak istediğine karar veremezsin.”

***

"Bundan sonra, sen şafaktaki güneşim, geceleri yıldızlarım olacaksın.”

***

''Hayatta hiçbir şey boşuna olmaz.''

***

“Tam eşlilik. Sadakat. Gerçek aşk. Levana buna hiç şahit olamamıştı. Aşk ona çocukken anlatılan peri masallarındaydı. Ya da sarayda düzenlenen eğlencelerdeki piyeslerde. O kadar mutlu olmak nasıl bir şeydi kim bilir? Bir erkeğin sana öylesi bir sevgiyle bakması? Sırtında elini hissetmek? Bunca kalabalığın arasında birbirinize ait olduğunuzu belirten ufacık bir işaret.”

***

“Çocuğa Channary'nin yaptığını yapacaktı. Ama Channary'nin aksine merhametli davranacaktı. Sonrasında çocuğu böyle yaşamaya mahkum etmeyecekti.”

***

"Neredeyse on yıl olacak."
"Biliyorum."
"Ya şimdi? Hala senden sıkılmamı mı bekliyorsun?"
Evret'in ifadesi yumuşadı. Öfkesinin yerini Levana'yı çileden çıkartan bir merhamet aldı. Sözleri belki de şimdiye kadar söylediklerinin en zalimiydi.
"Ya sen? Sen hala sana aşık olmamı mı bekliyorsun?"
Levana bütün cesaretini topladı ve başını salladı.
"Evet."

***

Acı kızgındı ve ızdırabı hiç dinmeyecek gibiydi. Ölmek için yalvardı ama olmadı.

***

“Aşk bir fetihtir. Aşk bir savaştır,savaş.
Ben aşktan bunu anlıyorum işte.”

***

Levana dayanamadı. "Elbette." dedi."Senin için her şeyi yaparım."
Sör Hayle ona hayretle baktı. Biraz paniklemiş gibiydi. "Teşekkür ederim, prensesim. Ben yalnızca basit bir muhafızım.Bu sözleri sizden duymak büyük bir şeref."
"Sadece muhafız değil. Belki de benim tek dostumsunuz."
Sör Hayle, Levana'nın anlam veremediği şekilde yüzünü buruşturdu.
Levana sesini alçalttı. "En azından, bana doğum günümde bir hediye vermeyi yalnızca siz düşündünüz."

***

“Hologramın canını acıtmayacağını biliyordu. Ama ateş tehlikeliydi. Yanılsamalar da öyle. Hele gerçek olmayanları öyle sanmak en tehlikelisiydi.”

***

“Levana onların bir aile olduğunu düşündü. Mutlu bir aile ve bütün çabasına rağmen o bu ailenin bir parçası değildi.”

***

“Hiçbir yere ait olamayan kız çocuğu için ağladı. Herkesten daha çok çabalayan ve bütün emekleri boşa giden kız için. Bir zamanlar Evret’in yalnızca ve yalnızca onu sevdiğine inanıyordu. Oysa şimdi bunun nasıl bir duygu olduğunu bile hatırlamıyordu. Levana bütün silahlarını kullanmasına rağmen Evret Hayle’in kalbini fethedememişti.”

***

“Zira aynalardan nefret ederdi. Onların içlerinde sakladığı gerçeklerden.”

***

“Kolye, Evret’in ona hiçbir zaman duymadığı aşkı temsil ediyordu. Ama alyans, kocasına hissettiği aşkın sembolüydü. Aşk bir savaştı. Savaş."


-AMARİL-



CRESS - MARİSSA MEYER (AY GÜNLÜKLERİ SERİSİ # 3)



Yazar: Marissa Meyer

Çevirmen: Beril Tüccarbaşıoğlu Uğur
Yayınevi :Artemis Yayınları
Sayfa Sayısı: 560
İlk Baskı Yılı : 2015
Türler: Aşk Romanı, Bilim Kurgu, Genç Yetişkin Edebiyatı, Distopik Kurgu

KİTAP TANITIMI:

Daha ufacık bir kız çocuğuyken, cadı onu ne kapısı ne de merdiveni olan bir uzay uydusuna hapsetti. Gelecekte bile, Kuleye Hapsedilen Genç Kızlar Var...

Cress, Cinder'ı Kraliçe Levana'nın hain planlarından haberdar etmek için her şeyi göze almıştı. Ancak ufak bir sorunu vardı. Çocukluğundan beri, hapsedildiği bir uyduda yaşıyordu ve ona eşlik eden tek şey internet bağlantılı ekranlardı. Elinde yalnızca bu ekranlar olunca, Cress'in de efsanevi bir hackera dönüşmesi kaçınılmazdı.

Bütün Dünya; Cinder, Kaptan Thorne, Scarlet ve Wolf'un peşindeydi. Onlar ise Levana'nın planlarını altüst etmek için Cress'i esir tutulduğu uydudan kurtarmaya ant içmişti. Ancak bir şeyler ters gitti ve ekip üyeleri uzayın ortasında birbirlerini kaybetti. Kraliçe Levana ise hiçbir şeyin İmparator Kai ile düğününü engellemesine izin vermemeye, dolayısıyla Cinder'ın peşini bırakmamaya kararlıydı.

Cress, Scarlet ve Cinder, Dünya'yı kurtarmaya gönüllü olmamıştı. Yine de Dünya'nın tek umudu Cress, Scarlet ve Cinder'dı.
(Tanıtım Bülteninden)

KİTAP YORUMUM:



Merhaba :) 

Öncelikle LGS’ye girenlerin sınavı umarım iyi geçmiştir ve hakkınızda hayırlısı olur inşallah.

YKS’ye de az kaldı. 2 yıl o stresi çekmiş biri olarak sizleri çok iyi anlıyorum. Son günlerinizi iyi değerlendirin ve stres yapmamaya çalışın. Her şey güzel olur inşallah :)
Bu seriye çok uzun bir zaman ara vermiştim. Sınavlar, okul falan filan derken yıllar geçmiş. 2016 da yorumlamışım ilk iki kitabı.

*Cinder’in yorumu için buraya tıklayın.

*Scarlet’ın yorumu için buraya tıklayın.


CRESCENT , HİLAL demekmiş. Karakterimizin tam adı Crescent Moon. Herkes kısaca Cress diyor ama.

Bayağı kalın bir kitap. Tabi serinin en kalın kitabı Winter gibi değil :)

Bu seriyi çok seviyorum gerçekten. Çocukluğumu hatırlatıyor ve birçok kişide bu yüzden seviyordur eminim.

ilk iki kitabı okumayanlar bu yorumumu okumasın. Kitapları okuyunca gelebilirsiniz :)

Cress, Rapunzel masalının teknolojiyle ve o fantastik dünyayla harmanlanmış hali ;)

Cress, küçücük bir çocukken uzay uydusuna hapsedilmiş. Bir Kabuk. Yani Aylılar sihir yapamayanlara kabuk diyorlar. Levana’nın hain planları sonucunda kabuklar toplatılıp onlar üstünde deney yapılıyor. Ama Cress’i bu uyduya hapsediyorlar. Elinde sadece bilgisayarlar var ve o da bir hackera dönüşüyor. Harika bir hacker oluyor. Dünyalıları gözetliyor ve onların başına kötü şeyler gelmesine aracı oluyor. Bu yüzden de kendini çok kötü hissediyor. 

Cinder ve ekibini buluyor ve onlara Levana’nın planlarından bahsediyor. Onlar da şüpheci olsalar bile Cress’i kurtarmaya karar veriyorlar. Ancak Cress’i kurtarırlarken hepsi birbirini kaybediyor. 


Cress aşık olduğu Kaptan Thorne ile kalıyor. Bir felaket sonrası Thorne görme yetisini kaybediyor. Cress ona yardımcı oluyor ve çöllerle dolu uzun yolları aşıp Cinder ile karşılaşmaya çalışıyorlar. 

Scarlet Sihirbaz tarafından kaçırılıp Ay ülkesine götürülüyor ve orada Winter’la tanışıyor. Winter’ı sevdim o kısacık konuşma bile sevmeme yetti :)


Wolf, Scarlet’ın kaçırılmasından sonra deliye dönüyor, Cinder onu zor tutuyor. İko her zamanki gibi çok neşeli ve komik. Onun esprileri kitaba sevimlilik katıyor. Ayrıca bu kitapta Thorne sayesinde İko mükemmel bir android bedenine kavuşuyor ;)

Cinder ve Wolf’un arasına AY üleşinin kraliyet muhafızı Jacin de katılıyor. Çok garip bir kişilik ve Winter’a aşık. Son kitapta da onları okuyacağız galiba :)

Cinder ve diğerleri , doktor Erland’ın yanına gidiyor ve Kai’nin Levanayla olan düğününü engellemek için plan yapmaya devam ediyorlar.

Doktor ve Cress hakkında şaşırtıcı bir bilgi öğreniyoruz.

Cress, çok saf bir kız. Yıllarca sadece tek bir kişiyle konuşunca zaten normal olmasını beklemek saçma olurdu. O uyduda tutunacak bir dalı olmadığı için hayal aleminde yaşamaya başlamış. Çok sık hayal kuruyor. Thorne’u daha tanımadan sevmesi de bu yüzden. Cress, Cinder ve ekibi hakkında bir srürü araştırma yapmış ama yine de gerçekte tanımakla bilgisayardan tanımak farklı şeyler.
Cress ve Thorne’un maceraları da iyiydi ama okurken sevdim.

Kai son olanlardan sonra Cinder’in kendisini kandırmasına bayağı sinirlenmiş ve içerlemiş. Cinder’i gerçekten sevip sevmediğinden bile emin değil. Sihir yaptığından kuşkulanıyor ve herkese dair güvenini de yitirmiş. Yine de Cinder’i araştırıyor onunla ilgili şeyler öğrenmek için can atıyor. Levana ile evlenmek istemiyor ama dünyanın iyiliği için buna mecbur.

Karakterlerin hepsi kendi içsel çatışmaları ve çevresindekilerle meşguldü bu kitapta. Herkes dağılmıştı ve zor durumdalardı. Cress, Thorne'dan onu öpmesini istemişti ve Thorne kendi kadar sıradışı bir zamanda ve yerde yaptı bunu :) Sonrasında da Cress'in yardımıyla düşmanları vurmaya başladı :)


Prenses Selene’yi arıyordu Levana ve Kai. Birisi onu öldürmek için diğeri de onu Kraliçe yapmak için.

Kai sonunda Cinder’le ilgili gerçeği öğrendi.
Kai ve Cinder sonunda bir araya gelebildiler ve çok değişik biçimde oldu. Kai’nin tepkilerine çok güldüm :)
Harika bir kitaptı. Aksiyon, macera, duygusallık vardı bolca. Çok sürükleyiciydi. Serinin sonuna doğru yaklaşıyorum. Hemen bitirmek istiyorum ama bir yandan da böyle güzel fantastik seriye veda edecek olmak üzüyor.

Bundan sonra da Levana kitabını okudum. Onun yorumunu da yazacağım.  Kitap dolu günleriniz olsun :) Aşağıya alıntıları da bırakacağım okuyun :)

Ayrıca karakterlerimizin bilgileri için Marissa Meyer'in sayfasına bakabilirsiniz.



***NOT: FOTOĞRAFLAR ALINTIDIR.



ALINTILAR

“Cress’in kahramanlar hakkında bildiği bir şey varsa, o da zor durumdaki bir kadına hiç dayanamadıklarıydı. Ve Cress, kendisinden daha zor durumda bir kadın düşünemiyordu.”

***

"Doğarken şimşekler çaktıran ve sonsuza dek alev alev yanan o destansı aşklardan birini yaşayacaklardı. Zamanın, mesafelerin ve hatta ölümün bile engelleyemeyeceği bir aşk."

***

“Thorne onu kurtaracaktı. O bir kahramandı. Cress de masaldaki çaresiz prenses. Hikayenin sonunda prenses kurtulur ve kahramanıyla sonsuza dek mutlu yaşardı, öyle mi?”

***
"Aşk. Bütün kapılar aşka çıkıyordu. Özgürlükten 
ya da kabullenişten daha güçlüydü aşk. İkinci çağ şarkılarının özündeki gerçek aşklar öyleydi en azından. İnsanın tüm benliğini dolduran, ruhunu ele geçiren türden aşklardı onlar. Fedakârlığa teşvik eden, dramatikçe davranmaya iten türden aşklardı. Tüm dünyanı kuşatan, karşı konulmaz aşklar."

 ***

"Bana bu kadar güvendiğin için teşekkürler."
"Sen aşk masallarına kanıp kendini harcayabilecek bir kız değilsin. Başka bir sebep olmalı."
Cinder başını çevirdi.
"Yapma! Gerçekten ona âşık olduğunu düşünmüyorsun değil mi?"
"Ben âşığım," dedi Iko. "Hem de deli gibi!"
Cinder şakaklarını ovuşturdu.
Gergin bir sessizlikten sonra Iko, "Hâlâ Kai'den bahsediyoruz, değil mi?" diye sordu.
Jacin tavandaki hoparlörleri işaret etti. "Bunu çok mu aradın?"

 ***

 “Herkes birbirini etkilemeye çalışıyor. Daha zeki ya da kendilerinden emin görünmek için birbirleriyle yarışıyorlar.”

***

"İnsan içinden gelmedikçe kimseye seni seviyorum dememeli."

 ***

“Cress tüm korkunç senaryoları düşünürken Thorne birden onu kendine çevirip kolunu beline doladı. Cress neye uğradığını şaşırmıştı. Can havliyle Thorne"un omzuna tutundu.
Ve Thorne onu öptü.
Bir savaşın tam ortasındaydılar. Ölümün kıyısında.”

 ***

Cress eteğini düzeltti. "Scarlet'a âşıksın değil mi?"
Wolf birden taş kesildi. Uçan araba saraya doğru yükselirken, "O benim alfam," diye mırıldandı kederle. Alfa.
Cress öne eğilip direklerini dizlerine dayadı. "Yıldızlar gibi mi?"
"Ne yıldızı?"
(...) "Bir takımyıldızındaki en parlak yıldıza da alfa denir. Şey demek istediğini sandım. Yani Scarlet'ın senin en parlak yıldızın olduğunu."(...)
Wolf, Cress'in korktuğu gibi alayla sırıtmak yerine iç çekti. "Evet," dedi şehrin üzerinde doğan dolunaya bakarak. "Aynen öyle."

 ***

"...Wolf bir roman kahramanından farksızdı. Bir de gözlerinde şu insanın içini tüketen çaresizlik olmasaydı..."

***

Cinder ona(Thorne) sarılırken “Seni pislik!” diye tısladı. “Öldüğünü sandık.”
“Ah, lütfen! Bir uyduyla Dünya’ya çakılmakla ölecek adam mıyım ben?”

***

“Öncelikle biraz daha kibar olmayı öğrenmelisin, yoksa kimse bir prenses olduğuna inanmaz.” “Tabii ya. Başarısız devrimlerin bir numaralı ortak özelliği zarafetten yoksun davranışlardır zaten.” “Bitirdin mi?” “Aksine. Daha yeni başladım.”

***

"Cinder titredi. Aralarına koca bir galaksi girdikten sonra yine birlikteydiler işte."

*** 

“Bilmem farkında mısın ama etrafındaki herkes ölüyor. Başının çaresine bakmayı öğrenmen gerek.”

***

" Ona onu sevdiğimi söylemeliydim. Başka fırsatım olmayacağını biliyordum ama yine de yapamadım işte. Sence ben korkunç biri miyim?"

 ***

“Kraliçe'nin iki elinde iki alyans vardı. Birini yıllarca takmıştı. Bir zamanlar ona aşk ve mutluluk getireceğini sanmış ama tek hissettirdiği keder olmuştu.”

***

"Uyu Crescent, gökyüzü senin, yıldızlar sevdiğin ve Ay evin..."

 ***

“Artık büyük destansı aşkların da kendiliklerinden olmadıklarını düşünüyorum onları kendimiz yaratmalıyız.”

***

“Genç imparator kendi sarayından kaçırıldı. Olacak iş değil! Dünyalılar bu aptallıklarıyla bugüne kadar iyi dayanmış. Çoktan nesilleri tükenmeliydi.”

*** 

“Dünya’nın binlerce fotoğrafını görmüştü. Şehirleri, gölleri, dağları, ormanları ve akla hayale gelebilecek bütün manzaraları en ince ayrıntısına kadar incelemişti. Ama gökyüzünün bu kadar mavi olabileceğini hayal edemezdi. Ya da yeryüzünün bir elmas denizi gibi parlayabileceğini. Üzerinde bunca altın tepeciği barındırabileceğini. “

*** 

“Cress bu yıldızlara hayatı boyunca bakmıştı ama şimdi bir battaniye gibi üzerini örtüyorlardı. Uçsuz bucaksız bir gökyüzü ve koca bir Dünya onu sarmalamaya hazırlanıyordu.”

***

“Yani Dünya’nın yarısı onu öldürmek istiyor ve diğer yarısı da onu Ay’daki bir tahta zincirlemenin peşinde.”

***
 -AMARİL-
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...