ASLINDA HER KİTAP FARKLI BİR DİYARA YOLCULUKTUR...

27 Aralık 2018 Perşembe

ARSEN LÜPEN KİBAR HIRSIZ - MAURICE LEBLANC



Merhaba. Arsen Lüpen serisine başladım. Kütüphanede gördüm ve çok merak ettim. Sherlock, Poirot gibi kült karakter haline gelmiş biriymiş. Yazarından önde gelen karakterlerden hem de. Gerçekten çok zeki, kibar, centilmen birisi ama hırsız. Hem de en iyi hırsızlardan. Sadece zenginlerden ve soyulmayı hak edenlerden çalıyor. Hırsızlık yapmadan önce polise ve kurbanlarına mektupla haber bile veriyor. Çok ilginç birisi.

Bu Arsen Lüpen maceralarının ilk kitabi ve beğendim. Sherlock'un adı da geçti birkaç kez. Zaten ikinci kitabı Sherlock'la karşılaşmasıyla ilgili şimdi ona başladım.

Gayet güzel bir eserdi. Bir sürü kitabı varmış serinin. Kütüphanede olanları alıp okurum diğerlerini uygun fiyata buldukça alırım zamanla. Sizde mutlaka başlayın polisiye kitaplar seviyorsanız. Arsen Lüpen gibi bir hırsıza hayran olacaksınız. Hırsıza hayran olmak hiç aklıma gelmezdi ama adam cidden müthiş. Filmleri de varmış merak edenler izleyebilir.


Ufak ufak hikayeler var içinde. Ilk başta anlayamıyorsunuz ama sonradan oradaki değişik kılığa girmiş kişiler Arsen Lüpen çıkıyor. Evet kılık değiştirmeyi çok iyi biliyor. Hapse de giriyor ama kılık değiştirme ustası olduğundan çıkabiliyor. O yerleri okurken çok şaşırdım. Mükemmel kurgulanmış. Sherlock duygusal ilişkilere duyarsız ama Lüpen öyle değil. Duygusal hem de çapkın bir adam. İnanılmaz bir gözlem yeteneği, birkaç hamle sonrasını düşünebilmek gibi özellikleri var.

Sherlock'un karşısında kanun kaçağı birisini oluşturmak istemiş zaten yazar. Bence harika yapmış. Sherlock'la yarışan zekası ve gözlem yeteneği var.

En değerli hazineleri kimseler fark etmeden çalabiliyor. Üstelik kurbana önceden haber verdiği halde kimse onun hırsızlık yapmasına engel olamıyor


Hırsızlık yapıyor ama kuralları da var mesela asla insanlara zarar vermiyor. Öldürmüyor. Zenginlerden ve kendine göre soyulmayı hak edenlerden çalıyor sadece. Öyle entrikalar yapıyor ki ağzım açık kaldi. Üstelik çok komik birisi. Kitabı okurken bayağı eğlendim. Değiştirdiği kılıklar falan muazzam. Kültürlü birisi hem de. Bir hırsıza göre bayağı etkileyici yetenekleri var. Ayrıca belki de ilk defa bir hırsızın polisten kaçmasını ve maceralarına devam etmesini isteyeceksiniz. Öyle bir adam ki. Üstelik medyada da çok konuşulan birisi. Çok popüler birisi oluyor. Halk onun yaptıklarını merakla bekliyor hep. Farklı türde bir şey istiyorsanız buna bir şans verin. İnsanların ne kadar tuhaf şekillerde dolandırılacağına şahit olun.

Zeki ,Kültürlü, komik , kibar, centilmen bir hırsızın maceralarını okurken çok eğleneceksiniz. Arsen Lüpen gerçekten aşırı güzel düşünülmüş bir karakter. Adı da çok güzel değil mi ya? Arsen Lüpen çok etkileyici bir isim bence. Herkese kitap dolu günler diliyorum.

Not: Asla hırsızlığı övmüyorum lütfen edebi esere duyduğum hayranlığı başka bir tarafa çekmeyin. Bilenler bilir Arsen Lüpen klasik bir karakterdir ve Sherlock'un zıttıdır.  Sherlock'a bayıldığım için elbette Arsen Lüpen'i de sevdim. :)

26 Aralık 2018 Çarşamba

-22- Britanya Yolu ~ Amanda HODGKINSON



Merhaba. Kütüphaneden aldığım bu tarihi dram konulu kitabı bitirdim. Daha fazla duygusallık bekliyordum ağlayacağım kadar olsun istemiştim ama olmadı. Duygusaldi ama fazla değildi ya da yazar ifade edememiş. Araya başka şeyler de girmişti. Şimdiki zamanı ve iki baş karakterin de geçmişini anlatıyordu. Bazı yerlerde gereksiz uzatmış onlar olmasa daha güzel olabilirdi. Sonlara doğru sıkıldım çünkü.

Savaş zamanı Polonya'lı iki genç evleniyor ama kısa süre sonra savaş kendi ülkelerine de gelince Jan askere gitmek zorunda kalıyor. Silvana da erkenden hamile kaldığı için bebeği ile tek başına kalıyor. Daha ikisinin de yaşı çok genç. Jan askere gidiyor ama oraları tam anlayamadım sanırım hiç doğru düzgün savaşmıyor. Sadece düşman askerinden kaçarak İngiltere'ye yolculuk ediyor birkaç kişiyle. Aradan 6 yıl falan geçiyordu sanırım. Silvana ve oğlunu buluyor onları da İngiltere'ye getirtiyor. Güzel küçük bir evde yaşıyorlar. Bahçelerini İngiliz bahçesi gibi yapıyorlar. Çocuğa ağaç ev yapıyorlar. Her şey güzel gibi gözüküyor dışardan. Ama ikisi de birbirinden çok sır saklıyor. Tabii birbirlerini yıllardır görmedikleri için ve artık olgunlaştıkları için birbirlerine duydukları sevgiden emin olamıyorlar. Huylarını unuttuklarindan ve çoğu davranışı değiştiğinden ikisinin de arasındaki tek bağ çocukları oluyor. Çocuk da ormanda yaşamak zorunda kaldığı için bu barış ortamına ve şehir yaşamına uzun süre uyum sağlayamıyor.

Jan kendine bir iş buluyor. Silvana da bir iş buluyor. Çocuk da okula gidiyor. Orda uzun süre uyumsuzluk yapıyor ama bir gün arkadaşı olunca okula da alışıyor. O arkadaşının babası da Tony. Kaçak mallar buluyor ve satıyor. Evcil hayvan dükkanı var. Hali vakti yerinde güçlü yakışıklı birisi. Silvana ile yakınlık kuruyor zamanla. Silvana ilk başta yüz vermiyor ama dolapta gizli halde mektuplar bulup da onların Jan'ın aşk mektupları olduğunu anlayınca o da Tony'ye yöneliyor. Kocasını aldatmak istemiyor ama bazı şeyler onu buna itiyor.

 Ayrı kaldıkları yıllar boyunca Silvana ve Jan bazi sebepler yüzünden birbirlerini aldatmışlar zaten. İkisi de birbirinin öldüğünü düşünmüş hayatta kalmaya çalışmışlar. Jan'ın askerliğini pek anlamadım açıkçası onun hayatını okumak sıkıcıydı. Hep kaçıyordu. Silvana'nın hayatı çok daha zordu ve sürekli çocuğunu koruyarak yaşamak zorundaydı. Tek başına gencecik bir anne olarak yaşıyordu. Ormanda kalıyor ve az yiyecek ve kısıtlı barınma yerlerinde kalıyordu. Çocuğu ve kendisi orman insanları olmuşlardı. Bu yüzden şehre gelince ikisi de çok sıkıntı çektiler. Beni şaşırtan tek şey çocukla ilgili sonlara doğru öğrendiğimiz bilgi oldu.

Biraz duygusal biraz merak ettiren bir kitaptı. Arada sırada hafif duygusal şeyler okumak isterseniz okuyabilirsiniz. Beni pek etkileyemedi çok daha güzel savaş hikayesi çıkabilirdi ama böyle olmuş. Yalan ve hayatta kalma çabaları vardı çoğunlukla. Anne ve çocuk arasındaki bağ güzeldi. Biraz daha kısa olsaydı daha iyi olurdu bence kitap. Herkese iyi okumalar dilerim. Gününüz güzel geçsin =) 

3 Kasım 2018 Cumartesi

BIR KADININ YAŞAMINDAN YİRMİ DÖRT SAAT - STEFAN ZWEIG


Stefan Zweig klasiği bir kitap bu. İncecik ama çok düşündüren tarzda.

Burjuva bir kadının hikayesi. Altmış küsür yıllık yaşamında onu tamamen değiştiren, derinden etkileyen tek bir gün var sadece. Yıllarca o günü kimseye anlatamadan tek başına hem sevinç hem de büyük utanç duymuş. Yıllar sonra birisine anlatıyor yaşadıklarını.

Saygın, zengin bir kadın bu. Mr.C. Kocası vefat ettikten sonra hayattaki tüm umutlarını kaybediyor. Çocukları da artık ona ihtiyaç duymadığı için farklı şehirlere gidiyor geziyor. Yaşamak için amaç bulmaya çalışıyor. Bir gün kumarhanede onu mimik ve el hareketleriyle derinden etkileyen genç adamla karşılaşıyor. Bu adam hissettiği ne varsa tüm açıklığıyla  ifade ediyor. Poker yüzü denilen şey adamda yok. Aşırı hırslı biri. Kumar bağımlısı. Kadın hayatı boyunca böylesine hissettiklerini ele veren biriyle karşılaşmadığı için bu adamdan çok etkileniyor. Adam kumarı kaybedince hissiz bir şekilde oradan ayrılıyor. Kadın da kendine hakim olamadan onu takip ediyor. Amacı adamdan faydalanmak falan değil hatta onun erkek olduğunu bile fark etmiyor. Kadının tek istediği böylesine genç birinin hayattan vazgeçmesini engellemek. Böylesine genç ve duygularını dorukta yaşayan birinin hayata karşı pes edişini görmek istemiyor. Çünkü kendisi amacını ve mutluluğunu kaybettiği için öyle yaşamanın veya kendini ölüme yakın hissetmenin ne demek olduğunu biliyor.

O adamı intihar etmekten vazgeçiriyor. O geceyi adamla geçiriyor. Bu tüm hayatını değiştiren bir gece. O andan sonra asla aynı kadın olamıyor. Bundan sonra olanlar ise ilginç. Mutlaka okuyun.


Az ve öz bir kitaptı. İnsanı bolca düşündüren bir kitaptı. Siz olsanız sadece birkaç saat önce gördüğünüz huyunu suyunu bile bilmediğiniz insanın peşinden gider miydiniz?

Tüm varlığınızı, çocuklarınızı, itibarınızı geride bırakıp yalnızca birkaç saattir bildiğiniz birinin peşinden gider miydiniz?

Bu çok zor bir karar. Gitmem dersiniz çoğunuz. Elbette bunu aptallık olarak görürsünüz . Düşünün ama kendinizi karakterin yerine koyun. Kimsenin size ihtiyacı yok. Kimse sizi her şeyden cok sevmiyor. Hayatınızda sizi anlayan tek insan ölmüş. Sizi yaşama bağlayan, hayatınıza heyecan katan , bir gecede tüm değerlerinizi unutup bambaşka biri olduğunuz insan ile ölüme bile gitmez misiniz? Hayatınızdaki o andaki tek değerli şey o insansa. O kişinin peşinden hiçbir şeyi umursamadan giderdiniz elbette. Kadının yaptığı belki çok büyük hata çok da günah ama o bunu umursayacak durumda değil. Çünkü aradığı mutluluğu o kişide buldu. O kişinin doğru veya yanlış olması mühim değil. Önemli olan kadının o adama yüklediği anlam.

Stefan Zweig insan ruhunun en karmaşık tarafını gözler önüne sermiş. Burada kadın aşık değildi ama yine de o adamın peşinden gitmek istedi. Çünkü o kişinin kadına ihtiyacı vardı. Kadının da böylesine duygularını aşikar eden birisine ihtiyacı vardı. Geri kalanlar önemsizdi.

Tabii bu ikisinin sonu tahmin edilebilirdi. Ama yine de okumak güzeldi. Farklı tarafsız bir bakış açısı vardı. Insanın verdiği en zor kararlar vardı. Birine güvenmek ve bir gününü birlikte geçirmek sonrasında tüm hayatını o bir günün şekillendirmesi....

Birisine çok değer verirsiniz, seversiniz ama o kişi bunu hak etmez ya. Burada ona sunduğunuz her duygunun değersiz ve boş olduğunu düşünürsünüz ya. Asla öyle düşünmeyin. Asıl önemli olan sizin hissettikleriniz. Bu sizin hayatınız ve önemli olan tek şey sizin dünyaya nasıl baktığınız. Insanlara neler hissettiğiniz. Bu hayatta bir kişiyi bile her şeyimizden vazgeçecek kadar sevmek güvenmek ve değer vermek en önemli şey bence. Fedakarlık ve gerçek sevgi. Karşılık beklemeden duyulan o masum his. O hissin size tattırdıkları. O his o kadar güzel ki... O insan bunun farkına varmasa da üzülmeyin. Karşılık vermese de üzülmeyin. Çünkü siz o hissi tadarken olabilecek en masum duyguları yaşıyorsunuz. Bir kişi için kendimizden fedakarlık yapmak bazılarına bağımlılık olarak gelebilir. Bana göre de öyle aslında. Ama düşündüğümüzde en güçlü şeyin karşılıksız sevgi olduğunu kabul ediyorsak geri kalan her şey önemsiz. O sevgiyi bir kez tatmış olmak yeterli.

Bir gündür tanıdığınız kişinin peşinden dünyanın diğer ucuna gidecek olmanız belki çok aptalca ama yapılacak en cesur şey. O kişi bunu hak etmese de önemsiz. Sizin hayatınız o an kesin olarak yön değiştirmiş ve hayata bambaşka pencereden bakıyor olursunuz. Ufkunuz genişler. Belki çok utanç duyarsınız ama mühim değil. Dediğim gibi bir kez olsun böylesine güçlü bir bağlılık ve sevgiyi hissetmek sizi şanslı yapar. Ne anlattığımı yaşayanlar anlar ancak. Bende hissettim buna benzer şeyleri. Her şey boşa gitti dediğim zamanlar da oldu. Ama önemli olan benim hayata bambaşka bir pencereden bakmam,  derin sevgiyi hissetmiş olmamdı. Zamanla zaten o kişiyi değil onun size hissettirdiklerini değerli buluyorsunuz. Insanlar bencil olduğu için sevgide de önemli olan bizim hissettiklerimiz. Karşı taraftan zaten emin olmamız çok zor. Emin olduğumuz şey kendi hissettiklerimiz. O kişi gel dese gideriz. Dünya yansa umrumuzda olmaz. Çünkü muhtacız o kişinin hissettirdiklerine. O kişi uzakta da olsa hissettirdiklerini unutmayız. O kişiyi unuturuz ama hissettiklerimizi asla. Işte yaşamımızı güzelleştiren, anlam katan tek şey bu hisler...

Bazen ne kadar çabalasak da bir insanı kurtaramayız. Bazılarının melek yüzünün altında şeytan vardır. Onlara yaptığımız iyilik ve hissettiğimiz sevgi fazla gelir. O anda o insanı geride bırakmak gerekir. Eğer bırakmayıp bağlılık gösterirsek kendi kendimizi ateşe atmış oluruz. O anda bırakın o kişiyi. O insanı unutun.

Hissettiğiniz sevgiye odaklanın. Dünyada yaşamaya değer başka şeyler bulacaksınız eminim. Tüm hayatınızı çöpe atmayın. Sevgiye odaklanın.

~ALINTILAR~

🌹Yaşlanmak, artık geçmişten korkmamaktan başka nedir ki.

🌹Değerli olan her zaman için gerçeğin yarısı değil,tamamıdır.

🌹Gitmek! Gitmek! Gitmek! Bu kentten gitmek, kendimden uzaklaşmak, eve, ait olduğum insanlara, kendi eski yaşantıma dönmek!

🌹O elleri milyonlarca elin arasından tanırdım...

🌹İnsanları mahkum etmektense, anlamak beni daha mutlu kılar.

🌹İnsanlarda minnet duygusu ender bulunur ve en çok minnet duyanlar bile bu duyguyu ifade edemezler, sessiz kalırlar, utanırlar ya da bazen duygularını bastırmak adına kaba davranırlar.

🌹
Bir kadının duyguları sözcükler olmasa da, her şey apaçık ortaya dökülmese de, her şeyi hisseder..

🌹Ama dediğim gibi bütün acılar korkaktır, yaşama karşı duyulan aşırı arzu karşısında acı geriler, çünkü yaşama arzusu düşüncelerimizde var olan ölüm arzusundan çok daha güçlü bir şekilde bedenimizin her zerresinde mevcuttur.

🌹Bütün şehir ve çevremdeki her şey öylesine yabancı geliyordu ki, insanlardan kaçıyordum.

🌹Ben hiç tutkuyu bu kadar açık, bu kadar vahşi, bu kadar çekincesiz bir doğallıkla gözler önüne seren bir başka yüz görmemiştim...”

🌹Yeryüzündeki hiçbir şey; 
bir insanın çaresizliğini, 
kendisinden böylece vazgeçebileceğini,
canlı bir ceset haline geldiğini 
bu hareketsizlik kadar sarsıcı bir biçimde dile getiremez.”

🌹Aklımı oynatmak pahasına, kendime defalarca telkinde bulundum, insan bir kez olsun, bir an olsun aptalca davransa ne olur sanki diye. Ama fazlasıyla belirsiz bir sözcük olan vicdan denen şeyden kaçamıyorsunuz.


~Amaril~


24 Ekim 2018 Çarşamba

ON KÜÇÜK ZENCİ – AGATHA CHRISTIE 



Merhaba :)

Agatha Christie’nin en ünlü romanını bitirdim. Klasik Christie romanı gibiydi ama bir yandan da değildi. Çok ilginçti gerçekten. Sürükleyici, akıcı ve heyecanlıydı.

10 kişi Zenci Ada'sına davet edilir. Hepsi aynı gün oraya gider. Zenci Adasının sahipleri ortaya çıkmaz. Olay bu 10 kişi etrafında döner. Gayet güzel karşılanırlar yemeklerini yerler. Birbirlerini tanımaya çalışırlarken bir ses duyarlar. Tüm kişilerin belli tarihlerde öldürdüğü insanların isimlerini söyler ses. Tabii hepsi panik olur sesin kaynağını ararlar. Gramofondan gelen bir kayıttır.

İlk gün hizmetçinin karısı ölür. Uykusundan uyanmaz. İlginç olan diğer şey de masanın üstünde duran 10 küçük zenci biblosundan 1 eksilmiştir. Bu detaya bayıldım. Ölen kişiler oldukça biblo sayısı azalıyordu. Diğer ilginç olansa her odada On Küçük Zenci şiirinin olması ve olayların şiirdeki sıraya göre olmasıydı.

Adada kalmalarının nedeni ise fırtına yüzünden onları adaya getiren teknenin gelememesi. Hem kötü hava koşulları hem de çorak bir adada katille baş başa olmaları insanları çok rahatsız eder. Karakterler ise gerçekten tuhaf kişiliklere sahipti. Bir yargıç, öğretmen, ordudan ayrılmış yüzbaşı, yaşlı dindar bir kadın , emekli general, doktor, genç serüvenci, eski polis , uşak ve karısı kitabın karakterleriydi.

Birkaç kişi tüm zorlukları göze alıp adayı karış karış ararlar. Saklanılacak her yere girerler  ancak katil bulunamaz. Olayları ele alıp yorumlayan ve tecrübeli bilgisiyle herkesi bir mahkemedeymiş gibi dinleyen eski yargıç katilin içlerinden biri olduğunu söyleyince işler iyice karışır...


Oldukça çok karakterli, bir adaya mahsur kalmışlık, soğukkanlı bir katil ve fırtına dolu bir kitap okuyacaksınız. Mutlaka bir şans verin. Polisiyeyi seven biri zaten zekice kurgulanmış bu kitaba bayılır. Polisiye sevmeyen bile sevebilir. Ben şahsen bir adada geçen kitaplara bayılıyorum. Belli bir mekana mahsur kalınmış olan kitaplara bayılıyorum aslında.  Çünkü işler hem çok zor hem de kolay. Mesela Christie'nin Doğu Ekspresinde geçen kitabı da çok güzeldi. Çünkü belli bir mekanda katille sıkışıp kalan insanların psikolojilerini incelemek harika bir şey. Polisiyede aranan her şey var nerdeyse.

Zaman geçtikçe ve katille bir arada olduklarını bildikleri için insanlıklarından uzaklaşmaya başlıyor karakterlerimiz. Yazar burayı hayvanlaşan insanlar olarak tanımlamış. Hem kimseye bir şey olmaması hem de hep tetikte olmak için bir arada kalıyorlar. İçlerinden biri katil. Birbirlerine hem çok muhtaçlar hem de herkesten şüpheleniyorlar. Bu yüzden de zamanla nazikliklerini ve diğer insanî özelliklerini yitirmeye başlıyorlar. Direk psikoloji kitabını okumak herkese  sıkıcı gelebilir ama böyle muhteşem kurguların içinde insan psikolojisinin ilerleyişini görmek kitaba daha da bağlanmayı sağlıyor.

Kitabı okurken düşündüm. İnsanlık hali ne de olsa. İstemeden bile birilerinin hayatının bitişine sebep olabiliriz. Bu yüzden bizi birilerinin yargılaması yani adalet önünde değil de kendini Tanrı gibi hisseden birinin önünde yargılanmak ne derece doğru? Veya isteyerek katil olsak bile bu ne kadar doğru ki? Adaletin ulaşamadığı şeyleri birilerinin düzeltmeye çalışması sizce nasıl bir şey? Düzeltmek derken katili öldürmek manasında yani. Aslında Agatha o adadaki herkesin katil olmasını ama sadece bir kişinin kendini Tanrı gibi düşünüp onları cezalandırmaya çalışmasını anlatmış. Zamanla en düzgün insanın bile kendini üstün görüp kötü yola gitmesini anlatmış  .
İnsan ilginç bir varlık. Kendini üstün görmesi gerçekten kötü şeylere sebep olabiliyor. Bir kişi katil de olsa onun canına kıymak bana göre yanlış. Allah'ın verdiği canı kimse alamaz. Almaya hakkı yok kimsenin.

Muhteşem kurgulu bir kitap bu. Mutlaka okuyun derim. Herkese iyi günler :)

Çok beğendiğim alıntıları da bırakıyorum okumadan geçmeyin =)

~ALINTILAR~

🌴İnsanlar yalanlara gerçeklerden daha kolay inanır.

🌴Günahın daima seni izler bunu sakın unutma

🌴Şimdi ne demek istediğini anlıyorum yavrum. Evet, Örnekse Bay Lombard yirmi kişiyi ölüme terkedip kaçtığını kabul ediyor."
"Ama terkettikleri zenciymiş."
Emily Brent sert bir sesle Vera'nın sözünü kesti.
“Derisi ne renk olursa olsun herkes insandır. Bütün insanlar kardeştir.”

🌴Ve bir deli en akla gelmedik şeyleri yapabilir. Bir akıllıdan en az iki kat kurnazdır deliler.

🌴Deniz ve tam bir sessizlik... İşte buna ihtiyacı vardı.

🌴Bu devirde insanlar çok çabuk unutuluyordu.

🌴Manyak canilerin çoğu sessiz sedasız tiplerdir, insanda böyle şeyler yapmayacakmış izlenimini uyandırırlar

🌴Biz ölümlüler yaşamla ölümü ayıran bir çizgi
üzerinde yaşamaktayız

🌴Yazımı bitireceğim ve bir şişeye koyup ağzını sıkıca kapayıp mühürledikten sonra denize atacağım.
Niçin?
Evet niçin? Daima kimsenin içinden çıkaramayacağı esrarengiz bir cinayet işlemeyi arzu edip durmuştum. Fakat şimdi şunu anlamış bulunuyorum ki, hiçbir sanatkar şaheserini sadece kendi görerek tatmin olamaz. Sanatkarı asil tatmin eden şey eseri değil, onun meydana getirdiği taktir ve alkışlardır.
Bütün insanlar önünde şunu itiraf ediyorum ki, ben de ne kadar zeki ve kurnaz olduğumun herkes tarafından taktir edilmesini isteyen bir zavallıyım...

🌴Huzur buna derler... Gerçek huzur. Her şeyin sonuna gelmiş olmak... Yaşamayı sürdürmek zorunda olmamak... Evet, gerçek huzur budur."

🌴Bazıları ölümü o kadar düşünmezlerdi ki, sonunda kendi canlarına kıyarlardı.

🌴Görmüyor musun? Hayvanat bahçesi ada!.. Hayvanlar bizleriz!.. Dün geceden beri insanlıktan çıktık hepimiz!.. Hayvanat bahçesi, burası!.."

🌴Adaların büyülü bir yanı vardı. Ada sözcüğü bir bakıma insanın dünyayla bağlantısının kesildiği anlamına gelirdi. Ada başlı başına bir dünya demekti. Belki de insanın bir daha hiç geri dönemeyeceği ayrı bir dünya.

🌴Artık nezaketi bir yana bırakmışlardı. Kendilerini korumak için birbirlerine garip bir biçimde kenetlenmiş beş düşmandılar sanki. Hepsi insanlıktan çıkmıştı artık. Gittikçe canavarlaşmaktaydılar.

21 Ekim 2018 Pazar

KENDİNE AİT BİR ODA – VIRGIANA WOOLF



KİTAP TANITIMI:

Edebiyat dünyasının feminist bir makalesi olarak adlandırılan Kendine Ait Bir Oda, kadın hareketinin elinden düşürmediği önemli kitaplardan biri olmayı başarıyor. Erkeklerin kadınlara uyguladığı baskının ve her zaman süre gelen “Eşitlik” tartışmasının cevabını tarihten alıntılar yaparak yanıtlıyor.

“Kadın ve edebiyat” arasındaki bağlantıyı kurmaca bir yazıyla ve karakterleriyle anlatan Woolf, kadınların neden daha az şiir yazdığını veya neden erkekler kadar yaratıcı olamadığını anlattığı eserinde, tarihsel süreç içerisinde kadının toplumdaki yerini de ele alıyor. Kadınların dünyasına dair ilginç tespitleri, farklı bakış açılarını içeren eserinde Woolf, odasındaki duvarı verdiği cevaplarla örmeye çalışıyor ve şöyle sesleniyor kadınlara: “Para kazanın, kendinize ait ayrı bir oda ve boş zaman yaratın. Ve yazın, erkekler ne der diye düşünmeden yazın!”

KİTAP YORUMUM:


Merhaba bugün sizlere Virgiana Woolf'un feminizm temalı önemli bir kitabını tanıtacağım. Çoğu kişi feminizmi erkek düşmanlığı olarak biliyor ama aslında alakası yok. Her iki cinsiyette eşittir,eştir. Kitabi okuyunca fark ettim ki 1929 yılında yazılmış bu kitapta da günümüzde de kadına bakış açısı aynı. Ne kadar çabalasak da kadınlara gereken önem verilmiyor. Tek değeri ev hanımlığı ve çocuk doğurmak olarak geçiyor. Ancak kadınların da duyguları, düşünceleri ve kendine ait bir yaşamları var. Ne isterlerse yapabilirler ama kadınlara engel oluyor birçok şey.

 Woolf diyor ki erkekler gibi kadınlar da yazar olabilir. Ancak kendine ait bir odası ve parası olmalı. Kendine ait bir odası olmalı çünkü özgürlüğünü yaşayacak bir ortama ihtiyacı var. Parası olmalı çünkü kimseye bağımlı olmadan yazmalı ve kitap çıkarabilmeli. Değindiği birçok konu ve önemli yazarlarin isimleri görüşleri var kitapta. Herkesin okuması gereken kitaplardan. Sonlara doğru biraz sıkıldım açıkçası. Çünkü bahsedilen yazarların  ve fikirlerin çoğunu bilmediğimden konuya hakim olamadım. Yıllar sonra tekrar okuyacağım belki daha iyi anlarım. Kitabın kapanış konuşması da güzeldi bence. .

Kadınların erkeklerin yaptığı şeyleri yapması hâlâ bazı çevreler tarafından çok uygunsuz görülüyor. Kadınlar çocuk sahibi de olabilir kariyer sahibi de. Seçtiği mesleğe, giyimine, yediği yemeğe göre bile yargılayan var. Her yaptığı olay olurken nasıl özgür bir birey olabilir ki kadınlar?

Bazilari da feminizmi savunurken yanlış yapıyor mesela. Onlari da unutmamak gerek. Allahın kadınlara bahşettiği en kutsal özellik olan doğurmayı ve annelik duygusunu bile kölelik olarak görenler var. Hemşirelik okuyorum biliyorsunuz. Anatomide kadınların leğen kemiklerinin erkeklere nazaran daha geniş olması doğum yapabilmeleri için. Insanların temel içgüdüsü üremek ve bunu gerçekleştirmek için de kadınların vücudunu Allah mükemmel yaratmış. Bunu nasıl kölelik olarak görebilirler ki? Bir kadının kendi doğurduğu çocuğa bakması veya sevdiği erkeğe yemek yapmasi nasıl kölelik olabilir? Böyle düşünenleri hiç sevmiyorum. Tamam evlenince herkesin kendine göre görevleri olmali yoksa hayat geçmez. Erkek de kadın da gereken yerde birbirlerine yardımcı olmali. Çünkü iki cinsiyetinde olması gerek. Allah bizi eş olarak yaratmış. Bu zamanda bile hâlâ bunu anlamak istemeyenler var.

Kuzenim sosyal hizmetler okuyor. Sosyoloji hocası Feminizmin ne olduğunu bilmiyor daha. Düşünün ülkede en açık fikirli olması gereken öğretmenler bile feminizmi yanlış biliyor. Kötü bir şey sanıyor.

Kendisine sadece iş yapması, erkeğe hizmet etmesi ve çocuk doğurması için bakılan bir kadın nasil yazar olabilir ki? Woolf bunlari eleştirmiş işte. O yıllarda böylesine düşünen ve fikirlerinin arkasında duran bir kadın olmak büyük cesaret. Woolf'a teyzesinden miras kaldığı için nasıl yaşayacağını  dert etmeden kitap yazabiliyor. Kendi parası olduğu için kendini güvende hissediyor. Hatta bir yerde diyor ki bana verilen oy hakkından daha önemli para. Bu nokta çok dikkate değer bence.

J.K.Rowling bile yaşadığı yerde kadınların kitap yazmasına alay edenler olduğu için ismini kısaltıp erkek ismi gibi gösterip yazmış ünlü Harry Potter'ı. Sonradan kitap beğenilince kadın olduğu ortaya çıkıyor ve herkes şaşırıyor tabii.

Yani kadınların çok fazla uğraşı olduğu ve değer verilmediği için yazar olması çok zor. Bunu başarıp ortaya harika eserler çıkaran kadınları tebrik etmek gerek. Bugün bile halâ kitap yazmak kadınlar için saçma görülüyor  tıpkı 1929 yılındaki Woolf'un dünyasındaki gibi...

Kitap üstünde düşünülmesi gereken çok önemli şeylerden bahsediyor. Virgiana Woolf'un bu denemesini mutlaka okuyun diyorum ve iyi pazarlar diliyorum herkese =)

~ALINTILAR~

🍁 "Bir kadın kurmaca yazacaksa parası ve kendine ait bir odası olmalıdır. "

🍁"Herhangi bir sınıfı ya da cinsiyeti bir bütün halinde suçlamak saçmaydı. Büyük insan toplulukları yaptıklarından hiçbir zaman sorumlu değildir. Kontrollerinde olmayan içgüdülerle hareket ederler. "

🍁"Yaratıcılık alanında kadın en önemli yere sahiptir, gerçekte ise tamamen ehemmiyetsiz."

🍁Sizi bir odaya kapattıklarını düşünün. Elinizi, kolunuzu, ayaklarınızı bağlamışlar. Odada sizden başka hiç kimse yok. Birçok şeyi yapmanıza engel olan bu kısıtlama sadece ve sadece düşüncelerinize gem vuramaz. Hangi şartlarda olursanız olun, en kötü işkencelere maruz kalsanız dahi düşünme özgürlüğünüze hiç kimse mani olamaz. Yaşadığınız sürece dur durak bilmeden düşünürsünüz. Düşünme yeteneğinin karşısında ne silah, ne kilit, ne de en ağır cezalar durabilir.

🍁En iyi yetişmiş kadınlar, zihinleri en uygar olandır"

🍁*Kadınlar aşırıdır, erkeklerden ya daha iyi ya daha kötüdür

🍁Bir yıl içinde kadınlarla ilgili kaç kitap yazıldığına dair herhangi bir fikriniz var mı? Bunlardan kaçının erkekler tarafından yazıldığına dair herhangi bir fikriniz var mı?

🍁Böylece sizden para kazanıp kendinize ait bir odanız olmasını isterken, gerçeklik içinde yaşamanızı istiyorum, onu aktarabilseniz de aktaramasanız da zinde bir hayat olacaktır bu

🍁“İsterseniz kütüphanelerinizi kilitleyin ama zihnimin özgürlüğünü kilitleyebileceğiniz hiçbir kapı, kilit, sürgü yoktur.”

🍁“Gerçekten de bu kadar çok şiir yazıp hiçbirini imzalamayan “Anonim” in çoğu zaman bir kadın olduğunu tahmin etme cüretinde bulunurum.”

🍁Kişi iyi bir yemek yememişse, iyi düşünemez, iyi sevemez, iyi uyuyamaz.

3 Ekim 2018 Çarşamba

1.ÇANKAYA KİTAP FUARI



Merhaba 😀

Bugün Çankaya Belediyesinin düzenlemiş olduğu kitap fuarina katıldım. Fuar Ankarada. Çağdaş Sanatlar Merkezinde. 5 kitap aldım. 1 tane de bez çanta aldim ama kuzenim istedi ona aldim. 35 yayinevi katılmıştı. Çok büyük degil ama 1.Çankaya kitap fuari icin gayet iyiydi bence. 5 ekime kadar devam edecek. Ankarada olanlar katılabilir. Evet aldıklarımın fiyatlarina gelelim simdi.
.
🍁Bir Kadının Yaşamından 24 Saat = 6 tl
🍁Zaman Makinesi = 9 tl
🍁İnsancıklar = 14 tl
🍁Yabancı = 12 tl olmasi lazim.
🍁On Küçük Zenci = 14 tl olmasi lazim.
🍁 Bez çanta = 10 tl
.
Son iki kitabin fiyatini tam hatirlamiyorum ama o civardadir galiba. Instagram hesabımdan da paylaştım.
Instagramdan da takip edebilirsiniz beni                        / @farkli.diyarlar / 😏
.
Evet fiyatlar iyiydi. Genelde %20 - %25 indirim vardi. Klasik kitaplarda yüzde 30 indirim olan yerlerde vardi. Hep merak ettiğim okumayi istediğim kitapları aldım. Mutluyum gayet güzel bir gündü. Uzun zamandır kitap alamıyordum. Fuar gezmek çok güzel oluyor cidden. Çankaya Belediyesi Başkanını ve emeği  geçenleri  de tebrik ederim böyle harika bir proje başlattıkları için. Umarım her yıl olur =)


Genel olarak değerlendirirsem bu yıl harika ibaşladı. Artık kültür etkinliklerine, gezmeye vaktim var. Yani üniversite hayatı cidden güzelmiş. Zorlayıcı evet ama yine de 2 yıl emek vermeme değmiş. Bilmeyenler için söylüyorum Ankara Üniversitesi Hemşirelik kazandım. 2 tane arkadaş edindim hatta bugün onlarla beraber gezdik fuarı :)

Üniversitemiz çok kapsamlı zaten. Ankara üninin bir sürü kültür etkinlikleri varmış uygun olduğumda onlara da katılacağım.

Son olarak kitap fiyatlarının çok artmasından dolayı uzun süre kitap alamayacağım. Ama büyük Ankara kitap fuarına kadar para biriktirip sahaflardan kitap almaya çalışacağım. O fuar için şimdiden heyecanlıyım =)

Herkese iyi ve bol kitaplı günler diliyorum :)
.
~Amaril~

1 Ekim 2018 Pazartesi

DİZİ YORUMU // HUMANS


humans wallpaper ile ilgili görsel sonucu
DİZİ TANITIMI:
Evinizin her ihtiyacını gideren robot-insanlar (Synth denilen androidler)  hayatınızın bir parçası olsaydı nasıl olurdu? Teknolojik ilerlemeyle robotlara bağımlı yaşamımızı, robotların gözünden izlemeye davet ediyor.

Oyuncular: Eva-Jane Willis, Emily Berrington, Gemma Chan
Sezon sayısı: 3 (4.sezon onayı aldı mı bilmiyorum ama bence alır.)
Toplam bölüm sayısı: 24
Tür: Bilimkurgu, Dram
Ä°lgili resim 
DİZİ YORUMUM:

Bu diziyi gerçekten çok seviyorum. Sizlere tanıtmayı hep istedim. Sınavım bitince bunu izleyip bitirmiştim ancak yazmak ve okumaktan yorulduğum için ara vermem gerekti. Hayalimdeki gibi çok dizi ve kitap yorumu yazamadım maalesef blogda. Şimdi hazır olun. Sizlere bilinçli robotlar hakkındaki en harika yapımlardan birini tanıtacağım elimden geldiğince. Şunu belirtmemde fayda var. Bu dizi Real Humans adlı diziden ilham alınarak yapılmış. Real Humansı izlemedim. İzlemeye değerse eğer bilenler yorum atarak bilgilendirin bizleri :)

Robot konusu çok klasik ama bu diziye bir şans verin. Farkı göreceksiniz. 

Yapay zeka, düşünebilen, insan gibi davranan robotlar, andreoidler veya bu dizideki adıyla sentetikler… Ne düşünüyorsunuz bu konuda? Lütfen aşağıya yorum bırakın çünkü merak ediyorum fikirlerinizi.

Dünya değişiyor. Teknoloji gelişiyor. 
İnsanlık ilerliyor evet ama ya insanlığı ilerlettiğimizi sanırken aslında her şeye hükmetmek isteyen bencil yaratıklar oluyorsak? Bunu düşündünüz mü hiç?

Ben şahsen yapay zekanın daha fazla ilerlemesini istemeyen bir insandım. Çünkü bilinçli robotlar insanlığı sona erdirebilecek düzeye gelirdi muhtemelen. Ama bu diziyi izlerken fark ettim ki asıl canavarlar insanlarmış. Evet yapay zekanın gelişmesinden yine korkuyorum. ama oturup düşündüğüm zaman insandan daha acımasız ve bencil bir varlığın olmadığını fark ettim. Biz insanların yaptığı düşünebilen makineler de bu şekilde bizim gibi olabilir ve biliyorum dizideki robotlar gibi olmaları düşük ihtimal.

Dizi Hawkins ailesinin ev işlerine ve çocuklara bakması için robot almaya gitmeleri ile başlıyor. 3 çocuklu bir aile bu. Anneleri Laura ilk başlarda sentetik almalarına çok karşı çıkıyor. Aldıkları sentetik güzeller güzeli Mia. Çoğu insan sentetiklerin çok güzel ve çok yakışıklı olmasından şikayetçi. Çünkü sentetiğe aşık olanlar olmuş ve aileler yıkılmış. Evet öyle bir dönem ki sentetikler ta en içlerine kadar yerleşmiş. Tabi sentetikleri her türlü iş için kullanıyorlar.

İlk başlarda var olan distopik dünyayı tanıyoruz. Mia’nın bazı davranışlarının klasik sentetiklerden farklı olduğunu anlıyoruz. Sonradan öğreniyoruz ki dünya üzerinde sayısı az olan bilinçli sentetikler var. Mia da onlardan biri :) Mia'yı anlatmama gerek yok. onu izleyerek tanıyın. ne kadar vicdanlı ve merhametli olduğunu göreceksiniz.

humans hawkins family ile ilgili görsel sonucu

Hawkins ailesinin iki kızları, bir oğulları var. Küçük kız Sophie, Mia ile çok derin bağ kuruyor. Mattie de ilginç birisi, onun da çok önemli rolü var. Laura ise avukat. Laura yoğun işli yüzünden çocuklarına gerekli vakti ayıramayan bir anne. Zaten bu yüzden sentetik alıyor babaları. Sonradan hepsi çok değişiyor. Dizi ilerledikçe karakterlerdeki önemli değişimleri görmek harika bir şeydi.

humans leo ile ilgili görsel sonucu

Leo Elster’in ne olduğunu ilk başta çok merak edeceksiniz. Öğrenince şaşıracağınıza eminim. Leo ; Max, Niska, Mia ‘nın koruyucusu. Mia ile yolları ayrılıyor. Hatta bir süre sonra hepsiyle yolu ayrılıyor. Ama dediğim gibi onlar hissedebiliyorlar ve birbirlerinden başka kimseleri olmadığını bildikleri için ne olursa olsun bir araya gelmeye çalışıyorlar. Onlar aile :)
humans karen ile ilgili görsel sonucu

Bunlardan ayrı  bir sentetik daha var. Karen . O polis. O durumda olduğu halde polis olması cidden çok ilginçti. Onun hikayesi de çok güzel. Gerçekten bu karakteri de çok seviyorum. Çok güçlü biri. 3.sezonda onunla ilgili çok şey oluyor. İzlerken gözlerinizin dolacağı çok sahnesi var. Tek başına yaşayan bir sentetik olmak çok zor. Diğerleri de çok mücadele veriyor ama Karen hep tek başınaydı. Tabii bir insan ona aşık oluyor sonrası gelişiyor. Kesinlikle izleyin  çok seveceksiniz bu karakteri.

Leo dediğim gibi liderleri. Sentetikleri gizli tutmaya ve bir arada olmaya çok dikkat ediyor. İşler hiç beklediği gibi olmayacak aşırı karışacak.

Niska çok sert görünen ama aslında çok duygusal biri. En kötü şeye maruz kalıyor. İnsanların en barbar olduğu sentetik genelevine düşüyor maalesef. Orda insanların ne kadar kötü olduğunu görünce insanlara düşman oluyor. Ama Hawkins ailesi her ne olursa olsun ona destek olmaya çalışıyorlar.

Max içlerinde en duygusal olan. Her zaman iyi düşünceli, kibar. Kendisine kötü davranılsa bile insanlara şans veren, bir arada huzurla yaşayacaklarını canı gönülden hisseden tek kişi belki de.

Dizi birde Odi adlı sentetiğe yoğunlaşıyor. Onun görevini de 3.sezonda çözeceksiniz. Odi de çok güzel bir sentetik. Hissetmediği halde ona bakan yaşlı adama çok güzel davranıyor. Yaşlı adam Odi’yi çocuğu gibi seviyor. Demiştim ya sentetikler ailelerin içine kadar girmiş durumda.

Bundan sonrası hızlı ilerliyor. Bilinçliler kendilerini diğer sentetiklerin arasına gizleyip öyle yaşıyorlar. Ancak bir süre sonra saklanamaz duruma geliyorlar. Ondan sonrası ise bilinçli sentetiklerin hayatta kalma savaşı, kendilerini insanlara kabul ettirmeleri…
Tabii insanlar asla kabul etmiyorlar onların tıpkı insanlar gibi hissedebildiğini, yaşadıklarını. Bütün bu olanları izlemek inanılmaz güzel. Tabii sentetiklere yapılanları izlerken çok duygulanabilirsiniz. Ben ilk sezonunu izlemiştim. Sonra 12.sınıfa başladım bir de dizinin iptal olduğunu öğrenmiştim ama ne olduysa dizi devam etmiş. Bunu bu yaz keşfettim ve hemen devam ettim. 2.sezon güzeldi. 3. Sezonda öyle. Aşırı sürükleyici, düşündürücü.

Ben dizilerde şu şeyi çok seviyorum. Distopik veya yaşanması imkan dahilinde olan olaylar yaşanırken bazı şeylerin günümüzle uyuşması, insanların psikolojik davranışları. Bunları izlemek keyif veriyor. Mesela gerçekte böyle sentetikler olsaydı elbette insanlar karşı çıkacak, onların da hissedebildiklerini, acı çekebileceklerini, sevebileceklerini kabul etmeyecekler. Sentetiklere zulmedecekler. Dünyaya geliş şekli, yemek yemeyip şarj olmaları farklı olsa da onlar da hisseden varlıklar. Yani bu onları canlı kılıyor. Düşünüp hissedebiliyorlar. O zaman onlara şiddet gösteren, cinsel istismarda bulunanlar suçlu sayılmalı. Ama asla öyle olmuyor. En başta dediğim gibi insanlar bencil. Kendimizi çok üstün görüyoruz, her şeye hükmedebileceğimizi sanıyoruz.

Sentetikler gerçekten çok fazla mücadele veriyor. Onların bu mücadelesini mutlaka izlemelisiniz. Bazı şeylere bakış açınız değişecektir. Aslında anlıyoruz ki asıl robot olan biziz. Merhametsiz ve bencil oluyoruz. Diziyi izleyince ne demeye çalıştığımı anlayacaksınız.

Hawkins ailesi sentetiklerin bilinçli olduğunu öğrenince bu başrollere aşırı destek oldular. Laura çok fazla geliştirdi kendini. 3.sezonda sentetiklerin hakları olması gerektiğini savundu mesleğine ve ailesine zarar verse bile.

humans ile ilgili görsel sonucu
Dizi gerçekten çok güzel ama çok kısa ya :(

Dizinin adının İnsanlar olması çok manidar bence. İzledikçe daha iyi anladım neden robot denilmediğini. İzlerken anlıyoruz ki asıl robot biziz. Robotlar bizden daha insan.

Dizide çok fazla düşündüren yerler var. Bu olanlar gerçekte olsa biz ne yapardık diye. Dizide sentetiklere yapılanların çoğu gerçekleşirdi, daha kötüsü bile olurdu bence.

3.sezon finali muhteşemdi. İzlerken hep duygusaldım ve sonunda bittiğinde bile uzun süre ağladım. Ağlamamın sebebi tüm bu olanlar gerçek olsa insanlar çok vahşi olurlardı diye fark etmem. Böyle bencil bir ırkın kendileri haricindeki her şeye sahip olmak istemesi, hayvanlara doğaya sürekli zarar vermesi… Yani belki bilinçli sentetikler yok ama insanlar her zaman en iğrenç şeyleri doğaya ve hayvanlara yapıyor. O kadar vicdansız davranıyorlar ki. İnsan olmak çok tuhaf. İyi veya kötü olmak , irademizin sonucu. İyi olmak, iyi kalabilmek çok zor. Duyarsızlaşıyoruz, aile bağımız, sevgimiz azalıyor teknoloji ilerledikçe. Kötü olmaksa çok kolay. Tek kendini düşünmek ve diğer herkese kötü davranmak evet bu çok rahat yapılan bir şey.

Temennim şu : Eğer bir gün insanlık gelişirse, evrimleşirse, bilinçli robotlar yapılırsa dizideki gibi vahşi olmayalım. Kendimiz dışındaki her şeyi küçümsemeyelim. Bu dünya bizim için var evet ama bu ona sahip olup zarar vereceğimizi göstermez.

Bu arada yanlış anlaşılma olmasın. Benim inancıma göre Allahtan başka kimse bir ruhu  yaratamaz. Ancak bildiğiniz gibi bir robot yapıldı bile. Yakında tamamen insan davranışını taklit eden yani hisleri varmış gibi hareket edenler de yapılacaktır. Onlara kötü şekilde davranmaya hakkımızın olmadığını anlatmaya çalışıyorum. Onları yapan insanlarken, onlara yaşayacakları hayatı zehir etmek çok saçma olurdu. Ya hiç yapılmasın yapılırsa da onların vücutlarına kolayca zarar vermek yasaklansın. Eğer insanlar onlara zarar vermeye başlarsa gittikçe sapkınlaşıp gerçek insanlara da kötü şeyler yapacaktır...
***
***

!!!SPOİLER!!!
Mia’nın 3.sezon finalindeki yaptığı o muhteşem davranış, o konuşması, insanlara ellerini uzatarak barış demeye devam etmesi, insanların onu dövmesine izin vermesi, gerçekten çok içime dokundu. Her şeye rağmen tüm kameraların önünde ellerini uzatıp barış istiyoruz demesi, kendini feda etmesi takdire şayan.

İnsanlarsa onun bu takdir edilmesi gereken naif ve merhametli davranışına şiddetle karşılık verdi. Mia isteseydi güç kullanabilirdi ama yapmadı. O herkese örnek oldu. Sentetiklerin barış yanlısı olmasına dikkat çekti. O kadar mükemmel bir karakter ki. 3.sezonda onun tek başına mücadelesi dikkate değerdi cidden.


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...