8 Temmuz 2015 Çarşamba

RUH KOLEKSİYONCUSU - TESS GERRITSEN



Yazar :Tess Gerritsen
Çevirmen :Boğaç Erkan
Yayınevi :Doğan Kitap
Baskı Yılı: 2013
Sayfa Sayısı: 298
Tür: Polisiye, Gerilim, Gizem, Spekülatif Kurgu

Arka Kapak Tanıtımı:

Boston'da bir müzenin bodrumunda iki bin yaşında olduğu sanılan bir mumyanın keşfi kamuoyunda büyük ilgi uyandırır. Ancak bilgisayarlı tomografi taraması, mumyanın bacağında iki bin yıl öncesine ait olamayacak bir cisim ortaya çıkarır: Bir kurşun. 

Dedektif Jane Rizzoli ile adli tıp uzmanı Maura Isles'ın yolları bir kez daha kesişiyor. Arkeoloji Katili'ni yakalayamazlarsa vahşi cinayetler son bulmayacak. 

"Ruh Koleksiyoncusu ani virajlarla ustaca kurgulanmış muhteşem 
bir gerilim romanı."
The Globe and Mail

"Günümüz gerilim edebiyatının en yaratıcı yazarından çarpıcı 
bir dehşet hikâyesi." 
The Providence Journal

"Sağlam kurgusu ve tam ayarındaki bilimsel ayrıntılarıyla 
Ruh Koleksiyoncusu Gerritsen'in en iyi eserlerinden biri."



Kitap Tanıtımım:                                      

Öncelikle kitapta Arkeolojiden ve Mısırlılardan çokça bahsediyor. Ayrıca Tess Gerritsen antropoloji okumuş ve arkeolojiye ve Mısırlılara aşırı hayranlığı var hem de küçük yaştan itibaren!!!

Kitapta alışılmadık yöntemler kullanan bir seri katil var. Mumyalama yöntemi, tsantsa ve bataklıkta ceset saklama evet doğru duydunuz gerçekten adam çok farklı şeyler yapıyor. Hadi mumyalama falan neyse de tsantsa yöntemi yani kafa küçültme iğrenççç… Kafa derisini yüzüp bir şeyler sürüp bekletip kurutuyorlar. Saçları ekliyorlar falan bayağı iğrenç bir gelenek. Ama bu adam bunları nerden biliyor? Nasıl mumyalamayı öğrenmiş? Neden genç, siyah saçlı ve güzel kadınları öldürüyor? İşte hepsi ve daha fazlası bu kitapta :) Şaka bir yana artık kitaba geçelim,

Kitaba “Peşimde, bunu hissedebiliyorum.” Diye başlamış Tess Gerritsen.

Ve gerçekten de katil hep onlardan bir adım arkadaydı…
Sürekli katille bir kovalamaca vardı. Ama aslında katil onlardan öndeydi, planları bakımından. Bunu kitabın sonunda daha iyi anlarsınız.

Dr. Maura İsles’ı Crispin Müzesi’nin bodrumunda bulunan ve iki bin yaşında olduğu sanılan bir mumyanın bilgisayar taramasına çağırıyorlar ve BT (Bilgisayarlı Tomografi)’de BİR KURŞUN buluyorlar. Ondan sonra da mumyanın aslında yakın bir tarihe ait olduğu bulunuyor.

***BİLGİ: BT (bilgisayarlı tomografi), vücuttan kesitsel görüntü elde edebilen, X ışını ile çalışan bir cihazdır. BT görüntüleme ile akciğer, karaciğer, böbrek, kemik, beyin, yumuşak doku ve kan damarları gibi pek çok doku net olarak görüntülenebilir. (http://radyoloji.blogcu.com ‘dan alıntıdır.)

Maura, bunu öğrenince Jane Rizzoli’yi otopsiye çağırıyor. Böylece olay polislerin eline geçiyor. Müzenin elinden yetkiler alınıyor. Mumyaya Bayan X diye isim takıyorlar ve medyada büyük yankı uyandırıyor.
Bayan X’in dudaklarının dikildiğini görürler. Çünkü ağzının içinde altın parçası vardır ve üstünde

PİRAMİTLERİ ZİYARET ETTİM
KAHİRE, MISIR

Yazıyordur.

Metalin arka tarafında da semboller vardır ve yine bu semboller harflere tekabül  eder J Yani sembollerin açılımı M-D-A dır. Bu sembollerin denk düştüğü harfleri söyleyen kişi Dr. Josephine Pulcillo’dur ve bu anlamı okuyunca kadın dehşete düşmüş gibi bir yüz ifadesine bürünmüştür. Medeia akılda tutmanız gereken önemli bir kelimedir kitapta :)

Bayan X müzenin deposunda bulunduğu için Jane ve Frost bodrumu araştırmak ister. Bodrumun duvarlarından birisinin tuğlalarının yerinden kımıldadığını fark ederler. Jane o duvarı geçebileceği kadar açınca gördüğü şey karşısında şok olur. Hemen Maura’yı çağırırlar. Gördükleri şey adı tsantsa olan büzülmüş bir kafatasıdır…

Artık bu olaylardan sonra kitapta gerilim artıyor ve dolayısıyla heyecan da artıyor.

Jane ve Maura uğraştıkları katilin bir tür sapık olduğunu yani gerçek manada gençliğinden beri öyle olduğunu öğreniyorlar. Bu arada katilin lakabı Arkeoloji Katili.

Araya zengin insanlar giriyor. Mesela Kimball Rose.  Jane’in sorgusunu yapmasına karşı çıkıyorlar ve daha bir sürü şey…

Mefisto Kulübü’nde geçen, kitabın anlaşılmaz karakteri olan Anthony Sansone, burada da karşımıza çıkıyor ve yine olayların hepsini öğreniyor. Ben gerçekten bu adamı anlamıyorum. Geçen kitapta da suçlu gibi davranıyordu. Yasak olduğunu bildiği halde Maura’yı dava hakkında konuşturmaya çalışıyordu, eh bide savunduğu şeyler… gerçekten çok garip bir adam. Bu kitapta da Maura zor durumdayken onu evine çağırıyor, yardım ediyor.

 Hatta Jane bu konuda içinden şöyle geçiriyor:

Maura’nın en çok ihtiyaç duyduğu gece Peder Daniel Brophy onun yanında olamamıştı. O gece Maura’nın yanında Daniel değil, Anthony vardı. Demek ki bazen insana en büyük mutluluğu verebilecek kişi hiç dikkat etmediği biri oluyor, belli bir mesafede, sabırla bekleyen kişi.

Bu düşüncesini çok beğenmiştim. Gerçekten de Jane haklı. Öyle değil mi ama? Senin yanında olmasını istediğin kişi o an orada değil belki ama senin hiç fark etmediğin kişi seni destekliyor…

Bir de şu kısmı çok beğendim:
Medea kızına şöyle diyor:

Antropologlar çekirdek ailenin anne, baba ve çocuktan oluştuğunu söylemezler. Hayır, çekirdek aile anne ve çocuktan oluşur. Babalar gelirler ve giderler.

Gerçekten de bu düşünce kitaba çok uyuyor.
Ah hazır beğendiğim yerleri söylemişken şu kısmı (kitabın başı) da söylemeden geçemeyeceğim:

Dr. Maura İsles, televizyon kameralarının aydınlattığı bölgenin epeyce gerisinde oyalandı. Kendisini görmelerini istemiyordu ve şüphesiz yerel muhabirlerin çoğu, soluk yüzlü ve kısacık kesilmiş siyah saçlarıyla Ölüler Kraliçesi unvanını kazanmış bu çarpıcı kadını tanıyacaklardı.

Maura’ya karşı ayrı bir sempatim var. Gerçekten onu seviyorum. Yani tabi ki Jane’in yeri başka ama bu kadın da ayrı güzel… Herkes onu soğuk birisi olarak biliyor ve saygı duyuyor. Zaten soğuk biri olduğu ve adli patolog olduğu için ona Ölüler Kraliçesi diyorlar. Kolay kolay kimseyle yakınlık kuramıyor ve bu yüzden soğuk biri olarak görünüyor. Ama o yalnız ve mutsuz bir kadın. Ta ki Daniel’e aşık olana kadar. Ama yine sorunlar bitmiyor. Daniel bir rahip. İşte bu her şeyi olumsuz yapıyor. Daniel de onu seviyor ama olmaz bir kere… Böylece Maura’ya da mutsuz kadın rolü düşüyor.

Jane ise kızına ve eşine fazla vakit ayıramıyor. Eşi de yani Gabriel, Allah’tan FBA’da çalışıyor da karısını anlayabiliyor. Yoksa onlar da mutsuz olurdu.  :)

Sonuç olarak bu kitabı çok beğendim, ayrıca mumyalama, Mısırlılar ve bataklıklar hakkında çok şey öğrendim. Yani bir TESS GERRİTSEN hayranı olarak diğer kitaplarını okumayı heyecanla bekliyorum.
Kitaptan çıkardığım bir sonucu da sizinle paylaşmak isterim, bir annenin çocuğu için gerçekten yapamayacağı şey yoktur. Sırf onu korumak için kaçak olarak da yaşar, silahın namlusunun önünde korkusuzca da bekler… Yani annelerimizin değerini bilelim.

Eğer polisiyeden hoşlanıyorsanız RİZZOLİ&ISLES serisini mutlaka okuyun!!! Kaçırılacak bir seri değil. Bence heyecan, polisiye, farklı olaylar seven herkes rahatlıkla okuyabilir. Bu arada Tess doktor olduğu için adli tıp sahneleri de yazıyor. Bu da kitaplarına ayrı bir hava katıyor. Daha gerçekçi ve heyecanlı olmasını sağlıyor.

***RİZZOLİ&ISLES serisi sıralaması:

·         #1 Cerrah - The Surgeon (2001)
·         #2 Çırak - The Apprentice (2002)
·         #3 Günahkar - The Sinner (2003)
·         #4 İkiz Bedenler - Body Double (2004)
·         #5 Siliniş - Vanish (2005)
·         #6 Mefisto Kulübü - The Mephisto Club (2006)
·         #7 Ruh Koleksiyoncusu - The Keepsake (2008)
·         #8 Buz Gibi Soğuk - Ice Cold (US) / The Killing Place (UK) (2010)
·         #8.5 Freaks (2007)
·         #9 Sessiz Kız - The Silent Girl - (2011)
·         #9.5 John Doe (2012)
·         #10 Sona Kalan - Last to Die - (2012) 
·         #11 Diriliş - Die Again (2014)

Ben bu seriye bayılıyorum. Favori yazarlarım arasında Tess Gerritsen en üstlerde. Seride okuduklarımı pembe renkle belirttim. Okudukça güncellerim. Önceki kitaplarını da boş zamanımda yorumlarım. Bu kitabı okul zamanı okudum, yorumladım fakat yayınlamak için tereddütte kaldım. Serinin sırasına göre yorumlarını koyuyum diye düşündüm fakat öyle zor olacak gibi. Ben de hemen yayınlayım dedim. Neyse siz seriye başlayın bir an önce diğerlerinin yorumları da yakında gelir sanırım :)

Eğer bilmeyen varsa bu serinin RİZZOLİ&İSLES adında yabancı dizisi de var!!! Dizideki oyuncular da çok güzel. Dizi de güzel. Tabi ki seri ve dizi aynı değil. O yüzden ikisini ayrı değerlendirirseniz keyif alırsınız. Dizinin eksikliklerini düşünürseniz keyif alamazsınız. Sonuçta kitaptaki her ayrıntıyı diziye aktaramazlar. Eksiklikler var baya ama keyifli bir dizi :) Mutlaka diziye de göz atın, seversiniz büyük ihtimal.




 (Dr. Maura Isles)



                                                                        -AMARİL-

2 yorum:

  1. Tess ablanın bu kitabını da severek okumuştum.Diziyi izlemek nasip olmadı daha:) Güzel paylaşım olmuş;)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim :)
      Ben Tess Gerritsen hayranı olarak yazdığı her kitabı severim :)
      Diziyi izlemenizi öneririm. Zaten çerezlik dizilerden. Her bölümde farklı cinayeti araştırıyorlar. Sadece bir kaç tane bölüm birbirine bağlı sanırım.

      Sil

Değerli Okuyucular:
Lütfen yorumlarınızda küfür, argo ve ahlaksızlık kullanmayınız!!!
Onların haricinde her türlü eleştiriye açığım. :)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...