2 Nisan 2016 Cumartesi

TRENDEKİ KIZ – PAULA HAWKINS


Yazar: Paula Hawkins
Çevirmen: Aslıhan Kuzucan
Yayınevi: İthaki Yayınları
Sayfa Sayısı: 360
Baskı Yılı: 2015
KİTAP TANITIMI:

New York Times Çok Satanlar listesine, çıktığı hafta 1.sıradan giriş yaptı ve hâlâ 1.sırada.

Sadece Amerika’da ilk 6 haftada 230.000 adet satıldı.

Amazon ve Goodreads’de  Ocak 2015’in En İyi Kitabı seçildi.

Washington Post, iBooks Çok Satanlar listelerinde 1. Sırada.

Rachel her gün aynı trene binip aynı çifti izliyordu. Çiftin başına gelenleri bütün ülke duyduktan sonra, hayatlarına dâhil olmaya karar verdi.

“Büyüleyici, sürükleyici, üst seviye bir gerilim. Mutlaka okuyun!” –S.J. Watson

“Hem karakter yaratımı hem olay örgüsü muhteşem, harika bir kitap! Yeni neslin Alfred Hitchcock’u.” –Terry Hayes

“Zeki, gerilim dolu ve baştan aşağıya sürükleyici bir roman.” –Lisa Gardner

“Aklınızı başınızdan alacak, zekice yazılmış bu psikolojik-gerilim romanı hem muhteşem hem de tren enkazı kadar korkunç!” –Publishers

“Nefesleri kesen bir ilk roman. En dikkatli okurlar bile, Hawkins olayları teker teker açığa çıkarıp, aşkın ve takıntının şiddetle olan kaçınılmaz

bağını ortaya koyarken şaşırmaktan kendilerini alamayacaklar.” –Kirkus

“Trendeki Kız, her şeyi anladığınızı düşündüğünüz an sizi farklı bir sürprizle karşılıyor.” –Entertainment Weekly


KİTAP YORUMUM:

Bu aralar çok hastayım ve okula gitmedim Perşembe günü. Ne zamandır büyük bir hevesle okumak istediğim bir kitaptı. Perşembe başladım kitaba yarısına geldim. Ama hasta olduğum için çok yorgundum devam edemedim. Cuma günü de okula gittim ve yine yorgun ve halsiz olarak geldim eve. O gün okuyamadım. Ama bugün başladım kitabı bırakamadım ve bitirdim. O yüzden cumayı saymazsak 2 günde bitirdiğim bir kitaptı ama dediğim gibi hasta olmasaydım bir günde tek oturuşta biterdi.

Uzun zamandır çok yoğunum. Gerek dersler gerek başka problemler falan başka hiçbir şeye ne enerjim ne vaktim kalıyordu. Bir de üstüne bir haftayı aşkın süredir atlatamadığım hastalık… Yani uzun bir aradan sonra büyük bir merak ve hevesle kitap okudum çok mutluyum :)

Kitap çok güzeldi. Kitabın kapağı güzel. Tren camı şeklinde olması için şeffaf yapmışlar. Konusu orijinaldi. Karakterleri gizemli ve derindi. Kurgusu harikaydı. Sonu da güzeldi bence. Bazıları pek olmamış diyebilir ama başka türlü olsaydı adil olmazdı. Herkes hak ettiğini bulmuş yani ;)


Kitap çıkalı bir sene oldu sanırım. Herkes okudu. Benim gibi okumakta gecikenler varsa hemen okusun. Kitaplığınızda varsa okuma listenizde  ön sıraya alın. Zaten kitap kendini okutturuyor. Çok akıcı ve herkes tarafından okunabilir bir anlatımı var. Kitap yoksa gidin filmi çıkmadan önce alın okuyun. Sanırım film ekimde çıkacakmış. Ama fragman bulamadım. Detaylı oyuncu kadrosu falan da bulamadım.

Bildiğiniz gibi kitap baya bir süre çok satanlarda kaldı. Kitabın ortalama satışın bile üstüne çıkmayacağını söylemiş yayınevi ama efsane oldu. Hatta filmi de çıkacak ;) İşte böyle sadece parayı düşünen yayınevleri yüzünden kim bilir ne kadar orijinal kitaplar tarihe karışamadan yok oluyor, efsane olacak bir sürü yazar kayboluyor. Neyse ki İthaki yayınları iyi, her zaman güzel kitaplar çıkarıyorlar ve umarım onlar da bu söylediğim yayınevleri arasına girmez.

Kitaba gelirsek, Rachel baş karakter. Kitapta üç anlatıcı var. Rachel, Megan ve Anna. Hepsinin de çok hatası var, hiçbiri mükemmel değil, ama hepsinin de yaralı ve haklı oldukları masum oldukları yerler de var. Rachel, hayatta değer verdiği her şeyini kaybetmiş bir karakter. Alkol problemi yüzünden tüm hepsi elinden gitmiş. Ama kitabın sonunda alkolün arkasında gizlenen bir suçlu daha olduğunu öğreniyoruz. Eşini, işini, evini, saygınlığını ve güzelliğini kaybetmiş, hayatta hiçbir amacı kalmamış bir kadın. Her gün aynı trene biniyor. Uzun ve sıkıcı bir yolculukla Londra’ya gidiyor. Tek eğlencesi içki içmek ve kayıp giden hayatları izlemek.


Eskiden yaşadığı ve hala eski eşinin yeni karısı ve çocuğuyla yaşadığı eve yakın bir yerde duruyor tren. Oralarda bir ev var güzel bir çiftin oturduğu bir ev. Rachel her gün onları görüyor. Onlara takma isim takıyor. Adamın kadını ne kadar sevdiğini uzaktan bile fark ediyor. Kadınınsa o adamı sevip değer verdiğini, narin ve güzel olduğunu.

Bir gün bu mutlu ailenin başına bir şey geliyor. Kadın yani Megan kayboluyor. Rachel ise birkaç gün önce o kadını başka bir adamla samimi bir halde görmüş olduğu için bunu adama (Scout) anlatmak zorunda hissediyor. Çünkü polisler kadını hep sarhoş olduğu için kaale almıyor. Böylece hayatlarına dahil oluyor.

Anna’ya genelde sinir oldum, ama sonunda biraz da olsa sevdim. Megan çok farklı bir kadın. Aynı zamanda hem suçlu hem masum. Rachel tükenmiş bir kadın. Ama kitabın sonunda ondaki değişimi hissedebiliyorsunuz. Kitapta yavaş yavaş onun olgunlaşıp yaralarını kendisinin sarmasını ve ruhsal olarak iyileşme sürecini de okuyoruz.
Ben karakterleri beğendim. Bir polis var Riley denen kadın ona da sinir oldum. Tom var en önemli karakter. Rachel’ın eski kocası, Anna’nın eşi ve çocuğunun babası. O adamda suçlu hem de nasıl. Neyse söyleyemem daha fazla ;) Rachel ı Anna ile aldatmış bir adam. Sakin iyimser biri. Ama bu kitapta kimseye güvenmeyin. Gerçek hayatta da öyle değil mi zaten?

Kitap entrika ve gizemlerle doluydu. İlk sakin başlamasına aldanmayın sona doğru hız kazandı. Kilit nokta herkes için, Megan’ın kaybolduğu gece… Rachel o geceyle ilgili hiçbir şey hatırlamıyordu ve hep bunu hatırlamaya uğraştı. Zaten kilit nokta o gece gördükleriydi.

Kitaptaki olaylar abartılmamıştı, her şey gerçekte olabilecek şeylerdi. Belki de bu yüzden çok beğenildi. Karakterler içimizden birileri olduğu için…

Kitapta çocuklar hariç herkes suçluydu, kimse tamamen iyi falan değildi. Herkesin kusuru vardı. Bunu beğendim.  Sonuna doğru neler olduğunu tahmin edebildim ama yine de şaşırttı. Polisiye okumayı seven bu kitaptan hoşlanır. Rachel’ı çok sevdim. Hayatta bir amacı oldu olaylar sayesinde. Düşünen ve hisseden bir karakterdi. Soğuk ya da umursamaz değildi. İlk başlarda hep sarhoş olduğu için hep rezil duruma düştü kimse onu anlamadı, ona inanmadı. Ama sonlara doğru öyle bir hale geldi ki asıl benliğini buldu ve hayran kaldım.

Herkesin sevebileceğini düşünüyorum, ama polisiye seven, merak, psikoloji ve dram sevenler daha çok hoşlanır. Okumayan varsa okusun. Beğenmeyenler de var tabi ama ben beğendim ve bir şans verin hala okumadıysanız.

Kitabı okursanız;


Sıradan hayatların aslında hiç de göründüğü gibi olmadığını anlarsınız. Hiç kimse de göründüğü gibi değildir. Hayatta ölmediğimiz sürece istediğimiz her şeyi başarabiliriz. Hayatımız mahvolsa da, dibine kadar çaresiz ve umutsuz da olsak, battığımız bataklıktan kurtulamıyor da olsak, her şeye bir umut ışığı yeter… İstersek karanlıktan aydınlığa geçebiliriz. Her şey insana bağlı. Rachel da bunu başardı işte en sevindiğim o oldu.

"HAYAT BİR PARAGRAF DEĞİLDİR VE ÖLÜM DE BİR PARANTEZ"

Bunun gibi çok güzel alıntılar vardı. İnstagramda paylaşırım belki. Siz kitabı sevdiniz mi? Filmine gitmeyi düşünüyor musunuz?

                                                           -AMARİL-

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Değerli Okuyucular:
Lütfen yorumlarınızda küfür, argo ve ahlaksızlık kullanmayınız!!!
Onların haricinde her türlü eleştiriye açığım. :)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...