ASLINDA HER KİTAP FARKLI BİR DİYARA YOLCULUKTUR...

27 Aralık 2018 Perşembe

ARSEN LÜPEN KİBAR HIRSIZ - MAURICE LEBLANC



Merhaba. Arsen Lüpen serisine başladım. Kütüphanede gördüm ve çok merak ettim. Sherlock, Poirot gibi kült karakter haline gelmiş biriymiş. Yazarından önde gelen karakterlerden hem de. Gerçekten çok zeki, kibar, centilmen birisi ama hırsız. Hem de en iyi hırsızlardan. Sadece zenginlerden ve soyulmayı hak edenlerden çalıyor. Hırsızlık yapmadan önce polise ve kurbanlarına mektupla haber bile veriyor. Çok ilginç birisi.

Bu Arsen Lüpen maceralarının ilk kitabi ve beğendim. Sherlock'un adı da geçti birkaç kez. Zaten ikinci kitabı Sherlock'la karşılaşmasıyla ilgili şimdi ona başladım.

Gayet güzel bir eserdi. Bir sürü kitabı varmış serinin. Kütüphanede olanları alıp okurum diğerlerini uygun fiyata buldukça alırım zamanla. Sizde mutlaka başlayın polisiye kitaplar seviyorsanız. Arsen Lüpen gibi bir hırsıza hayran olacaksınız. Hırsıza hayran olmak hiç aklıma gelmezdi ama adam cidden müthiş. Filmleri de varmış merak edenler izleyebilir.


Ufak ufak hikayeler var içinde. Ilk başta anlayamıyorsunuz ama sonradan oradaki değişik kılığa girmiş kişiler Arsen Lüpen çıkıyor. Evet kılık değiştirmeyi çok iyi biliyor. Hapse de giriyor ama kılık değiştirme ustası olduğundan çıkabiliyor. O yerleri okurken çok şaşırdım. Mükemmel kurgulanmış. Sherlock duygusal ilişkilere duyarsız ama Lüpen öyle değil. Duygusal hem de çapkın bir adam. İnanılmaz bir gözlem yeteneği, birkaç hamle sonrasını düşünebilmek gibi özellikleri var.

Sherlock'un karşısında kanun kaçağı birisini oluşturmak istemiş zaten yazar. Bence harika yapmış. Sherlock'la yarışan zekası ve gözlem yeteneği var.

En değerli hazineleri kimseler fark etmeden çalabiliyor. Üstelik kurbana önceden haber verdiği halde kimse onun hırsızlık yapmasına engel olamıyor


Hırsızlık yapıyor ama kuralları da var mesela asla insanlara zarar vermiyor. Öldürmüyor. Zenginlerden ve kendine göre soyulmayı hak edenlerden çalıyor sadece. Öyle entrikalar yapıyor ki ağzım açık kaldi. Üstelik çok komik birisi. Kitabı okurken bayağı eğlendim. Değiştirdiği kılıklar falan muazzam. Kültürlü birisi hem de. Bir hırsıza göre bayağı etkileyici yetenekleri var. Ayrıca belki de ilk defa bir hırsızın polisten kaçmasını ve maceralarına devam etmesini isteyeceksiniz. Öyle bir adam ki. Üstelik medyada da çok konuşulan birisi. Çok popüler birisi oluyor. Halk onun yaptıklarını merakla bekliyor hep. Farklı türde bir şey istiyorsanız buna bir şans verin. İnsanların ne kadar tuhaf şekillerde dolandırılacağına şahit olun.

Zeki ,Kültürlü, komik , kibar, centilmen bir hırsızın maceralarını okurken çok eğleneceksiniz. Arsen Lüpen gerçekten aşırı güzel düşünülmüş bir karakter. Adı da çok güzel değil mi ya? Arsen Lüpen çok etkileyici bir isim bence. Herkese kitap dolu günler diliyorum.

Not: Asla hırsızlığı övmüyorum lütfen edebi esere duyduğum hayranlığı başka bir tarafa çekmeyin. Bilenler bilir Arsen Lüpen klasik bir karakterdir ve Sherlock'un zıttıdır.  Sherlock'a bayıldığım için elbette Arsen Lüpen'i de sevdim. :)

26 Aralık 2018 Çarşamba

-22- Britanya Yolu ~ Amanda HODGKINSON



Merhaba. Kütüphaneden aldığım bu tarihi dram konulu kitabı bitirdim. Daha fazla duygusallık bekliyordum ağlayacağım kadar olsun istemiştim ama olmadı. Duygusaldi ama fazla değildi ya da yazar ifade edememiş. Araya başka şeyler de girmişti. Şimdiki zamanı ve iki baş karakterin de geçmişini anlatıyordu. Bazı yerlerde gereksiz uzatmış onlar olmasa daha güzel olabilirdi. Sonlara doğru sıkıldım çünkü.

Savaş zamanı Polonya'lı iki genç evleniyor ama kısa süre sonra savaş kendi ülkelerine de gelince Jan askere gitmek zorunda kalıyor. Silvana da erkenden hamile kaldığı için bebeği ile tek başına kalıyor. Daha ikisinin de yaşı çok genç. Jan askere gidiyor ama oraları tam anlayamadım sanırım hiç doğru düzgün savaşmıyor. Sadece düşman askerinden kaçarak İngiltere'ye yolculuk ediyor birkaç kişiyle. Aradan 6 yıl falan geçiyordu sanırım. Silvana ve oğlunu buluyor onları da İngiltere'ye getirtiyor. Güzel küçük bir evde yaşıyorlar. Bahçelerini İngiliz bahçesi gibi yapıyorlar. Çocuğa ağaç ev yapıyorlar. Her şey güzel gibi gözüküyor dışardan. Ama ikisi de birbirinden çok sır saklıyor. Tabii birbirlerini yıllardır görmedikleri için ve artık olgunlaştıkları için birbirlerine duydukları sevgiden emin olamıyorlar. Huylarını unuttuklarindan ve çoğu davranışı değiştiğinden ikisinin de arasındaki tek bağ çocukları oluyor. Çocuk da ormanda yaşamak zorunda kaldığı için bu barış ortamına ve şehir yaşamına uzun süre uyum sağlayamıyor.

Jan kendine bir iş buluyor. Silvana da bir iş buluyor. Çocuk da okula gidiyor. Orda uzun süre uyumsuzluk yapıyor ama bir gün arkadaşı olunca okula da alışıyor. O arkadaşının babası da Tony. Kaçak mallar buluyor ve satıyor. Evcil hayvan dükkanı var. Hali vakti yerinde güçlü yakışıklı birisi. Silvana ile yakınlık kuruyor zamanla. Silvana ilk başta yüz vermiyor ama dolapta gizli halde mektuplar bulup da onların Jan'ın aşk mektupları olduğunu anlayınca o da Tony'ye yöneliyor. Kocasını aldatmak istemiyor ama bazı şeyler onu buna itiyor.

 Ayrı kaldıkları yıllar boyunca Silvana ve Jan bazi sebepler yüzünden birbirlerini aldatmışlar zaten. İkisi de birbirinin öldüğünü düşünmüş hayatta kalmaya çalışmışlar. Jan'ın askerliğini pek anlamadım açıkçası onun hayatını okumak sıkıcıydı. Hep kaçıyordu. Silvana'nın hayatı çok daha zordu ve sürekli çocuğunu koruyarak yaşamak zorundaydı. Tek başına gencecik bir anne olarak yaşıyordu. Ormanda kalıyor ve az yiyecek ve kısıtlı barınma yerlerinde kalıyordu. Çocuğu ve kendisi orman insanları olmuşlardı. Bu yüzden şehre gelince ikisi de çok sıkıntı çektiler. Beni şaşırtan tek şey çocukla ilgili sonlara doğru öğrendiğimiz bilgi oldu.

Biraz duygusal biraz merak ettiren bir kitaptı. Arada sırada hafif duygusal şeyler okumak isterseniz okuyabilirsiniz. Beni pek etkileyemedi çok daha güzel savaş hikayesi çıkabilirdi ama böyle olmuş. Yalan ve hayatta kalma çabaları vardı çoğunlukla. Anne ve çocuk arasındaki bağ güzeldi. Biraz daha kısa olsaydı daha iyi olurdu bence kitap. Herkese iyi okumalar dilerim. Gününüz güzel geçsin =) 

3 Kasım 2018 Cumartesi

BIR KADININ YAŞAMINDAN YİRMİ DÖRT SAAT - STEFAN ZWEIG


Stefan Zweig klasiği bir kitap bu. İncecik ama çok düşündüren tarzda.

Burjuva bir kadının hikayesi. Altmış küsür yıllık yaşamında onu tamamen değiştiren, derinden etkileyen tek bir gün var sadece. Yıllarca o günü kimseye anlatamadan tek başına hem sevinç hem de büyük utanç duymuş. Yıllar sonra birisine anlatıyor yaşadıklarını.

Saygın, zengin bir kadın bu. Mr.C. Kocası vefat ettikten sonra hayattaki tüm umutlarını kaybediyor. Çocukları da artık ona ihtiyaç duymadığı için farklı şehirlere gidiyor geziyor. Yaşamak için amaç bulmaya çalışıyor. Bir gün kumarhanede onu mimik ve el hareketleriyle derinden etkileyen genç adamla karşılaşıyor. Bu adam hissettiği ne varsa tüm açıklığıyla  ifade ediyor. Poker yüzü denilen şey adamda yok. Aşırı hırslı biri. Kumar bağımlısı. Kadın hayatı boyunca böylesine hissettiklerini ele veren biriyle karşılaşmadığı için bu adamdan çok etkileniyor. Adam kumarı kaybedince hissiz bir şekilde oradan ayrılıyor. Kadın da kendine hakim olamadan onu takip ediyor. Amacı adamdan faydalanmak falan değil hatta onun erkek olduğunu bile fark etmiyor. Kadının tek istediği böylesine genç birinin hayattan vazgeçmesini engellemek. Böylesine genç ve duygularını dorukta yaşayan birinin hayata karşı pes edişini görmek istemiyor. Çünkü kendisi amacını ve mutluluğunu kaybettiği için öyle yaşamanın veya kendini ölüme yakın hissetmenin ne demek olduğunu biliyor.

O adamı intihar etmekten vazgeçiriyor. O geceyi adamla geçiriyor. Bu tüm hayatını değiştiren bir gece. O andan sonra asla aynı kadın olamıyor. Bundan sonra olanlar ise ilginç. Mutlaka okuyun.


Az ve öz bir kitaptı. İnsanı bolca düşündüren bir kitaptı. Siz olsanız sadece birkaç saat önce gördüğünüz huyunu suyunu bile bilmediğiniz insanın peşinden gider miydiniz?

Tüm varlığınızı, çocuklarınızı, itibarınızı geride bırakıp yalnızca birkaç saattir bildiğiniz birinin peşinden gider miydiniz?

Bu çok zor bir karar. Gitmem dersiniz çoğunuz. Elbette bunu aptallık olarak görürsünüz . Düşünün ama kendinizi karakterin yerine koyun. Kimsenin size ihtiyacı yok. Kimse sizi her şeyden cok sevmiyor. Hayatınızda sizi anlayan tek insan ölmüş. Sizi yaşama bağlayan, hayatınıza heyecan katan , bir gecede tüm değerlerinizi unutup bambaşka biri olduğunuz insan ile ölüme bile gitmez misiniz? Hayatınızdaki o andaki tek değerli şey o insansa. O kişinin peşinden hiçbir şeyi umursamadan giderdiniz elbette. Kadının yaptığı belki çok büyük hata çok da günah ama o bunu umursayacak durumda değil. Çünkü aradığı mutluluğu o kişide buldu. O kişinin doğru veya yanlış olması mühim değil. Önemli olan kadının o adama yüklediği anlam.

Stefan Zweig insan ruhunun en karmaşık tarafını gözler önüne sermiş. Burada kadın aşık değildi ama yine de o adamın peşinden gitmek istedi. Çünkü o kişinin kadına ihtiyacı vardı. Kadının da böylesine duygularını aşikar eden birisine ihtiyacı vardı. Geri kalanlar önemsizdi.

Tabii bu ikisinin sonu tahmin edilebilirdi. Ama yine de okumak güzeldi. Farklı tarafsız bir bakış açısı vardı. Insanın verdiği en zor kararlar vardı. Birine güvenmek ve bir gününü birlikte geçirmek sonrasında tüm hayatını o bir günün şekillendirmesi....

Birisine çok değer verirsiniz, seversiniz ama o kişi bunu hak etmez ya. Burada ona sunduğunuz her duygunun değersiz ve boş olduğunu düşünürsünüz ya. Asla öyle düşünmeyin. Asıl önemli olan sizin hissettikleriniz. Bu sizin hayatınız ve önemli olan tek şey sizin dünyaya nasıl baktığınız. Insanlara neler hissettiğiniz. Bu hayatta bir kişiyi bile her şeyimizden vazgeçecek kadar sevmek güvenmek ve değer vermek en önemli şey bence. Fedakarlık ve gerçek sevgi. Karşılık beklemeden duyulan o masum his. O hissin size tattırdıkları. O his o kadar güzel ki... O insan bunun farkına varmasa da üzülmeyin. Karşılık vermese de üzülmeyin. Çünkü siz o hissi tadarken olabilecek en masum duyguları yaşıyorsunuz. Bir kişi için kendimizden fedakarlık yapmak bazılarına bağımlılık olarak gelebilir. Bana göre de öyle aslında. Ama düşündüğümüzde en güçlü şeyin karşılıksız sevgi olduğunu kabul ediyorsak geri kalan her şey önemsiz. O sevgiyi bir kez tatmış olmak yeterli.

Bir gündür tanıdığınız kişinin peşinden dünyanın diğer ucuna gidecek olmanız belki çok aptalca ama yapılacak en cesur şey. O kişi bunu hak etmese de önemsiz. Sizin hayatınız o an kesin olarak yön değiştirmiş ve hayata bambaşka pencereden bakıyor olursunuz. Ufkunuz genişler. Belki çok utanç duyarsınız ama mühim değil. Dediğim gibi bir kez olsun böylesine güçlü bir bağlılık ve sevgiyi hissetmek sizi şanslı yapar. Ne anlattığımı yaşayanlar anlar ancak. Bende hissettim buna benzer şeyleri. Her şey boşa gitti dediğim zamanlar da oldu. Ama önemli olan benim hayata bambaşka bir pencereden bakmam,  derin sevgiyi hissetmiş olmamdı. Zamanla zaten o kişiyi değil onun size hissettirdiklerini değerli buluyorsunuz. Insanlar bencil olduğu için sevgide de önemli olan bizim hissettiklerimiz. Karşı taraftan zaten emin olmamız çok zor. Emin olduğumuz şey kendi hissettiklerimiz. O kişi gel dese gideriz. Dünya yansa umrumuzda olmaz. Çünkü muhtacız o kişinin hissettirdiklerine. O kişi uzakta da olsa hissettirdiklerini unutmayız. O kişiyi unuturuz ama hissettiklerimizi asla. Işte yaşamımızı güzelleştiren, anlam katan tek şey bu hisler...

Bazen ne kadar çabalasak da bir insanı kurtaramayız. Bazılarının melek yüzünün altında şeytan vardır. Onlara yaptığımız iyilik ve hissettiğimiz sevgi fazla gelir. O anda o insanı geride bırakmak gerekir. Eğer bırakmayıp bağlılık gösterirsek kendi kendimizi ateşe atmış oluruz. O anda bırakın o kişiyi. O insanı unutun.

Hissettiğiniz sevgiye odaklanın. Dünyada yaşamaya değer başka şeyler bulacaksınız eminim. Tüm hayatınızı çöpe atmayın. Sevgiye odaklanın.

~ALINTILAR~

🌹Yaşlanmak, artık geçmişten korkmamaktan başka nedir ki.

🌹Değerli olan her zaman için gerçeğin yarısı değil,tamamıdır.

🌹Gitmek! Gitmek! Gitmek! Bu kentten gitmek, kendimden uzaklaşmak, eve, ait olduğum insanlara, kendi eski yaşantıma dönmek!

🌹O elleri milyonlarca elin arasından tanırdım...

🌹İnsanları mahkum etmektense, anlamak beni daha mutlu kılar.

🌹İnsanlarda minnet duygusu ender bulunur ve en çok minnet duyanlar bile bu duyguyu ifade edemezler, sessiz kalırlar, utanırlar ya da bazen duygularını bastırmak adına kaba davranırlar.

🌹
Bir kadının duyguları sözcükler olmasa da, her şey apaçık ortaya dökülmese de, her şeyi hisseder..

🌹Ama dediğim gibi bütün acılar korkaktır, yaşama karşı duyulan aşırı arzu karşısında acı geriler, çünkü yaşama arzusu düşüncelerimizde var olan ölüm arzusundan çok daha güçlü bir şekilde bedenimizin her zerresinde mevcuttur.

🌹Bütün şehir ve çevremdeki her şey öylesine yabancı geliyordu ki, insanlardan kaçıyordum.

🌹Ben hiç tutkuyu bu kadar açık, bu kadar vahşi, bu kadar çekincesiz bir doğallıkla gözler önüne seren bir başka yüz görmemiştim...”

🌹Yeryüzündeki hiçbir şey; 
bir insanın çaresizliğini, 
kendisinden böylece vazgeçebileceğini,
canlı bir ceset haline geldiğini 
bu hareketsizlik kadar sarsıcı bir biçimde dile getiremez.”

🌹Aklımı oynatmak pahasına, kendime defalarca telkinde bulundum, insan bir kez olsun, bir an olsun aptalca davransa ne olur sanki diye. Ama fazlasıyla belirsiz bir sözcük olan vicdan denen şeyden kaçamıyorsunuz.


~Amaril~


24 Ekim 2018 Çarşamba

ON KÜÇÜK ZENCİ – AGATHA CHRISTIE 



Merhaba :)

Agatha Christie’nin en ünlü romanını bitirdim. Klasik Christie romanı gibiydi ama bir yandan da değildi. Çok ilginçti gerçekten. Sürükleyici, akıcı ve heyecanlıydı.

10 kişi Zenci Ada'sına davet edilir. Hepsi aynı gün oraya gider. Zenci Adasının sahipleri ortaya çıkmaz. Olay bu 10 kişi etrafında döner. Gayet güzel karşılanırlar yemeklerini yerler. Birbirlerini tanımaya çalışırlarken bir ses duyarlar. Tüm kişilerin belli tarihlerde öldürdüğü insanların isimlerini söyler ses. Tabii hepsi panik olur sesin kaynağını ararlar. Gramofondan gelen bir kayıttır.

İlk gün hizmetçinin karısı ölür. Uykusundan uyanmaz. İlginç olan diğer şey de masanın üstünde duran 10 küçük zenci biblosundan 1 eksilmiştir. Bu detaya bayıldım. Ölen kişiler oldukça biblo sayısı azalıyordu. Diğer ilginç olansa her odada On Küçük Zenci şiirinin olması ve olayların şiirdeki sıraya göre olmasıydı.

Adada kalmalarının nedeni ise fırtına yüzünden onları adaya getiren teknenin gelememesi. Hem kötü hava koşulları hem de çorak bir adada katille baş başa olmaları insanları çok rahatsız eder. Karakterler ise gerçekten tuhaf kişiliklere sahipti. Bir yargıç, öğretmen, ordudan ayrılmış yüzbaşı, yaşlı dindar bir kadın , emekli general, doktor, genç serüvenci, eski polis , uşak ve karısı kitabın karakterleriydi.

Birkaç kişi tüm zorlukları göze alıp adayı karış karış ararlar. Saklanılacak her yere girerler  ancak katil bulunamaz. Olayları ele alıp yorumlayan ve tecrübeli bilgisiyle herkesi bir mahkemedeymiş gibi dinleyen eski yargıç katilin içlerinden biri olduğunu söyleyince işler iyice karışır...


Oldukça çok karakterli, bir adaya mahsur kalmışlık, soğukkanlı bir katil ve fırtına dolu bir kitap okuyacaksınız. Mutlaka bir şans verin. Polisiyeyi seven biri zaten zekice kurgulanmış bu kitaba bayılır. Polisiye sevmeyen bile sevebilir. Ben şahsen bir adada geçen kitaplara bayılıyorum. Belli bir mekana mahsur kalınmış olan kitaplara bayılıyorum aslında.  Çünkü işler hem çok zor hem de kolay. Mesela Christie'nin Doğu Ekspresinde geçen kitabı da çok güzeldi. Çünkü belli bir mekanda katille sıkışıp kalan insanların psikolojilerini incelemek harika bir şey. Polisiyede aranan her şey var nerdeyse.

Zaman geçtikçe ve katille bir arada olduklarını bildikleri için insanlıklarından uzaklaşmaya başlıyor karakterlerimiz. Yazar burayı hayvanlaşan insanlar olarak tanımlamış. Hem kimseye bir şey olmaması hem de hep tetikte olmak için bir arada kalıyorlar. İçlerinden biri katil. Birbirlerine hem çok muhtaçlar hem de herkesten şüpheleniyorlar. Bu yüzden de zamanla nazikliklerini ve diğer insanî özelliklerini yitirmeye başlıyorlar. Direk psikoloji kitabını okumak herkese  sıkıcı gelebilir ama böyle muhteşem kurguların içinde insan psikolojisinin ilerleyişini görmek kitaba daha da bağlanmayı sağlıyor.

Kitabı okurken düşündüm. İnsanlık hali ne de olsa. İstemeden bile birilerinin hayatının bitişine sebep olabiliriz. Bu yüzden bizi birilerinin yargılaması yani adalet önünde değil de kendini Tanrı gibi hisseden birinin önünde yargılanmak ne derece doğru? Veya isteyerek katil olsak bile bu ne kadar doğru ki? Adaletin ulaşamadığı şeyleri birilerinin düzeltmeye çalışması sizce nasıl bir şey? Düzeltmek derken katili öldürmek manasında yani. Aslında Agatha o adadaki herkesin katil olmasını ama sadece bir kişinin kendini Tanrı gibi düşünüp onları cezalandırmaya çalışmasını anlatmış. Zamanla en düzgün insanın bile kendini üstün görüp kötü yola gitmesini anlatmış  .
İnsan ilginç bir varlık. Kendini üstün görmesi gerçekten kötü şeylere sebep olabiliyor. Bir kişi katil de olsa onun canına kıymak bana göre yanlış. Allah'ın verdiği canı kimse alamaz. Almaya hakkı yok kimsenin.

Muhteşem kurgulu bir kitap bu. Mutlaka okuyun derim. Herkese iyi günler :)

Çok beğendiğim alıntıları da bırakıyorum okumadan geçmeyin =)

~ALINTILAR~

🌴İnsanlar yalanlara gerçeklerden daha kolay inanır.

🌴Günahın daima seni izler bunu sakın unutma

🌴Şimdi ne demek istediğini anlıyorum yavrum. Evet, Örnekse Bay Lombard yirmi kişiyi ölüme terkedip kaçtığını kabul ediyor."
"Ama terkettikleri zenciymiş."
Emily Brent sert bir sesle Vera'nın sözünü kesti.
“Derisi ne renk olursa olsun herkes insandır. Bütün insanlar kardeştir.”

🌴Ve bir deli en akla gelmedik şeyleri yapabilir. Bir akıllıdan en az iki kat kurnazdır deliler.

🌴Deniz ve tam bir sessizlik... İşte buna ihtiyacı vardı.

🌴Bu devirde insanlar çok çabuk unutuluyordu.

🌴Manyak canilerin çoğu sessiz sedasız tiplerdir, insanda böyle şeyler yapmayacakmış izlenimini uyandırırlar

🌴Biz ölümlüler yaşamla ölümü ayıran bir çizgi
üzerinde yaşamaktayız

🌴Yazımı bitireceğim ve bir şişeye koyup ağzını sıkıca kapayıp mühürledikten sonra denize atacağım.
Niçin?
Evet niçin? Daima kimsenin içinden çıkaramayacağı esrarengiz bir cinayet işlemeyi arzu edip durmuştum. Fakat şimdi şunu anlamış bulunuyorum ki, hiçbir sanatkar şaheserini sadece kendi görerek tatmin olamaz. Sanatkarı asil tatmin eden şey eseri değil, onun meydana getirdiği taktir ve alkışlardır.
Bütün insanlar önünde şunu itiraf ediyorum ki, ben de ne kadar zeki ve kurnaz olduğumun herkes tarafından taktir edilmesini isteyen bir zavallıyım...

🌴Huzur buna derler... Gerçek huzur. Her şeyin sonuna gelmiş olmak... Yaşamayı sürdürmek zorunda olmamak... Evet, gerçek huzur budur."

🌴Bazıları ölümü o kadar düşünmezlerdi ki, sonunda kendi canlarına kıyarlardı.

🌴Görmüyor musun? Hayvanat bahçesi ada!.. Hayvanlar bizleriz!.. Dün geceden beri insanlıktan çıktık hepimiz!.. Hayvanat bahçesi, burası!.."

🌴Adaların büyülü bir yanı vardı. Ada sözcüğü bir bakıma insanın dünyayla bağlantısının kesildiği anlamına gelirdi. Ada başlı başına bir dünya demekti. Belki de insanın bir daha hiç geri dönemeyeceği ayrı bir dünya.

🌴Artık nezaketi bir yana bırakmışlardı. Kendilerini korumak için birbirlerine garip bir biçimde kenetlenmiş beş düşmandılar sanki. Hepsi insanlıktan çıkmıştı artık. Gittikçe canavarlaşmaktaydılar.

21 Ekim 2018 Pazar

KENDİNE AİT BİR ODA – VIRGIANA WOOLF



KİTAP TANITIMI:

Edebiyat dünyasının feminist bir makalesi olarak adlandırılan Kendine Ait Bir Oda, kadın hareketinin elinden düşürmediği önemli kitaplardan biri olmayı başarıyor. Erkeklerin kadınlara uyguladığı baskının ve her zaman süre gelen “Eşitlik” tartışmasının cevabını tarihten alıntılar yaparak yanıtlıyor.

“Kadın ve edebiyat” arasındaki bağlantıyı kurmaca bir yazıyla ve karakterleriyle anlatan Woolf, kadınların neden daha az şiir yazdığını veya neden erkekler kadar yaratıcı olamadığını anlattığı eserinde, tarihsel süreç içerisinde kadının toplumdaki yerini de ele alıyor. Kadınların dünyasına dair ilginç tespitleri, farklı bakış açılarını içeren eserinde Woolf, odasındaki duvarı verdiği cevaplarla örmeye çalışıyor ve şöyle sesleniyor kadınlara: “Para kazanın, kendinize ait ayrı bir oda ve boş zaman yaratın. Ve yazın, erkekler ne der diye düşünmeden yazın!”

KİTAP YORUMUM:


Merhaba bugün sizlere Virgiana Woolf'un feminizm temalı önemli bir kitabını tanıtacağım. Çoğu kişi feminizmi erkek düşmanlığı olarak biliyor ama aslında alakası yok. Her iki cinsiyette eşittir,eştir. Kitabi okuyunca fark ettim ki 1929 yılında yazılmış bu kitapta da günümüzde de kadına bakış açısı aynı. Ne kadar çabalasak da kadınlara gereken önem verilmiyor. Tek değeri ev hanımlığı ve çocuk doğurmak olarak geçiyor. Ancak kadınların da duyguları, düşünceleri ve kendine ait bir yaşamları var. Ne isterlerse yapabilirler ama kadınlara engel oluyor birçok şey.

 Woolf diyor ki erkekler gibi kadınlar da yazar olabilir. Ancak kendine ait bir odası ve parası olmalı. Kendine ait bir odası olmalı çünkü özgürlüğünü yaşayacak bir ortama ihtiyacı var. Parası olmalı çünkü kimseye bağımlı olmadan yazmalı ve kitap çıkarabilmeli. Değindiği birçok konu ve önemli yazarlarin isimleri görüşleri var kitapta. Herkesin okuması gereken kitaplardan. Sonlara doğru biraz sıkıldım açıkçası. Çünkü bahsedilen yazarların  ve fikirlerin çoğunu bilmediğimden konuya hakim olamadım. Yıllar sonra tekrar okuyacağım belki daha iyi anlarım. Kitabın kapanış konuşması da güzeldi bence. .

Kadınların erkeklerin yaptığı şeyleri yapması hâlâ bazı çevreler tarafından çok uygunsuz görülüyor. Kadınlar çocuk sahibi de olabilir kariyer sahibi de. Seçtiği mesleğe, giyimine, yediği yemeğe göre bile yargılayan var. Her yaptığı olay olurken nasıl özgür bir birey olabilir ki kadınlar?

Bazilari da feminizmi savunurken yanlış yapıyor mesela. Onlari da unutmamak gerek. Allahın kadınlara bahşettiği en kutsal özellik olan doğurmayı ve annelik duygusunu bile kölelik olarak görenler var. Hemşirelik okuyorum biliyorsunuz. Anatomide kadınların leğen kemiklerinin erkeklere nazaran daha geniş olması doğum yapabilmeleri için. Insanların temel içgüdüsü üremek ve bunu gerçekleştirmek için de kadınların vücudunu Allah mükemmel yaratmış. Bunu nasıl kölelik olarak görebilirler ki? Bir kadının kendi doğurduğu çocuğa bakması veya sevdiği erkeğe yemek yapmasi nasıl kölelik olabilir? Böyle düşünenleri hiç sevmiyorum. Tamam evlenince herkesin kendine göre görevleri olmali yoksa hayat geçmez. Erkek de kadın da gereken yerde birbirlerine yardımcı olmali. Çünkü iki cinsiyetinde olması gerek. Allah bizi eş olarak yaratmış. Bu zamanda bile hâlâ bunu anlamak istemeyenler var.

Kuzenim sosyal hizmetler okuyor. Sosyoloji hocası Feminizmin ne olduğunu bilmiyor daha. Düşünün ülkede en açık fikirli olması gereken öğretmenler bile feminizmi yanlış biliyor. Kötü bir şey sanıyor.

Kendisine sadece iş yapması, erkeğe hizmet etmesi ve çocuk doğurması için bakılan bir kadın nasil yazar olabilir ki? Woolf bunlari eleştirmiş işte. O yıllarda böylesine düşünen ve fikirlerinin arkasında duran bir kadın olmak büyük cesaret. Woolf'a teyzesinden miras kaldığı için nasıl yaşayacağını  dert etmeden kitap yazabiliyor. Kendi parası olduğu için kendini güvende hissediyor. Hatta bir yerde diyor ki bana verilen oy hakkından daha önemli para. Bu nokta çok dikkate değer bence.

J.K.Rowling bile yaşadığı yerde kadınların kitap yazmasına alay edenler olduğu için ismini kısaltıp erkek ismi gibi gösterip yazmış ünlü Harry Potter'ı. Sonradan kitap beğenilince kadın olduğu ortaya çıkıyor ve herkes şaşırıyor tabii.

Yani kadınların çok fazla uğraşı olduğu ve değer verilmediği için yazar olması çok zor. Bunu başarıp ortaya harika eserler çıkaran kadınları tebrik etmek gerek. Bugün bile halâ kitap yazmak kadınlar için saçma görülüyor  tıpkı 1929 yılındaki Woolf'un dünyasındaki gibi...

Kitap üstünde düşünülmesi gereken çok önemli şeylerden bahsediyor. Virgiana Woolf'un bu denemesini mutlaka okuyun diyorum ve iyi pazarlar diliyorum herkese =)

~ALINTILAR~

🍁 "Bir kadın kurmaca yazacaksa parası ve kendine ait bir odası olmalıdır. "

🍁"Herhangi bir sınıfı ya da cinsiyeti bir bütün halinde suçlamak saçmaydı. Büyük insan toplulukları yaptıklarından hiçbir zaman sorumlu değildir. Kontrollerinde olmayan içgüdülerle hareket ederler. "

🍁"Yaratıcılık alanında kadın en önemli yere sahiptir, gerçekte ise tamamen ehemmiyetsiz."

🍁Sizi bir odaya kapattıklarını düşünün. Elinizi, kolunuzu, ayaklarınızı bağlamışlar. Odada sizden başka hiç kimse yok. Birçok şeyi yapmanıza engel olan bu kısıtlama sadece ve sadece düşüncelerinize gem vuramaz. Hangi şartlarda olursanız olun, en kötü işkencelere maruz kalsanız dahi düşünme özgürlüğünüze hiç kimse mani olamaz. Yaşadığınız sürece dur durak bilmeden düşünürsünüz. Düşünme yeteneğinin karşısında ne silah, ne kilit, ne de en ağır cezalar durabilir.

🍁En iyi yetişmiş kadınlar, zihinleri en uygar olandır"

🍁*Kadınlar aşırıdır, erkeklerden ya daha iyi ya daha kötüdür

🍁Bir yıl içinde kadınlarla ilgili kaç kitap yazıldığına dair herhangi bir fikriniz var mı? Bunlardan kaçının erkekler tarafından yazıldığına dair herhangi bir fikriniz var mı?

🍁Böylece sizden para kazanıp kendinize ait bir odanız olmasını isterken, gerçeklik içinde yaşamanızı istiyorum, onu aktarabilseniz de aktaramasanız da zinde bir hayat olacaktır bu

🍁“İsterseniz kütüphanelerinizi kilitleyin ama zihnimin özgürlüğünü kilitleyebileceğiniz hiçbir kapı, kilit, sürgü yoktur.”

🍁“Gerçekten de bu kadar çok şiir yazıp hiçbirini imzalamayan “Anonim” in çoğu zaman bir kadın olduğunu tahmin etme cüretinde bulunurum.”

🍁Kişi iyi bir yemek yememişse, iyi düşünemez, iyi sevemez, iyi uyuyamaz.

3 Ekim 2018 Çarşamba

1.ÇANKAYA KİTAP FUARI



Merhaba 😀

Bugün Çankaya Belediyesinin düzenlemiş olduğu kitap fuarina katıldım. Fuar Ankarada. Çağdaş Sanatlar Merkezinde. 5 kitap aldım. 1 tane de bez çanta aldim ama kuzenim istedi ona aldim. 35 yayinevi katılmıştı. Çok büyük degil ama 1.Çankaya kitap fuari icin gayet iyiydi bence. 5 ekime kadar devam edecek. Ankarada olanlar katılabilir. Evet aldıklarımın fiyatlarina gelelim simdi.
.
🍁Bir Kadının Yaşamından 24 Saat = 6 tl
🍁Zaman Makinesi = 9 tl
🍁İnsancıklar = 14 tl
🍁Yabancı = 12 tl olmasi lazim.
🍁On Küçük Zenci = 14 tl olmasi lazim.
🍁 Bez çanta = 10 tl
.
Son iki kitabin fiyatini tam hatirlamiyorum ama o civardadir galiba. Instagram hesabımdan da paylaştım.
Instagramdan da takip edebilirsiniz beni                        / @farkli.diyarlar / 😏
.
Evet fiyatlar iyiydi. Genelde %20 - %25 indirim vardi. Klasik kitaplarda yüzde 30 indirim olan yerlerde vardi. Hep merak ettiğim okumayi istediğim kitapları aldım. Mutluyum gayet güzel bir gündü. Uzun zamandır kitap alamıyordum. Fuar gezmek çok güzel oluyor cidden. Çankaya Belediyesi Başkanını ve emeği  geçenleri  de tebrik ederim böyle harika bir proje başlattıkları için. Umarım her yıl olur =)


Genel olarak değerlendirirsem bu yıl harika ibaşladı. Artık kültür etkinliklerine, gezmeye vaktim var. Yani üniversite hayatı cidden güzelmiş. Zorlayıcı evet ama yine de 2 yıl emek vermeme değmiş. Bilmeyenler için söylüyorum Ankara Üniversitesi Hemşirelik kazandım. 2 tane arkadaş edindim hatta bugün onlarla beraber gezdik fuarı :)

Üniversitemiz çok kapsamlı zaten. Ankara üninin bir sürü kültür etkinlikleri varmış uygun olduğumda onlara da katılacağım.

Son olarak kitap fiyatlarının çok artmasından dolayı uzun süre kitap alamayacağım. Ama büyük Ankara kitap fuarına kadar para biriktirip sahaflardan kitap almaya çalışacağım. O fuar için şimdiden heyecanlıyım =)

Herkese iyi ve bol kitaplı günler diliyorum :)
.
~Amaril~

1 Ekim 2018 Pazartesi

DİZİ YORUMU // HUMANS


humans wallpaper ile ilgili görsel sonucu
DİZİ TANITIMI:
Evinizin her ihtiyacını gideren robot-insanlar (Synth denilen androidler)  hayatınızın bir parçası olsaydı nasıl olurdu? Teknolojik ilerlemeyle robotlara bağımlı yaşamımızı, robotların gözünden izlemeye davet ediyor.

Oyuncular: Eva-Jane Willis, Emily Berrington, Gemma Chan
Sezon sayısı: 3 (4.sezon onayı aldı mı bilmiyorum ama bence alır.)
Toplam bölüm sayısı: 24
Tür: Bilimkurgu, Dram
Ä°lgili resim 
DİZİ YORUMUM:

Bu diziyi gerçekten çok seviyorum. Sizlere tanıtmayı hep istedim. Sınavım bitince bunu izleyip bitirmiştim ancak yazmak ve okumaktan yorulduğum için ara vermem gerekti. Hayalimdeki gibi çok dizi ve kitap yorumu yazamadım maalesef blogda. Şimdi hazır olun. Sizlere bilinçli robotlar hakkındaki en harika yapımlardan birini tanıtacağım elimden geldiğince. Şunu belirtmemde fayda var. Bu dizi Real Humans adlı diziden ilham alınarak yapılmış. Real Humansı izlemedim. İzlemeye değerse eğer bilenler yorum atarak bilgilendirin bizleri :)

Robot konusu çok klasik ama bu diziye bir şans verin. Farkı göreceksiniz. 

Yapay zeka, düşünebilen, insan gibi davranan robotlar, andreoidler veya bu dizideki adıyla sentetikler… Ne düşünüyorsunuz bu konuda? Lütfen aşağıya yorum bırakın çünkü merak ediyorum fikirlerinizi.

Dünya değişiyor. Teknoloji gelişiyor. 
İnsanlık ilerliyor evet ama ya insanlığı ilerlettiğimizi sanırken aslında her şeye hükmetmek isteyen bencil yaratıklar oluyorsak? Bunu düşündünüz mü hiç?

Ben şahsen yapay zekanın daha fazla ilerlemesini istemeyen bir insandım. Çünkü bilinçli robotlar insanlığı sona erdirebilecek düzeye gelirdi muhtemelen. Ama bu diziyi izlerken fark ettim ki asıl canavarlar insanlarmış. Evet yapay zekanın gelişmesinden yine korkuyorum. ama oturup düşündüğüm zaman insandan daha acımasız ve bencil bir varlığın olmadığını fark ettim. Biz insanların yaptığı düşünebilen makineler de bu şekilde bizim gibi olabilir ve biliyorum dizideki robotlar gibi olmaları düşük ihtimal.

Dizi Hawkins ailesinin ev işlerine ve çocuklara bakması için robot almaya gitmeleri ile başlıyor. 3 çocuklu bir aile bu. Anneleri Laura ilk başlarda sentetik almalarına çok karşı çıkıyor. Aldıkları sentetik güzeller güzeli Mia. Çoğu insan sentetiklerin çok güzel ve çok yakışıklı olmasından şikayetçi. Çünkü sentetiğe aşık olanlar olmuş ve aileler yıkılmış. Evet öyle bir dönem ki sentetikler ta en içlerine kadar yerleşmiş. Tabi sentetikleri her türlü iş için kullanıyorlar.

İlk başlarda var olan distopik dünyayı tanıyoruz. Mia’nın bazı davranışlarının klasik sentetiklerden farklı olduğunu anlıyoruz. Sonradan öğreniyoruz ki dünya üzerinde sayısı az olan bilinçli sentetikler var. Mia da onlardan biri :) Mia'yı anlatmama gerek yok. onu izleyerek tanıyın. ne kadar vicdanlı ve merhametli olduğunu göreceksiniz.

humans hawkins family ile ilgili görsel sonucu

Hawkins ailesinin iki kızları, bir oğulları var. Küçük kız Sophie, Mia ile çok derin bağ kuruyor. Mattie de ilginç birisi, onun da çok önemli rolü var. Laura ise avukat. Laura yoğun işli yüzünden çocuklarına gerekli vakti ayıramayan bir anne. Zaten bu yüzden sentetik alıyor babaları. Sonradan hepsi çok değişiyor. Dizi ilerledikçe karakterlerdeki önemli değişimleri görmek harika bir şeydi.

humans leo ile ilgili görsel sonucu

Leo Elster’in ne olduğunu ilk başta çok merak edeceksiniz. Öğrenince şaşıracağınıza eminim. Leo ; Max, Niska, Mia ‘nın koruyucusu. Mia ile yolları ayrılıyor. Hatta bir süre sonra hepsiyle yolu ayrılıyor. Ama dediğim gibi onlar hissedebiliyorlar ve birbirlerinden başka kimseleri olmadığını bildikleri için ne olursa olsun bir araya gelmeye çalışıyorlar. Onlar aile :)
humans karen ile ilgili görsel sonucu

Bunlardan ayrı  bir sentetik daha var. Karen . O polis. O durumda olduğu halde polis olması cidden çok ilginçti. Onun hikayesi de çok güzel. Gerçekten bu karakteri de çok seviyorum. Çok güçlü biri. 3.sezonda onunla ilgili çok şey oluyor. İzlerken gözlerinizin dolacağı çok sahnesi var. Tek başına yaşayan bir sentetik olmak çok zor. Diğerleri de çok mücadele veriyor ama Karen hep tek başınaydı. Tabii bir insan ona aşık oluyor sonrası gelişiyor. Kesinlikle izleyin  çok seveceksiniz bu karakteri.

Leo dediğim gibi liderleri. Sentetikleri gizli tutmaya ve bir arada olmaya çok dikkat ediyor. İşler hiç beklediği gibi olmayacak aşırı karışacak.

Niska çok sert görünen ama aslında çok duygusal biri. En kötü şeye maruz kalıyor. İnsanların en barbar olduğu sentetik genelevine düşüyor maalesef. Orda insanların ne kadar kötü olduğunu görünce insanlara düşman oluyor. Ama Hawkins ailesi her ne olursa olsun ona destek olmaya çalışıyorlar.

Max içlerinde en duygusal olan. Her zaman iyi düşünceli, kibar. Kendisine kötü davranılsa bile insanlara şans veren, bir arada huzurla yaşayacaklarını canı gönülden hisseden tek kişi belki de.

Dizi birde Odi adlı sentetiğe yoğunlaşıyor. Onun görevini de 3.sezonda çözeceksiniz. Odi de çok güzel bir sentetik. Hissetmediği halde ona bakan yaşlı adama çok güzel davranıyor. Yaşlı adam Odi’yi çocuğu gibi seviyor. Demiştim ya sentetikler ailelerin içine kadar girmiş durumda.

Bundan sonrası hızlı ilerliyor. Bilinçliler kendilerini diğer sentetiklerin arasına gizleyip öyle yaşıyorlar. Ancak bir süre sonra saklanamaz duruma geliyorlar. Ondan sonrası ise bilinçli sentetiklerin hayatta kalma savaşı, kendilerini insanlara kabul ettirmeleri…
Tabii insanlar asla kabul etmiyorlar onların tıpkı insanlar gibi hissedebildiğini, yaşadıklarını. Bütün bu olanları izlemek inanılmaz güzel. Tabii sentetiklere yapılanları izlerken çok duygulanabilirsiniz. Ben ilk sezonunu izlemiştim. Sonra 12.sınıfa başladım bir de dizinin iptal olduğunu öğrenmiştim ama ne olduysa dizi devam etmiş. Bunu bu yaz keşfettim ve hemen devam ettim. 2.sezon güzeldi. 3. Sezonda öyle. Aşırı sürükleyici, düşündürücü.

Ben dizilerde şu şeyi çok seviyorum. Distopik veya yaşanması imkan dahilinde olan olaylar yaşanırken bazı şeylerin günümüzle uyuşması, insanların psikolojik davranışları. Bunları izlemek keyif veriyor. Mesela gerçekte böyle sentetikler olsaydı elbette insanlar karşı çıkacak, onların da hissedebildiklerini, acı çekebileceklerini, sevebileceklerini kabul etmeyecekler. Sentetiklere zulmedecekler. Dünyaya geliş şekli, yemek yemeyip şarj olmaları farklı olsa da onlar da hisseden varlıklar. Yani bu onları canlı kılıyor. Düşünüp hissedebiliyorlar. O zaman onlara şiddet gösteren, cinsel istismarda bulunanlar suçlu sayılmalı. Ama asla öyle olmuyor. En başta dediğim gibi insanlar bencil. Kendimizi çok üstün görüyoruz, her şeye hükmedebileceğimizi sanıyoruz.

Sentetikler gerçekten çok fazla mücadele veriyor. Onların bu mücadelesini mutlaka izlemelisiniz. Bazı şeylere bakış açınız değişecektir. Aslında anlıyoruz ki asıl robot olan biziz. Merhametsiz ve bencil oluyoruz. Diziyi izleyince ne demeye çalıştığımı anlayacaksınız.

Hawkins ailesi sentetiklerin bilinçli olduğunu öğrenince bu başrollere aşırı destek oldular. Laura çok fazla geliştirdi kendini. 3.sezonda sentetiklerin hakları olması gerektiğini savundu mesleğine ve ailesine zarar verse bile.

humans ile ilgili görsel sonucu
Dizi gerçekten çok güzel ama çok kısa ya :(

Dizinin adının İnsanlar olması çok manidar bence. İzledikçe daha iyi anladım neden robot denilmediğini. İzlerken anlıyoruz ki asıl robot biziz. Robotlar bizden daha insan.

Dizide çok fazla düşündüren yerler var. Bu olanlar gerçekte olsa biz ne yapardık diye. Dizide sentetiklere yapılanların çoğu gerçekleşirdi, daha kötüsü bile olurdu bence.

3.sezon finali muhteşemdi. İzlerken hep duygusaldım ve sonunda bittiğinde bile uzun süre ağladım. Ağlamamın sebebi tüm bu olanlar gerçek olsa insanlar çok vahşi olurlardı diye fark etmem. Böyle bencil bir ırkın kendileri haricindeki her şeye sahip olmak istemesi, hayvanlara doğaya sürekli zarar vermesi… Yani belki bilinçli sentetikler yok ama insanlar her zaman en iğrenç şeyleri doğaya ve hayvanlara yapıyor. O kadar vicdansız davranıyorlar ki. İnsan olmak çok tuhaf. İyi veya kötü olmak , irademizin sonucu. İyi olmak, iyi kalabilmek çok zor. Duyarsızlaşıyoruz, aile bağımız, sevgimiz azalıyor teknoloji ilerledikçe. Kötü olmaksa çok kolay. Tek kendini düşünmek ve diğer herkese kötü davranmak evet bu çok rahat yapılan bir şey.

Temennim şu : Eğer bir gün insanlık gelişirse, evrimleşirse, bilinçli robotlar yapılırsa dizideki gibi vahşi olmayalım. Kendimiz dışındaki her şeyi küçümsemeyelim. Bu dünya bizim için var evet ama bu ona sahip olup zarar vereceğimizi göstermez.

Bu arada yanlış anlaşılma olmasın. Benim inancıma göre Allahtan başka kimse bir ruhu  yaratamaz. Ancak bildiğiniz gibi bir robot yapıldı bile. Yakında tamamen insan davranışını taklit eden yani hisleri varmış gibi hareket edenler de yapılacaktır. Onlara kötü şekilde davranmaya hakkımızın olmadığını anlatmaya çalışıyorum. Onları yapan insanlarken, onlara yaşayacakları hayatı zehir etmek çok saçma olurdu. Ya hiç yapılmasın yapılırsa da onların vücutlarına kolayca zarar vermek yasaklansın. Eğer insanlar onlara zarar vermeye başlarsa gittikçe sapkınlaşıp gerçek insanlara da kötü şeyler yapacaktır...
***
***

!!!SPOİLER!!!
Mia’nın 3.sezon finalindeki yaptığı o muhteşem davranış, o konuşması, insanlara ellerini uzatarak barış demeye devam etmesi, insanların onu dövmesine izin vermesi, gerçekten çok içime dokundu. Her şeye rağmen tüm kameraların önünde ellerini uzatıp barış istiyoruz demesi, kendini feda etmesi takdire şayan.

İnsanlarsa onun bu takdir edilmesi gereken naif ve merhametli davranışına şiddetle karşılık verdi. Mia isteseydi güç kullanabilirdi ama yapmadı. O herkese örnek oldu. Sentetiklerin barış yanlısı olmasına dikkat çekti. O kadar mükemmel bir karakter ki. 3.sezonda onun tek başına mücadelesi dikkate değerdi cidden.


26 Eylül 2018 Çarşamba

DİZİ YORUMUM // SALVATION


SALVATİON ile ilgili görsel sonucu

DİZİ TANITIMI:

MIT lisansüstü öğrencisi Liam ve teknoloji milyarderi Darius Tanz, düşük seviyeli bir Pentagon yetkilisine şaşırtıcı bir bulgu getirir. İddialarına göre bir asteroidin dünyaya çarpmasına sadece 6 ay vardır. Liam ve Darius'un ekibi gezegeni kurtarmak için gizli bir proje başlatmaya karar verirler.

Oyuncular: Santiago Cabrera, Jennifer Finnigan, Charlie Rowe
Sezon sayısı: 2
Toplam bölüm: 26
Türü: Bilimkurgu, Gerilim, Drama

DİZİ YORUMUM:

Merhaba :)

Bugün sizlere geçen yıldan beri takip ettiğim bilimkurgu dizisini tanıtacağım. Salvation Kurtuluş demek. İsmi de çok uyumlu çünkü dünyaya doğru bir asteroit  geliyor ve dünyaya çarptığında tüm hayatı bitirecek büyüklükte.

Bundan kurtulmaları için sadece 6 ayları vardır. MIT öğrencisi Liam yaptığı bir uygulamayla bu asteroidi keşfeder ve hemen yetkililere gider. Milyarder bilim adamı Darius Tanz asteroiti durdurmaları için proje yapan bir ekip kurar ve tüm enerjisini buna yöneltir. Buraya kadar klasik kıyamet senaryosu evet ama bundan sonrası politikleşiyor. ABD hükümeti bu olayı gizli tutuyor ve olaylar karışıyor elbette.
Tanz ve Liam gerçekten çok zeki adamlar. Dünyayı kurtarmak için her şeyi yapabilecek, sınır tanımayan, bilim aşığı tipler.

Hükümet devreye girince Savunma Bakanlığı Halkla İlişkiler sorumlusu Grace Darrow, Savunma Bakan Vekili Harris Edwards ve başkan da katılıyor. Her şey gizliyken sadece astreoiti durdurmaya odaklanan bir hükümet ve Tanz endüstrisi vardı. Sonradan gerçek ortaya çıkınca kaos yaşandı.

Her zaman kıyamet sonrası diziler yapılır. Kıyamet öncesinde olan olaylar geçiştirilir. Buradaysa tam tersi önceye odaklanılmış. Ben sevdim. Dünya yok olma tehlikesiyle karşılaşınca insanlar ve devletler panik olur. İnsanlar kavga eder, devletler füze atar. Her şeyi yok edebilecek bir şey varken bile iç savaş çıkar resmen tüm dünyada. Rusya ve ABD savaş eşiğindedir. Üstelik Direniş adlı bir terörist hacker grubu ortaya çıkar. Bundan sonra uzun süre politikaya odaklanır dizi. Ama 2.sezon sonuna doğru bilimkurguyu hissetmeye başlarsınız.

SALVATİON ile ilgili görsel sonucu

 İlk sezonu çok beğendim. 2.sezonda genel olarak politik olaylar, kaos ve savaş vardı. Bazıları sıkılmış, dizinin aslından uzaklaşılmış olduğunu ifade etmiş ama bence böyle olması gerekliydi. Çünkü düşündüğüm zaman eğer gerçekte dünya yok olacak hale gelse tıpkı bu dizideki gibi olurdu. İnsanlar aptal gibi birbirlerine girerdi. Devletler çatışırdı. Dünyayı kurtarmaya çalışan ufak bir grup olurdu ama kurtarılma şansımız bence çok düşük olurdu. Yani demek istediğim bütün bu asteroid meselesi veya herhangi yok oluş tehlikesi gerçek olsa tüm dünya birbirine girerdi. Teknolojisi iyi olanlar sadece kendini kurtarırdı. Bizim gibi ülkeler de ilk ölen olurdu muhtemelen. Biliyorsunuz ki uzay araştırmalarında hiç de iyi durumda değiliz. Her neyse ben bu diziyi sevdim çünkü olabilecek bir senaryoydu. Gerçekte olsa hemen hemen aynı  şeyler olurdu. 

İnsan gerçekten ilginç bir varlık. Ölmeleri neredeyse kesinken bile öncesinde kendilerine hayatı zehretmek için yapmadıkları şey yok. Bu dizide devletlerin çatışmalarına ve diğer terör olaylarına odaklanılmasının sebebi her şeyin devlete bağlı olması. İnsanlar kendi arasında da kaos yaşıyor ama bir süre sonra olanları kabullenip hayatlarına devam ederlerdi. Devletler ise asteroit gelmeden önce bile birbirlerini yok etmek için her şeyi yapar. Dünya sistemi ne yazık ki böyle. İnsanlar her şeyi kolayca unutuyor, kolayca manipüle ediliyor.

Tamam politika, kaos, füze atımları var elbette ama bilimle ilgili şeyler asla az değil. Yeterince bilimsel şey vardı. Belki bazıları mantığa uymayabilir ama bir dizi için yeterli yani. Daha ne olsun.

Tek sevmediğim şey ABD propagandasının çok yapılması. Aslında hakları var çünkü cidden efsane diziler yapıyorlar ama her dizide bunlar olunca insana artık gına geliyor.
Grace ve Harris’in ilk başlarda yasak bir ilişkisi vardı. Sonradan uzaklaştılar. Grace ve Darius yakınlaştı. İki adam da iyi bayağı ama ben Darius’u tutuyorum ahahsdhd
Liam da yazar birisini buldu. O kızda iyi birisi. Darius’a da çok yardımı dokunuyor.

SALVATİON DİZİ ile ilgili görsel sonucu

Darius gerçekten muhteşem bir adam. Kafasına eseni yapıyor. Parası çok fazla. İnsanlar onu seviyor. Bilime dair bilgisi de ileri derecede. Astreoiti durdurmak için elinden geleni yapıyor. Biraz çok bilmiş ve egoist görünebilir ama cidden çok fedakar birisi. Ayrıca çok havalı. Birazcık spoiler versem mi acabaaa : ilerde ABD Başbakanı olacak!
SALVATİON GRACE ile ilgili görsel sonucu
Grace’i de çok beğeniyorum. Çok güzel, naif ve hitabı iyi bir kadın. Tüm bu zorlu zamanlarda en çok sıkıntıyı çeken insanlarla yüzleşen, özel hayatı en fazla karışanlardan  birisi.
salvation KESİTLERİ ile ilgili görsel sonucu
Direniş adlı hacker grubu ortalığı fena karıştıracak ama aynı zamanda birleştirecek de. Onların ne olduğunu çok merak edeceksiniz ama neyseki 2.sezonda kafamızdaki soru işareti biraz azaldı.
SALVATİON GRACE ile ilgili görsel sonucu
2.sezonda da Liam’ın sevgilisi bir tarikata katılıyor. İnsanlara değiştiremedikleri şeyleri kabul etmeleri gerektiğini öğütleyen bir tarikat. Bu da çok tuhaftı yani. İzleyince görürsünüz.

2.sezonu bitirmeyi bekledim yorum yazabilmek için. 2.sezonun sonu da olması gerektiği gibi bitti. Başka türlü olsa herkes ölürdü kesin. Bence böylece bilimkurguya daha çok dalacağız. Öyle umut ediyorum.

Boş vaktinizde sizi sürükleyecek harika bir dizi izlemek istiyorsanız kaçırmayın :)
Çok yüksek beklentilerle başlamayın. Siyasi komploları ve kıyamet senaryolarını seviyorsanız kaçırmayın diziyi.

-AMARİL-


30 Ağustos 2018 Perşembe

ÇOK BİLİNMEYEN GÜZEL KİTAP SERİLERİ


Merhaba bugün blogumda yeni bir şeye başlayacağım. Yeni seriler keşfettikçe buraya ekleyeceğim. Aynı şekilde sizin de okuduğunuz ve popüler olmayan güzel seriler varsa yorumda belirtin. Bu arada yaptığım sıra en güzelden kötüye falan değil. Her biri çok güzel. Ben sırayı aklıma gelme sırasına ve okuma sırama göre yapiyorum.

1) LORİEN EFSANELERİ – PITTACUS LORE
Bu seriyi kütüphaneden bulduk arkadaşlarımla. Sonradan 3.kitabının çıkması çok uzun sürdü. Seriyi toptan alıp baştan okumayı da çok istiyordum çünkü yıllar önce okudum ilk iki kitabını. Bir gün markette 10 tl ye ikinci kitabını görünce hemen aldım. Sonra Okuoku sağ olsun bir indirim yaptı. Diğer iki kitabı da onar liraya aldım. Tek sıkıntı seri pek bilinmediği için yayınevi diğer kitapları çevirmiyor. Artemis yayınları lütfen artık seriyi tamamen çevirip bitirin. Okuoku sayesinde bilinme seviyesi de yükseldi. Fiyati cok uygun olduğu için millet aldı daha neyi bekliyorsunuz seriyi çevirmek için? =)


Seri 7 kitaptan oluşuyor. Bazı ekler var onlardan biri 2.kitabin icine koyulmuş. Seri çevrilirse yine bu şekilde yaparlar ve daha az kitap çıkartırlar.


Seri ile ilgili ilginç olan şey yazari. Yazar bilinmiyor. Kendini hiç göstermemiş. Kitabin başında bir tanıtım var ama seri ile ilgili bir şey. Onu okuyunca kitap daha da gerçek duruyor. Sanki tüm olanlar gerçekmiş gibi hissediyorsunuz.

2) PERG EFSANELERİ – BARIŞ MÜSTECAPLIOĞLU
Muhteşem bir Türk fantastik serisi. Her kitabını beğenerek okudum. Sadece son kitabını okuyamadım. Bu seriyi de kütüphaneden buldum yıllar önce. Bir gün mutlaka kütüphaneme ekleyeceğim. Fantastik ama sevgiye, dostluğa, fedakarlığa dair çok güzel dersler veren bir seri. O muhteşem fantastik evrende yaşanılması gereken mutlulukları acıları çok iyi anlatmış yazar. Hayranım bu seriye. Yan serisi de var. Şamanlar Diyarı . Daha onu okuyamadım ama elbet okurum. Perg efsaneleri 4 kitap. Şamanlar Diyarı 3 kitap.


3) EVRENİN ÖTESİ SERİSİ – BETH REVIS
Kitapların hepsini 9 veya 10 ar liraya aldım kitapçıdan. Bu seri de pek bilinmiyor. Kitap kapaklari yüzünden ergen aşk klişesi sanıyorlar bende öyle sandıydım. Konusunu okuyunca ilk kitabi aldım ve sonra sınav döneminde olmama rağmen gidip diğerlerini de okudum. Harika bir distopya serisi. Konusu güzel. Yazarin dili de akıcı. Karakterler olaylar muhteşem. Bence gidip okuyun. Okuoku da yine indirime giren serilerden biriydi. Bu kitapları da tekrar okuyacağım ve her birinin tek tek yorumunu yapacağım sadece 3 kitap zaten. Konusunu anlatamam okuyarak anlarsınız. Harika bir seri cidden bana güvenin distopya okuyuculari.

4) LEKELİLER SERİSİ – SARAH DALTON
Bu seriyi de yeni buldum sayılır. Harika bir distopya. Sadece 3 kitap. Fazla bilinmiyor. Ilk kitabını alıp okudum. Bayağı ilginçti. Hatta yorumunu da yazdim geçenlerde bloğumda arayıp bulabilirsiniz. Okuokuda indirime girdiğini görünce devam kitaplarını da alabildim hemen. Şu an son kitabını okuyorum onun da yorumunu yazarim bitirince. Klonlar ve normal insanların lekeli olduğu bir dünyadaki yaşam savaşını anlatıyor.

5) YOKLAR SERİSİ – MİCHAEL GRANT
Bu serinin henüz ilk kitabını okudum. Setinin tüm kitapları ciltli. Pahalı geldiği için alamadım. Malum öğrenciyiz. Keşke daha ucuz olsa tüm kitaplar. Okuokuda indirime girince 3 kitabını aldım ama seri sırasına göre degil. O yüzden sadece ilk kitabını okuyabildim. Neyse bir gün tamamlayıp okurum. Konusu çok ilgi çekici. Baş karakterleri küçük çocuklar. Küçük çocuklar çeşitli güçler kazanıyor ve tüm büyükler ortadan kayboluyor. Farklı bir şeyler okumak isterseniz tam size göre.

6) MULTIVERSUM SERİSİ – LEONARDO PATRIGNANI
Telepati ve Hafızayı okudum. Korsan almak zorunda kaldığım kitaplar. Maalesef Pegasus çok pahalı. Hiçbir kitabını orjinal alamıyorum. Korsan da almıyorum uzun zamandır. Pegasusa karşı çok sinirliyim. Bizi bu güzel serilerden mahrum bırakıyor. Her kitabı aşırı pahalı.

Konusu paralel dünyalar . Birbiriyle telepatik ilişki kuran gençlerin maceralarıni anlatıyor. Hiçbir şey göründüğü gibi değil. Şaşkınlıkla okuduğumu hatırlıyorum. Seriyi alabilecek durumdaysanız bir şans verin derim. Çok başarılı bir seri çünkü.



Devamı gelecek ve sizde fazla bilinmeyen ama muhteşem konulu kitap serilerini yazabilirsiniz. Gmaili girmeyenler adsız seçeneğini seçerek yorum atsın lütfen =) 
Böylece hem ben hemde başkaları farklı diyarlar keşfederiz. 

27 Ağustos 2018 Pazartesi

GÖRÜNMEZ ADAM – H.G. WELLS


Bilimkurgunun kültlerinden birisi olan Görünmez Adam kitabını yorumlamayı çok istedim. Belki bu konudan sıkılmışsınızdır görünmezliğin işlendiği onca kitap ve filmler var. Ama bu kitap çok eski zamanda yazılmış ve müthiş bir zeka sonucu ortaya çıkmış. Görünmezliği mantıklı açıklayan ilk kitap sanırım.

H.G.Wells'in okuduğum ilk kitabı ve kesinlikle son olmayacak =)

Bir bilim insanı yıllarca deneyler yapıyor görünmezliği bulmaya çalışıyor. En sonunda buluyor. Bunu tüm dünyaya yaymadan önce kendi üstünde deniyor / denemek zorunda kalıyor. En başta sadece bilim tutkusuyla başlayan bu macera sonradan insanlık dışı bir şeye dönüşüyor. Wells bile Görünmez Adami bize sevdirmeye çalışmıyor daha çok onu eleştiriyor ve yermeye çalışıyor. Bu çok garipti. Görünmez Adamı kimse anlamaya çalışmıyor çünkü insanlar bilmediğinden korkar. Özellikle görmediği ama sesini duyduklarından. Herkes ona zarar vermeye çalışıyor arkadaşı bile.


İlk başta Görünmez Adam yapacağı harika şeyleri düşünerek çok daha tutkulu bir halde oluyor ama sonradan acı gerçekleri fark ediyor. Soğuk bir kış gününde hem de kar yağarken çıplak bir halde dolaşmak çok zor. Kar birikintisi üzerini kaplarsa varlığı ortaya çıkar. Çamura basarsa ayak izi bırakır ve çocuklar fark eder. Yemek yerse sindirmeden insan içine çıkamaz çünkü yemekler görünür haldedir. Görünmez olunca kiralık evini de kaybetmek zorunda kaldığı için kış gününde yatacak yer bulmak çok zor olur. Böyle iğrenç durumlar onu insanların gelip gitmediği Iping kasabasına yönlendirir. Üstüne bir palto giyer. Yüzünün tamamına sargı bezleri, takma burun ve kocaman gözlükler yerleştirerek kasabaya gelir. Bu esrarengiz yabancıyı hiç misafiri olmayan han sahipleri şaşkınlıkla karşılar. Bu adam uzun süre gözlerden uzakta yaşar ama işte insanlar merak etmeden duramaz. Bu adamı rahat bırakmazlar. Oysa tek istediği parasını ödediği odasında kimseyi görmeden huzurla çalışıp deneyi tersine çevirecek bir yol bulmaktır.

Olaylar karışır bir numaralı aranan adam olur tuzaklar kurulur. Böyle bir durumda Görünmez Adam insanlara zarar vermek zorunda kalır. Kimse onu umursamaz zaten hayvandan daha beter davranirlar ona. Ne kadar kötü şeyler yapsa da ben empati kurabildim Görünmez Adamla. Evet çok fena şeyler yaptı. Ama o iyi şeyler hayal ederek başlamıştı ve kimseye güvenemediği bir duruma düşünce, herkes ona karşı cephe alınca ne yapabilirdi ki başka? Hangimiz görünmezlik kazanınca insanlık dışı davranmayız ki? Vücudumuzu göremeyince, insan gibi rahatça uyuyup yaşamayınca, yemek yiyemeyince hangimiz insan kalabiliriz?

Insanlar bilmediği şeyden korkar. Görmediğinden daha fazla. Bunu çok iyi anladım kitabı okuyunca.
Anladığım diğer şey de her şeyin bir sınırının olduğu. Bizi aşan şeylere kalkışmak büyük zarar getirir. Tıpkı görünmez adam gibi. Iyi niyetle başlansa dahi sonunun kötü olacağı baştan belliydi. Çünkü o sınırı aşan bir deney yaptı. Geri döndüremedi. Daha da kötü oldu.

Bilim uğruna bir şeyler yapınca iyi niyetle başlansa bile işin sonu kötüye gider. Belki de doğanın dengesini değiştirdiğimiz için kötülükler gelir başımıza. Görünmezlik yapılabilir bir şeydir belki de. Bu kitapta anlatılan yol çok mantıklıydı. Ama yapılırsa da sonuçları çok fena olur. Tıpkı nükleer santral kurmak için ağaçları kesmek doğayı tahrip etmek ve sonucunda kötü şeylere sebep olmak gibi. Canlı klonlamak gibi. Besinlerin DNA'sını bozup yiyen insanlarda hastalıklara sebep olmak gibi.

Benim anladığım  şu: Bilim mükemmel bir şey. İstediğimiz şeyi yapabiliriz. İnsanlari doğayı değiştirebiliriz ama bunun bir sonucu olacak elbette. Her etkiye tepki verilir. Doğanın dengesini bozmanın sonuçları çok ağır olur. O yüzden ne yaparsak yapalım her şeyin sınırını bilerek yapalım . Ödeyemeyeceğimiz bedellere sebep olmayalım. Kısacık ömrümüzü insanlığa ve doğaya faydalı olarak geçirelim. Bizim için yaratılmış bu mükemmel dünyayı cehenneme çevirmeyelim.

Görünmez Adam kitabının filmi de yapılmış tabii ki. Izleyebilirsiniz. Ben daha izlemedim. Eski zamanda yapıldığı için siyah beyaz diye biliyorum filmi. Izleyenler yorum bırakabilir =)


~Amaril~

17 Ağustos 2018 Cuma

LEKELİLER - SARAH DALTON


Çok fazla bilinmeyen bir serinin ilk kitabi Lekeliler.
Günümüzden yıllar sonra Genetik Geliştirme Bakanlığı mükemmel klonlar oluşturur. En güzel, en yakışıklı, en etkileyici insanlar ortaya çıkar. Sonra bu gittikçe artar ve gerçek insanları genleri değersiz bir Lekeli olarak ilan ederler. Dünyayı mükemmel klonlar ele geçirir.

İnsanları değersiz gördükten sonra çok daha iğrenç şeyler yaparlar. Gerçek insanların eğitim hakkını, çocuk doğurma hakkını , aile kurma hakkını ellerinden alırlar. Kısacası onları belli bir yaşa gelince kısırlaştırıp akli dengelerini de bozarlar ve normal yaşama hakları olmaz.

Labaratuvarda üretilen klonlar, doğal insanları hizmetçi olarak görür ve kullanır. Çok ilginç bir olay cidden. Şu anda dünyada klon yapmak her ülke tarafından yasak ama böyle bir şey olsaydı tıpkı bu kitaptaki gibi olurduk biz insanlar. Okurken hep kendimi o dünyada hissettim ve iğrendim böylebir zihniyetten. Her şey yapay ve sahte. Yapay ve sahte olan güzellikler  doğal güzelliğin önüne geçmekle kalmayıp onu esir ediyorlar.



Mina Hart da Lekeli bir kız. Babası ile yeni bir yere taşınıyorlar. İlk defa arkadaş buluyor. Angela diye birisi ve onun üvey kardeşi Daniel. Üstelik yeni okuluna gelir gelmez dikkatleri üzerine çekiyor. Mina ezilmeyi istemeyen hakkını aramak isteyen biri ama kanunlar izin vermiyor buna ve o da mecburen susup hizmetçilik yapıyor. Sebastian diye bir klon Mina’nın çevresinde geziniyor. Aşk üçgenlerini hiç sevmem ve bu kitapta biraz vardı. 2.kitabı kayıplarda bu durum azalmaya başladı tabii. Bu durumu yok sayarsak sevdiğim bir kitap oldu.

Mina'nin herkesten gizlediği bir sırrı var. Babası biliyor sadece. Ama sonradan arkadaşları da öğreniyor. Süper gücü var ama ne olduğunu demeyim. Kayıplar kitabında bu güçlerle alakalı çok daha fazla şey öğreniyoruz. O kısımlar güzeldi.
Mina, Angela, Daniel kitabın sonlarına doğru yaptıkları bir şey yüzünden cezalandırılacaklarını fark edince Klanlar diye bir bağımsız bölgeye kaçmaya çalışırlar. Klanlar'ı bilen fazla kişi yoktur. Hem orayı bulmaya çalışırlar hem de peşlerindeki katil klonlardan kurtulmaya...

Kitap güzeldi sürükleyiciydi. Kayıplar kitabını da okudum. Son kitabı Özgürler i daha okuyamadım. Fazla bilinmeyen ama güzel vakit geçirebileceğiniz distopik bir seri arıyorsanız tam size göre Lekeliler serisi.

Kitabın isimleri konularıyla çok uygun. Kapak resimleri de etkileyici.

Günümüzde robotlar yapılmaya başladı ve yakında hissedebilen bir robot dahi yapılabilir. Belki de insanları robotlar yönetecek. Bu durumdan korkmaya başladım. Robot olmasa dahi bağımsız okyanus adalarında üretilen mükemmel klonlar da dünyayı ele geçirebilir. İnsanlar bunları niye yapmak ister anlamıyorum. Her şeyin doğalı en iyisiyken neden yapaylık ilgi çekici gelir ki?

Kitap boyunca bunu düşündüm cidden. Mina gibilerinin hiç hakkı kalmamış. İnsan gibi olamıyorlar özgür davranamıyorlar. Böyle bir dünyada asla yaşamak istemem. Çünkü insan demek özgürlük demek. Herkesin kişisel özgürlüğü var. Sevdiği seçmediği şeyler var. Hayalleri hedefleri var.
Dilerim ki hiçbir zaman böyle esir olduğumuz bir hayata mahkum olmayalım.

-Amaril-

6 Ağustos 2018 Pazartesi

DİZİ YORUMUM // 3%


İsmi dolayısıyla ilgimi çeken ve fazla bilinmeyen bu Netflix dizisini yorumlamak istiyorum. Netflix dizilerini duymayan yoktur. Çok ilginç konuları olan diziler var. Bazıları sosyal medyada abartıldı ama bu dizi fazla bilinmiyor. Bende tanıtmak istedim.

Uzak bir gelecekte Brezilya ikiye bölünmüş. Kara ve Açıklar olarak. Kara halkı aşırı derecede fakir. Açıklar ise lüks hayatın olduğu, seçilmiş bilim insanlarının yetiştiği bir yer. Dizinin orijinal dili Portekizce.

Konusu ilginç. Distopik bir gelecek var evet. Dünyaya ne olduğu neden bu hale geldiklerine pek değinmiyor.

Karadaki insanlara her yıl yapılan Süreç ile birlikte Açıklar’a geçme hakkı veriliyor. Bu hiç kolay değil . Türlü sınavlardan geçiyorlar.  Zeka, kurnazlık, grup çalışmaları, fiziksel güç, psikoloji vb her şey ölçülüyor. 20 yaşına gelen Karalilara bu hak veriliyor ve sadece %3 ü Açıklar’a geçmeye hak kazanıyor. Geçemeyenler karada kalıyor ve bir daha katılamıyor.

Düşünün. Çok fakir bir yerde yaşıyorsunuz. Elinizde imkan yok. Iyi bir hayat için tek bir şansınız var. Geçmek için hazırlamanız gerek ama onun için bile imkan kısıtlı. Süreçe giriyorsunuz eğer geçerseniz mükemmel bir hayatınız olacak ama tekrar oraya dönme şansınız yok. Sevdiklerinizi, ailenizi geride bırakacaksınız yani. Geçemezseniz de ömür boyu fakirliğe mahkum kalacaksınız. Yapacağınız tek güzel şey çocuk yapmak. Ama çocuğa bakmak bile sıkıntı olacak. Iğrenç derecede zor bir hayat bekleyecek sizi.



Michele, Fernando, Rafael, Joana, Marco baş roldekiler. Bunların hikayesi işleniyor her bölümde ayrı ayrı. Tabii Süreç Lideri de var Ezequiel.

Böyle bir sistem olur da karşıtı olmaz mı? Dava var. Dava Süreç'e karşı ve sürekli eylemler yapmaya çalışıyor.

Genelde distopyada suçlu tarafi hemen anlarız değil mi ? Bu dizide anlayamadim. Hangi tarafın amacı iyi anlayamadım. Çok karışıktı. Özellikle 1.sezon sonlarinda kafam iyice karıştı. Ezequiel yüzünden. Tabii ben Dava'yı mantıklı buldum. Eğer ki açıklarda imkan varsa daha fazla geliştirilip tüm insanlar için faydalı olabilir. Zaten zengin taraf genelde birilerinin hakkının yenildiği taraf olur ya. O yüzden Süreçin bitirilmeye çalışılması mantıklıydı . 2.sezonda bu konudaki fikrim gelişti. İzledikce o ortamı daha iyi anlıyorsunuz.

Bölümler sürükleyiciydi. Gençlerin sınavları çok zordu cidden. Özellikle son bölümde çok acımasız davranılmıştı. Fazla acımasız.

Sınavları geçemeyenlerin bazıları yaralanabilirmiş veya ölebilirmiş. Bunları da gördük. Yani böyle olacağını tahmin ettim ama bu kadar fazla beklemezdim. Mutlaka 1.sezon sonuna kadar diziye şans verin. Sonra zaten izlemek istersiniz.1.sezon sonunda o çok bahsedilen Açıklar ‘ı flu bir şekilde gördük. 2.sezonda orayı ayrıntılı gördük.


Bence dizinin konusu ilginç. Karakterleri tam sevemeyebilirsiniz. Hepsinin ayrı ayrı kusurları var bu iyi olmuş ama. Daha gerçekçi.

Michele ve Rafael Davanın insanları. Böyle Süreç içinde Dava olunca daha da keyifli oldu izlemesi. Ilk başlarda hiçbir şey anlamazsinız belki ama sonra dediğim gibi anlarsınız. Zaten 2 sezon toplam 20 bölüm falan. 3.sezon onayi da aldı sanırım.

Fernando tekerlekli sandalyede. Küçükken geçirdiği kaza yüzünden bu şekilde. Zekası yüksek olduğu için testlerde başarılı oluyor.

Joana hic sevmediydim ama sonra biraz alıştım. Sadece kendini düşünüyor. Biraz garip biri.

Marco da ailesi hep Açıklar’a girdiği için kendinin de gireceğine emin ve bunu başarmak için yapmayacağı hiçbir sey yok.

Ezequiel’in hikayesini öğrenince çok üzüldüm. O adam hakkındaki ilginclikler bitmiyor 2.sezonda da var garip bir şey.

Izlerken dehşet içinde kaldığım yerler oldu. Insanlar daha iyi bir hayat için her şeyi yapar. Katil olmak dahil. Bunu çok net gördüm. Cidden günümüz dünyasıyla örtüşen yerleri vardı. Evet bu bir kurgu ama ne olursa olsun insan hep aynı. Kendisinin kazanması için her şeyi yapacak kadar zalim olabilirler.

Evet kıyasıya bir yarış, dramatik olaylar, acımasızlıklar izlemek isterseniz tam size göre. Bazıları bütçesi düşük falan demiş de o kadar da kötü değildi ya. Fazla şey beklemeden açın izleyin. Yaz bitmeden bakın bence. Boş zamanlar için güzel bir dizi.

-Amaril-

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...