29 Ocak 2018 Pazartesi

PİANO PİANO BACAKSIZ (EVİMİZİN İNSANLARI) – KEMAL DEMİREL

piano piano bacaksız alıntı ile ilgili görsel sonucu

Okurken düşündüğüm, her kelimesini hissettiğim sımsıcak bir kitaptı.
1930’lu yıllarda çocuk olan Kemal Demirel o zamanki dünyasını anlatmış. Kendi çocukluğunda iz bırakan iki adam: Senai Abisi ve Kerim Dayısı.

Bir evin içinde her odada ayrı aile kalan, o zamanları anlatıyor. Değişik insanları, yoksulluğu, çocukluğun saflığını…

İkisi de tüm hatalarına rağmen gerçekten yüreği güzel insanlardanmış. Dünyadaki tüm acımasızlığa ve yoksulluğa rağmen insan kalabilmişler.

Herkesin okumasını tavsiye ediyorum. Mutlaka bu iki güzel adamla tanışın. Eminim ,bana olduğu gibi, size çok şey katacaklar. Sizi çok düşündürecekler.

O eski zamanlarda yaşam çok başkaymış. İnsanlar daha samimi, daha masum, daha fedakar, daha cömertmiş. Sevgi varmış bir kere. Gerçek sevgiden bahsediyorum. Uğruna tüm sıkıntılara katlanılan, tüm acılara gülümseyerek bakılabilen sevgi. Emek verilen sevgi…

Şimdikiler gibi sosyal medyaya fotoğraflar atıp, orada burada gezerken, pahalı kıyafetler giyip, pahalı yemekler yerken bin çik siviyirim denilen sevgiler değil.!! Basite alınan, her şeye çıkar ve zevk gözüyle bakılan sevgililik değil.

Yıkık dökük evde yaşarken, kuru ekmek yerken, hatta bazen yiyecek bile bulamazken, parasızken, yırtık kıyafet giyerken yaşanılan o güzel sevgiden bahsediyorum. Senai Abi ve karısı Feriha ablanınki gibi bir sevgi. Ne de güzellermiş…

Merhaba uzun bir zaman sonra tekrardan ☺😊 bugün dershanem tatil ve bende uzun zaman önce okuduğum bu güzel kitabın yorumunu paylaşacağım blogta. Şu an yazıyorum 😀 gerçekten çok sevdiğim bir kitap. Gerçekten yaşanmış şeyler yani Kemal Demirel'in çocukluğu anlatılıyor. Kendisi çocukluğuna iz bırakan Senai Abisi ve Kerim Dayısı'nı anlatmış. Onlara mektuplar yazarak geçmişi yad etmiş ve bence çok samimiydi. Çok harika bir kitap benim yüreğime dokundu. Ama asıl yorumum için bloğa bekliyorum sizi. Çünkü bu kitaptan öğrendiğim, hatırladığım veya anlatmak istediklerimi anlatan o alıntıları paylaşacağım. 😄
Bu arada tesbih ve kolye annemin el emeklerinden... Çok beğeniyorum bunları yaa😄😂😊☺ .
#kitap #kitaplariyikivar #bookstagram #book #blogger #blog #pianopianobacaksız #evimizininsanları #kemaldemirel #pupayayınları #okumakgüzeldir #oku #eski #geçmiş #tesbih #kolye #kanavicekolye #elemegi #elemeği #anne
(İnstagrama koyduğum fotoğraf)
(Tesbih ve kolye annemin el emeği)
(böyle samimi bir kitabın yanına el emeği ürün yerleştirmek daha iyi oldu)

***Zaten önemli olan da yoksulluk içinde, elinde hiçbir şey yokken sevmek, umut etmek ve mutlu olabilmek değil mi?

Şimdi her türlü imkanımız var ama yine de şikayet ediyoruz. Yanımızda sevdiğimiz insanlar olduktan sonra ya kuru ekmek yemişsin ya kral sofrası fark eder mi?
Hayatımıza anlam katan da bana göre sevdiklerimizle yaşamayı bilmek. Her anı dolu dolu yaşayabilmek. Geçmişi ya da geleceği düşünmeden. Şimdiyi yaşamak.

Hayat kısa ve sevdiklerimizle yaşamak için daha neyi bekliyoruz? Sonra mezarı başında pişman olmayı mı? Neden sevdiklerimizden ayrıyız? Neden her şeye engel koyuyoruz? Ben onunla yoksulluğa, acıya bile varım dediğimiz insanlar neden hep uzağımızda, neden onlarla konuşmuyoruz? İnsan diyorum çok umursamaz…

Peki ya dolandırıcı olduğu halde, kendi gibi yoksul herkese para bulunca dağıtan ve insanların düşüncelerini önemsemeyen (yani kendine iyi veya kötü demeleri bakımından) Kerim Dayı nasıl bir adammış?

 Eskinin dolandırıcısı bile merhametli düşünceliymiş ya!

Eskiden kötü şeyler yapan insanlar bile yüreği temiz insanmış. İnsana insan olduğu için değer veren, insan olduğu için seven insanlarmış.

Oysa şimdi herkes sahte. Herkes birbirinin kuyusunu kazmaya çalışıyor. Gerçekten seven çok az. Herkes kendi çıkarını düşünüyor.

Dolandırıcı deyince insanlar hemen ön yargıyla bakar. Oysa adam kimsenin yapmayacağı şeyleri yapmış. Kendisi kaybetmek yoksul yaşamak pahasına bile olsa herkese yardım etmiş. Yüreği güzel, insan Kerim Dayı.

Gerçekten çok ilginç bir adammış ya Kerim dayı. Bazı absürt veya ironi davranışlarına otobüste okurken sesli gülmemeye çalışıp tebessüm ettiğim çok oldu :)

Öyle insanlar gerçekten yaşamışlar. Kerim Dayıya çok şaşırdım cidden. Ne tuhaf adammış. Herkese bakmayı sorumluluk edinmiş. Para kazandığı an çevresindekilere vermiş hep. Şimdi hangi insan yapıyor senin yaptığını Kerim dayı? Sırf insan olduğu için önemser ayırt etmeden yardım edermişsin.

Şimdiki insanlar öyle mi?

Çoğu insan açgözlü, bencil.! Her şey benim olsun diyorlar. Komşusunun durumundan bile haberdar değiller. Oysa kerim Dayı komşularını kendinden çok hatta onlardan çok düşünürmüş. Onları adeta bir baba gibi korumuş, para vermiş, açlıktan kurtarmış. Ne cömert adammış…

Mutlaka herkes okusun. Tatsın o eski zaman insanlarını. Tüm yoksulluğa rağmen huzuru, sevgiyi, cömertliği önemseyen o ev insanlarını görün. Yazarın samimi dili de çok güzeldi. Hissedin her bir kelimeyi…

***Kitabı okurken sık sık eskilere gittim ben de. Gecekonduda yaşadığımız o sıcak günlere. Evet bir zorluğu vardı elbette ama yine de sıcaktı her şey. Daha bir samimiydik. Anneannemle ve annemle sacda ekmek yapışlarımız, sobanın üzerinde kestane yapışlarımız, ekmeği sobada kızartıp üzerine tereyağı sürüşümüz, çamurda ve toprakta oynamalarımız, dedemin bahçeye bizim için kurduğu salıncakta sallanmamız, tüm ailenin bir arada olduğu Ramazan ve Kurban Bayramları, kurbanı keserken ailecek o günü  mutlaka birlikte geçirişimiz, kuzenlerimle geç saatlere kadar evcilik oynamamız, kardeşimle sabah erkenden kalkıp akşama kadar evcilik oynamamız ve çizgi film izlememiz, yaz akşamları komşularla dışarda oturuşumuz ve saklambaç oynamamız, kışın hep beraber kar yağdığında karla oynamamız, kalabalık ve samimi geçen düğünler, o deli dolu kahkaha ile geçen samimi sohbetlerimiz canlandı hep gözümde. Öyle özledim ki… Öyle güzelmiş ki her şey. Şimdi herkes uzak. Şimdi herkes soğuk. Şimdi Ankara insanları hep yalnız. Şimdi Ankara Yalnızlık Şehri oldu…

Daha güzel ve sevgi dolu bir dünya umuduyla… Allaha emanet olun.


İlgili resim
NOT: Piano piano, İtalyanca'da yavaş yavaş anlamına gelen bir tamlamadır.
NOT: Kitabın filmi de var. Bir gün mutlaka izleyeceğim. => Piano Piano Bacaksız, Tunç Başaran'ın yönetmenliğini yaptığı 1992 yapımı bir film.
-AMARİL-
*ALINTILAR*
“Yüreğimizle yaşadıklarımızı ortaya koymak, düşünerek yaşadıklarımızı ortaya koymaktan ne kadar da zormuş.” – s.9

“Bir akşam ben ders çalışırken babam sessizce yanıma gelip -ayak sesini hiç duymamıştım, iyice dalmışım- beni görünce çok şaşırdım. Yaşamım boyunca babamın beni bir kez daha öptüğünü anımsamıyorum. Bana: "Ders çalışmak çocuğa çok yakışıyor, insan adama benziyor," demişti. Annem de babam da, "Bu bataklığın içinde ne yapıp edip bu çocuğu okutalım," deyip çabaladılar. Gerçekten de ortaokula gittiğim günlerde, babam ceketini satarak karşıladı benim okul giderlerimi. Ben de onlardan kat kat çok sevgi ve saygı duyuyordum okula, okumaya. Ama hiçbir alanda hırsımın olmayışından, insanlarla yarışmak gibi isteklerim de yoktu. Bu yüzden pek çalışkan bir öğrenci olamadım. Dersleri ve öğretmenleri severdim, ama yine ders çalışırken kendime çok acırdım.” – s.41

“Oysa günümüzün insanlarının bir sorunu var: zamanı geçirmek. Sanki yaşamaya mahkum olmuşlar da bu cezalarını nasıl çekeceklerini baş sorun etmişler.”

“Her şeyin sevgi için var olacağı, sevgisiz hiçbir şeyin asla yaşayamayacağı bir dünya içinde var olmak ne mutluluktur...”

“Hangi yaşta olursak olalım kendimize sormalıyız: Neyi yaşamamız gerek, biz neyi yaşıyoruz? Önemli olan bu.”

“çok iyi bilirsin, bir insan ancak bir anı gerçekten yaşarsa, onu her anımsayışında da yaşar.”

“Ama ne kadar anlatırsam anlatayım asıl güzellikler anlatamadıklarım arasında kalacak. İnsan insanı sever, niçin sevdiğine ilişkin bazı şeyler de söyler. Ama gerçekte, sevgisini oluşturan şeyi söyleyememiştir yine de.”-s.93

"İnsanın yoksulu, üstelik çocuksa benim gibi, barıştan yanadır yani umuttan yana."

Uzayla aramız küçüldükçe insanla insan arasındaki boşluk büyüyor. İnsanlar bir araya geldiklerinde neredeyse yeşerten bir yaşama değiniriz diye korkarak sürdürüyorlar ilişkilerini. Başlıyorlar işlerden, yemeklerden söz etmeye, birbirlerine ilginç haberler iletmeye. İnsanların yaşayamadıkları anlar, yaşadıkları boşunalıklar, şu hava boşluğunda bir ağırlık olarak yoğunlaşan olsaydı, biz o ağırlığın altında kağıt gibi yamyassı olurduk. Bu hava içinde yeşertecek tek bir soluk almak bile olası değil. Sanki öyle bir güç oluştu ki bu havada, tüm insanlar birleşse de ona karşı gelemiyor artık. O gücün adı nesnelerden yanalık, insana karşı oluş. İnsanın insanlığı bırakıp, insan dışındaki her şey için uğraş veriyorlar. Bizler iyi yaşadık. Hemde ne koşullarda. Ama birbirimizi sevmekten korkmadık, yaşama teğet geçmedik. Tam göbeğindeydik yaşamın.”- s.84

“Kim çocukların avunmaya gereksinimi yok der de onları hafife alırsa yanılır.O minik yüreklerin salt oyunla avunabileceğini sanmak ne büyük bir yanılgı...”-s.85

 “Bana öyle geliyor ki, ortam ne olursa olsun,kendine saygı duyarak, insanı ve insan onurunu koruyarak yaşamak olası...”-s.62

“Bir bilsen Senai abi,günümüzde insan sorunlarını,aile sorunlarını,evliliklerini.Eşlerin arasında hoşgörünün yaşamadığını,nasıl güçsüz,nasıl dayanıksız olduklarını.Her gün binlerce yuva yıkılıyor çatır çatır.Hem de nerelerde? Büyük büyük binaların üst katlarında,uygarlığın tüm nimetleri arasında.”-s.66

“Mektuplarımda hep senin insan yanından,insana saygından,sevginden söz ediyorum.Ne o zaman,ne de bugün dünyanın pek umrunda olmadı bu kavramlar.Biçimsel ve akıcı bir düzen,sürüp gidiyor öteden beri.”-s.96

"Kerim Dayı ,eline para geçirdiğin zaman har vurup harman savurma , kendine bir iş kur, yeme paramı, " deyince, sen uzandığın yerden , Karadenizli ağzıyla, "Ben çeyif adamıyım, çeyif" diye yanıt verdin. Ama Kerim Dayı, sen bu sözleri söylerken yırtık pantolonun ağından için görünüyordu, ayağında donun yoktu. Söylediğim gibi, sen de başka bir masaldın Kerim Dayı.”-s.64

 “...Hepimiz zorlu geçen bir çalışma gününden sonra yorgun düşmüş, acıkmıştık. Dayımın parasız dönüşünden sonra umut bağladığımız Asiye'den de, dilenci Hatice Nine'den de bir ışık göremeyince, ailece koskoca yuvarlak tahta bir sofranın çevresinde yerlere oturduk; annem, dayım, halam, ben. Sofranın tam ortasına bir avuç tuzla, biraz karabiber karıştırıp koydular, birkaç soğanı yumruklayıp parçaladılar. Koskocaman ekmekler elle bölünerek paylaştırıldı, ortadaki tuz biber karışımına soğan baınlarak yenmeye başlandı. Lüks olarak da adam başına üç zeytin.Zeytini küçük dişlerimle üç-dört parçaya bölmeyi öğrenmiştim. Bu yemek önceleri biraç kez büyük bir iştahla yendi. Ama sık sık yinelemeye başlayınca, "Nedir, dayı, her akşa her akşam bunu yiyoruz," diye sızlandım. Adının 'çoban böreği' olduğunu öğrendiğim bu lezzetli yemeği, yarım yüzyıl sonra bile eski günlerin anısını yaşayıp yine aynı tadı alarak yediğim olmuştur.”

“Yaşamım boyunca, paylaşma ve yaşama uğruna, başta yürekleri olmak üzere neleri varsa ortaya koyan insannlar da gördüm. Bir bekleyiş, bir yaşam çoskusunun beklentisi, özlemi sürdü gitti, bu yalnız cömert yürekler için. Çünkü paylaşmak için, sevmek için bekleyen bu insanların karşısındakiler,tıpkı Nimet'in elindeki ekmek dilimi gibi gördüler yüreklerini ve koymadılar onu yaşama. Kendileri de katıksız kaldılar, katılamadılar yaşama. Çünkü onlar, paylaşılarak yaşamanın verebileceği zenginliklerin bilincinde değillerdi. Çoğunun da tutumu tıpkı Nimet'inki gibi oldu: 'Yaa, sen de benim ekmeğimi yiyeceksin ama...”

“Paylaşmak en çok yaşanan şeydi aramızda. Olanağı var mıydı hiç, birinin biraz parası olsun da,ötekinin aç uyumasına gönlü elversin! Acaba böylesine bir yoksulluk içinde bile böylesine güzel bir uyum ve güzel bir yaşam nası ve neden sürer giderdi, şimdi bile bilmiyorum.”

“Sahip çıkanımız yoktu, bizi savunacak, soru soracak kimsemiz de yoktu. İşimiz Allaha bile kalmıyordu.”-s.30

“Yaşam onu ne güçte bağımsız yaşarsak, o güçte bir derinlik çizer bize.”-s.31
“Pek çok şeyin yokluğu benden hiçbir şey alıp götürmedi. Varlığıysa renklendirip güzelleştirdi çocukluk dünyamı.”-s.39

“Evimizdeki dünya en geniş anlamıyla, yaşamını sürdürmeye çabalayan, didinen insanların dünyasıydı.”-s.55

“İnsan onurunun nasıl önemsendiğini altı yaşımda senden dinledim Senai abi. Nasıl öğrendim onu bilmiyorum. Seni izleyerek sanırım. Yıllar yılı düşündüm: insanlar neden senin ayrımında değillerdi? Sponra gördüm ki bugün de insanlar birlikte yaşadıkları insanların ayrımında değiller. “ –s.66

“Bundan sonra Senai abinin insanlar tarafından nasıl hatırlandığı anlatılıyor. Maalesef insanları hep kötü özellikleriyle hatırlıyoruz. Oysa ki her insanda iyilik vardır.”

“onun adını (Senai abi) barışın insanı koydum, seninkini de (Kerim Dayı) savaşın insanı koymak niyetindeyim. …. Gerçekte hangi söz bir yaşamın tam karşılığı olabılır ki !.. Senin savaşın yaşamak ve yaşatmak için sürdürdüğün savaştı. Nesneleri kapsayan bir savaş…. Sen tüm ev halkının umuduydun, her türlü gereksinmeleri için. Senai abiyse insanın, insanlığın simgesi gibiydi benim gözümde.”-s.71


8 yorum:

  1. Filmini duymuştum ama kitaptan uyarlandığını bilmiyordum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba Şule abla 😊☺☺☺ hoş geldin
      evet ben de kitabı biliyordum. Arkasında da filmi de var yazıyordu baktım galiba ödüle de aday olmuş ama kazandı mi bilmiyorum

      Sil
  2. ooo süper bir tanıtım olmuş , bakarım buna ben :D teşekkür ederim :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bende Teşekkür ederim ☺😊 kesinlikle bakın 😄

      Sil
  3. ay nette filmini izledim güzel filiiiim ama okumadııım :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yaa bence oku ☺😊😊 bende sonra filmi izlerim 😀

      Sil
  4. Eskiden her şeyin olduğu gibi sevgi de daha değerliymiş kıymetliymiş yani, Ahh bazen eskide mi yaşasaydım diyorum... Güzel bir yazı olmuş, emeğinize sağlık bu arada sizi mimledim haberiniz olsun :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aynen ya bende keşke eski zamanlarda yaşasaydım. Şimdi her şey sahte. Sevgiler de eskiden daha samimiymiş 😊 teşekkürler 😀 en kisa zamanda mimi yapacağım 😃😄

      Sil

Değerli Okuyucular:
Lütfen yorumlarınızda küfür, argo ve ahlaksızlık kullanmayınız!!!
Onların haricinde her türlü eleştiriye açığım. :)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...